Tavla ve Satranç

02/08/2007

Alimlerin çoğunluğu tavla oynamamnın haram olduğu görüşündedirler.Bunun haramlığına aşağıdaki hadisleri delil getirirler:
Büreyde (r.a) den rivayete göre, Allah Resulu(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:”Kim tavla oynarsa elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir” (Hadisi Müslim, Ahmed bin Hanbel ve Ebu Davud kaydetmiştir.)
Ebu Musa’dan rivayete göre, nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:”Tavla oynayan Allah’a ve Resulune isyan etmiştir.”(hadisi Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, ibni Mace ve malik kaydetmiştir.)
Said Bin CÜbeyr Tavla oynayanlara rastladığı zaman onlara selam vermezdi.

Satranç onamanın haramlığı haramlığı hakkında hadisler varid olmuştur fakat bu hadslerdebn hiç biri sabit deildir.
İbni Hacer el Askalani şöyle demiştir:”Satrancın haramlığı hakkında sahih veya hasen bir hadis sabit olmamıştır”

Bu yüzden fakihler onun hükmünde ihtilaf etmişlerdir:Kimisi haram sayar, kimide mubah sayar.
Ebu Hanife, Malik ve Ahmed bin Hanbel onu haram sayanlardandır.
Şafii ve tabilerinden bazıları onun haram deil mekrh olduğunu söleyerek şöle demişlerdir:”Sahabeden bir cemaat ve tabiinden de sayılamayacak kadar kimse satranç oynamıştır”
İbni Kudame “el-muğni” adlı eserinde şöle demiştir:
“Satranç da haramlıkta tavla gibidir.Ancak tavlanın haramlığı, hakkında varid olan nasslar sebebiyle daha kuvvetlidir.Fakat Satrançda onun mansına girer.Böylece hakkında hüküm tavlaya kıyasen tesbit edilmiştir.”
Ebu Hureyre Said bin Müseyyeb ve Said bin Cübeyr’in onu mubah ogördüğü nakledilmiştir.
Onlar “Eşyada aslolan mübahlıktır”  kaidesiyle ihticac etmişlerdir.Onu haram kılan ne bir nass varşd olmuştur ne de nassın manasına dahil edilebilir.Bu yüzden mubahlık hükmü devam eder.
Onu mubah sayanlar, Mubahlığı için bzı şartlar koymuşlardır:
1.Dini gereklerden bir vacibi yerine getirmekten alıkoymamalı
2.Kumara karıştırılmamalı.
3.Oyun esnasından Allah’ın şeriatine muhalif şeyler sadır olmamalı.

“islamda Kadın’ın değeri”

İSLAMDA KADININ DEĞERİ

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda

yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

“… Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!” (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

“Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir.” (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerîm’de “en-Nisâ”(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca “Meryem” diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; “en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk” sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması husûsunda annenin rolü çok büyüktür. Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserîsini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır. Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşid-i kâmiller, velîler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedâkârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

“Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz.” (4)

Bu da, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri gösterir

KADININ ERKEĞE, ERKEĞİN KADINA BENZEMESİNİN MEN’İ

Buhârî «Sahîh» inde İbn-i Abbas (r. anhüma) nın şöyle rivayet ettiğini nakleder:

لعن رسول الله صلى الله عليه وسلم المتشبهين من الرجا ل بالنساء والمتشبهات من النساء بالرجال.

«Resûlullah (s.a.v.) erkeklerden kadınlara benzeyenlerle kadınlardan erkeklere benzeyenlere la’net etti».

Hâfiz “Feth” de Taberî’den naklen der ki: Erkeklerin kadınlara mahsus giyimde, ziynette onlara benzemeleri câiz değildir. Aksi değil… Yine, İbnü’t-tin’den naklen der ki: «Bu hadiste la’netten kasdedilen, erkeklerden kadınlara kılık kıyafet (umumi görünüm) de benzeyenlerle, kadınlardan erkeklere aynı şekilde benzeyenlerdir».

Eş-Şeyh İbn-i Ebî Cemüre de der ki: «…Benzeyenlere la’netin hikmeti, bir şeyi Allah’ın verdiği, halkettiği sıfattan çıkarmaktır. Takma saç (peruka) takanlar hakkında; Allah’ın yarattığını değiştirenler, sözüyle buna işaret edilmiştir»;

Buharî’de İbn-i Abbas (r.a.) dan şöyle rivayet edilir; «Resûlullah (s.a.v.) (söz ve fiillerinde, hareketlerinde) kadınımsı erkeklerle, erkeğimsi kadınlara la’net etti». Aynî Buharî şerhi’nde Kirmânî’den naklen der ki: «Erkeğimsi demek, söz ve fiillerinde kadınlara benzeyendir. Bu bazan yaradılışca (ahlâk itibariyle) olur, bazan da isteyerek ve zorlayarak olur. İşte bu son zem ve la’net edilmiştir, birincisi değil».

Şüphesiz ki, erkeklerin kadınlara tam benzemesi, sakalı kesmekle olur. Bu benzeme elbiseyle ve başka şeyle benzemenin fevkindedir. Çünkü erkeğin sakalı, erkekle kadın arasında birinci (lik) alâmet-i fârika ve en büyük ayırıcı özelliktir. Bu herkesce malûm, müşahede edilen bir durumdur. Kendi kendini aldatmak. isteyen, hevâ ve hevesine uymayı arzulayan, Allah’ın kendisine yaratıp lütfettiği güzel erkeklik şeklini, değiştirip kadınlaşma düşünce ve niyetinde olanlar bunu inkâr eder. Nitekim örgülü uzun saçlar (zülüf) kadınların süsü, güzelliği olduğu gibi; sakal da erkeklerin güzelliği ve erkekliğin alâmetidir. İşte., Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şu sözüyle buna işaret buyurmuşlardır:

سبحان من زين الرجال با للحى والنساء بالذوائب.

«Erkekleri sakalları ile, kadınları da örgülü saçlar (zülüf) ile süsleyen Allah’ı tesbih  ve tenzihde bulunuruın.» (Künûzû’l-Hakâik, Münavî. - Hâkim’e nisbetle).

Neseî de mevcut rivayete göre, Resûlullah (s.a.v.) kadınların başlarını tıraş etmesini nehyetmiştir.

Erkeğin sakaklını tıraş etmesı de, kadının başını traş etmesi gibidir.

Bundan dolayıdır ki, Hanefî fıkhının «Dürr-i Muhtar» kitabında şöyle denir: Mücteba’ya göre, saçını kesen kadın yasak bir fiilde bulunup günahkâr olarak la’net olunmuştur. Bezzâziyye de ilâve etti ki: «Bu, kocanın izniyle (isteğiyle) dahi böyledir. Zira, Allah’a isyan hususunda kula itaat olunmaz». Bundan dolayı, erkeğe sakalını kesmesi haramdır. Burada esas olan mâna (maksad), erkeklere benzemedir».

Ben derim ki: Erkeğin sakalını kesmesinin haramlığında esas olan mana, kadınlara benzemedir. Şayet kadının sakalı çıksa kesmesi emrolunur. Nitekim, hadis şârihleri ve fukahadan fetva sahipleri böyle açıklamışlardır. Sakallarını kesenleri Allah Teâlâ kadın olarak yaratmadığı gibi hünsa olarak da yaratmamştır. Pilakis onları erkek olarak yaratmış, onlarda erkeklik ve recüliyyet alametleri bitirmiş; fakat onların kendileri kadınımsı olmuşlar; «…Erkeklerden kadınlara benzeyenler…» hadisinde gelen şiddetli vaid (tehdid) e dahil olmuşlardır. Allah Tetâlâ hepimizi fazlı ve keremiyle fitnenin açık ve gizli sapıtıcı âmillerinden muhafaza buyursun. Amin.

Hanımlar lütfen okuyun!

Rahmet peygamberi (s.a.v) mümin bir kadının temel görevlerini ve kocası ile anlaşamadığı zaman yapacağı işi şöyle analtmıştır: Allaha inanan mümin bir kadının, kocasının evine onun  istemediği kimseye izin verip içeri alması helal değildir.
Yine kocası istemediği halde ondan izinsiz dışarı çıkması, kocası hakkında olumsuz şeyler söyleyen bir kimseye itaat etmesi, kocasının yatağını terk etmesi,kocasını dövmesi de helal değildir.
Kadın kocası ile çekiştiğinde kocası kendisine bir taşkınlık ve haksızlık ederse, gelip kocasıyla barışsın ve onu razı etmeye çalışsın.Eğer kocası onun sözünü kabul eder ve barıişırsa ne güzel.Allah bu kadının özrünü kabul eder ve yüzünü ağartır. o gerekeni yapmış olur,kendisine bir günah yazılmaz.Fakat koca razı olmaz ve barışmazsa kadının yapacağı bir şey kalmamıştır. o Allah katında mazurdur;vebal kocaya aittir.
Lütfen hanımlar! Peygamberimizin nasihatlerine dikkat edelim.   

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com