İnsanı küfre düşürebilecek sözler

04/29/2007

SORUMSUZCA SÖYLENEN SÖZLER

       1-ALLAH’sız demek
       2-Seni ALLAH kadar seviyorum demek
       3-Burada ALLAH yok,peygamber izinde demek
       4-O adamı ALLAH unuttu demek
       5-Din ayrı dünya ayrı demek
       6-İslamın canlanması mümkün değil demek yani islamı yaşamadıktan sonra çaba göstermedikten sonra bunu diyenlerin kendileri ölüdürler
       7-Müslümanca yaşamanın zamanı geçti,doğru olursan aç kalırsın demek
       8-Gözümle görmediğime inanmam diyenler”İMAN GAYBİDİR”
       9-Ne biçim kaderim varmış demek
      10-Sen televizyonun sesini aç ben şaşışırmam demek ”Namazlarda müminler üç şeyle ALLAH’a teveccüh ederler 1-Hudu-u kalp(kalp huzuru),2-Zikri lisan(dili ile zikrederek),3-Ta’zimi cismai(bedeni ile saygı)namaz kılarken bu üç maddeye dikkat etmeliyiz”
     11-İlim karın doyurmaz,bana yiyecek lazım demek
      12-İlim yetmez,seninle cennete girmem demek
      13-O işi yaptımsa kafir olayım demek
      14-Falan kimse eceli ile ölmedi demek
      15-ALLAH yazdıysa bozsun demek
      16-Tanrım beni baştan yarat demek
      17-İşimiz ALLAHa kaldı demek
      18-Müslümanlık örtünmekmidir sen kalbine bak o örtünenler neler yapıyorlar…

   Bu gibi sözler sorumsuzca söylenen sözlerdir.Bu sözleri çoğaltmak mümkündür.Dünya şaşasına kendini kaptırmış nefsinin kölesi haline gelmiş insanlara ”Bak müslümanım diyorsun,hayatında müslümanlıktan eser yok” dediğiniz zaman cevapları hazırdır ”şartlar inancımızı yaşamaya engel oluyor,ister istemez böyle yaşamaya mecburuz” derler bunlar nefsine yenik düşmüş insanlardır.

               MÜSLÜMAN İNSAN KONUŞMASINA DİKKAT EDENDİR…

ALLAH’ı ve ALLAH’ın Rasûlünü Sevmek

بســـم الله الرحمن الرحيم

  ALLAH’ı ve Rasûlünü sevmek, imanın en önemli temel ve gereklerindendir. Hatta din ve iman amellerinden her amelin esasıdır.

Nitekim bunu doğrulamak, din ve iman sözlerinden her sözün de esasıdır.

Alemdeki her hareket ancak sevginin sonucu olarak meydana gelir. Bu sevgi, ya övülen ya da yerilen bir sevgidir. Bu konuyu “büyük kaideler” başlığı altında yerinde detaylı olarak açıkladık.

Dinsel imanla ilgili bütün ameller ancak övülen sevginin ürünü olarak meydana gelir.

Övülen sevginin aslı da, ALLAH’ı sevmektir. Çünkü yerilen sevmenin ürünü olarak meydana gelen ameli ALLAH salih amel olarak saymaz. Onun için din ve imanla ilgili bütün ameller ancak ALLAH sevginin ürünü olarak meydana gelir. Zaten ALLAH ancak rızası için yapılan amelleri kabul eder.

Sahih hadiste Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu belirtilir:

“Yüce ALLAH şöyle buyurur: Benim ortaklığa hiçbir ihtiyacım yoktur, kim işlediği bir amele benden başkasını ortak ederse, ben ondan beriyim ve bütün ameli ortak ettiği kişi için olur”. (Müslim (4/2985), İbn Mâce (2/1405)

Cehennemde yakılacak ilk üç kişinin gösteriş için Kur’an okuyan, gösteriş için cihad yapan ve gösteriş için sadaka veren kişiler olduğu sahih hadiste belirtilmiştir.

“Riyakar okuyucu (gösteriş için Kur’an okuyan), riyakar mücahid (gösteriş için cihad yapan) ve riyakar (gösteriş için) sadaka veren” (Müslim (3/1905) Ahmed (2/322)

…EDEP…

EDEP

Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir.

Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir.

Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır.

Edep, fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır.

Edep, Cenab-ı Hakk’ın ve varlıkların haklarını güzel korumaktır.

Edep, hayalı ve vefalı olmaktır.

Edep, pişman olunacak şeyleri yapmamaktır.

Kısaca edep, güzel ahlâktır.

Güzel ahlâk ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge ve istikamet denir.

Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl seviyesini gösterir.

KALPTE NE VARSA, YANSIYAN ODUR

Ahlâk, kalbin içindeki şeylerin dışa yansımasıdır. Herkes, davranışları ile fıtratında gizlenen sıfat ve kabiliyetleri ortaya koyar. İnsanın davranışlarını yönlendiren merkez kalptir. İnsanın dili, eli, gözü, kulağı, ayağı ve diğer azaları kendi başına bir iş yapmaz. Bu organlar nasıl hareket edeceğini bilmez ve belirlemez. Hepsi memurdur, amirleri kalptir.

İnsanın iradesiyle yaptığı bütün işler kalbin emrine ve yönlendirmesine göre yapılır. Yapılan her iş kalbin meylini, muhabbetini, irade gücünü, tercihini ve aklın seviyesini gösterir.

Kalbi sıhhatli ve güzel olan kimsenin işleri sağlam ve güzel olur. Kalbi hasta olan kimsenin ise, işleri sakat ve bozuk olur.

İnsanın davranışlarındaki bozukluk, kalbinin inkâr, gaflet ve günahla manen hasta oluşundan kaynaklanır. Kalp, Yüce Yaratıcı’yı tanımakla sıhhat bulur, güzel bir tevbe ile manevi hastalıklardan kurtulur. ALLAH sevgisiyle kuvvetlenir, zikir ile huzura erer, edeple süslenir, ibadet ve itaatla güzel olur.

Bir kul,Yüce Rabbi’ni ne kadar tanırsa o derece sever, sevgisi kadar zikreder, bu zikri hayatına yaydığı kadar edepli olur. Böyle olunca da herkes Yüce ALLAH’ı ne kadar tanıdığını ve sevdiğini davranışları ile ölçebilir.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kalbin konumunu şöyle belirtmiştir:

“İnsanın vücudunda bir yer var ki, orası güzel olursa bütün beden güzel olur, bozuk olursa bütün beden kötü olur. Dikkat edin o kalptir.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace)

EDEP, SAFİ GÜZELLİKTİR

Gerçek mümin, kalbini bir olan ALLAH’a bağlamıştır. Biricik hedefi O’nun rızasıdır. Müminin hedefi gibi hayatında da birlik vardır; iki yüzlülük yoktur. Mümin iki farklı halde bulunmaz, bir doğru bir eğri konuşmaz; sabah iyi akşam kötü olmaz.

Edep ve güzel ahlâk bir bütündür. Edepli insanın bütün işleri, ibadetleri, hal ve hareketleri güzeldir. Onun her şeyi temizdir. Sevgisi her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Edepli müminin Yüce ALLAH’tan aldığı terbiye, hayatının her safhasında kendisini gösterir. Bu terbiye içinde onun sevgisi ve dostluğu kadar, kızması ve kavgası da güzeldir. Çünkü kızması ALLAH içindir. Kavgası da edep içinde olur.

Bir insanın gerçek yönü ve olgunluğu dar ve zor anlarda belli olur. İnsanın kavgasını ve haksızlığa karşı davranış biçimini görmeden hakkında iyi veya kötü dememelidir.

Edepli insan, hakkını ararken hak yemez. Kendisini savunurken, düşmanına haksızlık etmez. Haksız ise, nefsine yan çıkmaz, hakka boyun eğer, karşı tarafı tasdik eder. Haklı ve güçlü iken yapacağı iki şey vardır. Ya af, ya adalet. Ötesi, edebe sığmaz.

Edepsiz insan ise haksız iken kendisini haklı göstermeye çalışır. Zalim iken kendisini mazlum gösterir. Alacağı bir ise bin ister. Susacağı yerde cazgırlık eder. Edepsiz insana dost olmak da düşman olmak da zordur. Onunla hiçbir şeyin tadı tuzu yoktur.

Bazı insanların dışı hoştur, ama içi boştur. Bu kimseler, insanların gördüğü işlere çok önem verirler, fakat işin asıl kısmını ihmal ederler.

Dengeli mümin ahiret işleri gibi dünya işlerini de güzel yapar. İbadeti güzel, işi bozuk olan kimse örnek insan değildir. Onda noksanlık ve hastalık vardır. Kılık kıyafetine ve dünya işlerine son derece dikkat edip de, kalbini ihmal eden, ahiretini unutan ve ibadeti önemsemeyen kimse de dengesizdir, noksandır.

GÖRÜNTÜ GÜZEL AMA…

Bir kısım insan, kibar, temiz ve sevimli gözükmek için bütün imkanlarını kullanır. Giydiği elbisede ufak bir bozukluk, yırtık, kir ve toza tahammül edemez. Onu düzeltmeden rahat edemez. Fakat aynı insan, yalan, iftira, alay, dedikodu, küfür, hakaret gibi dilinin bozuk konuşmalarından hiç rahatsız olmaz. Yaptığı çirkin işlerden kurtulmak istemez. İçindeki kibir, bencillik, haset, inkâr, gösteriş, hırs, tamah, şehvet, şöhret, korkaklık gibi kötü huylardan temizlenmeyi düşünmez. Bu durum da dengesizliktir. Yapılan işler ise haramdır.

Edepli insanda yalan ve yapmacık işler olmaz. İşi yapmacık ve gösteriş olan kimse, imanın tadını tadamaz. Çünkü bunlar münafıkların sıfatıdır. Bazı insanlar gelip camide Hakk’a ibadet ederler, çıkıp çarşıda halka ihanet ederler.

Bazıları namaz kılarken boynunu büker, tam bir huşu görüntüsü verir. Görenler kendisine hayran olur. Fakat kıldığı namaz, ALLAH katında azap sebebi olur. Çünkü o anda kalbi namazda değil, insanların bakışındadır. Niyeti ALLAH’ın rızası değil, halkın övgüsüdür. Bu da bir dengesizliktir. Bir çeşit münafıklıktır. İçi başka dışı başka olmaktır. İbadeti nefsin keyfine kullanmaktır. Şeklen gözel gözüküp, aslen bozuk olmaktır. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, ümmetini bu halden şiddetle sakındırmıştır. Bir gün, “nifak olan huşudan ALLAH’a sığınınız” buyurdu. Sahabe, “nifak olan huşu nasıl olur?” diye sordular. Efendimiz s.a.v. buyurdular:

“Bedenin huşu içinde gözüküp kalbin nifakla dolu olmasıdır.” (Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya; Suyutî, Camiu’s-Sagir)

Bu hal kâmil müminin sıfatı değildir. ALLAH dostları en fazla bu tiplerden rahatsız olurlar. Güzel kulluğun ve ahlâkın temelinde ALLAH rızası vardır. Niyet hak olmazsa, ibadet ihanete dönüşür. GERÇEK EDEPLİ KİM?

Edepli ve dengeli insanın ibadeti gibi ticareti de düzgündür. Kalbi gibi dili de doğrudur. Niyeti gibi işi de sağlamdır. Gönlü gibi elbisesi de temizdir. Dostluğu gibi düşmanlığı da mertçedir. Edep onun için bir meleke haline gelmiştir. Edep, meleke haline gelirse güzel ahlâk olur.

Yakınları ile bir gün iyi geçinip, diğer gün yaka paça olan insan dengeli değildir. Bir komşusu ile iyi geçinip diğerine zahmet veren kimseye iyi müslüman denmez. Fakirlik günlerinde herkese merhaba ederken, zengin olunca eski dostlarına selam vermeyen kimse mertlikten mahrumdur.

Edepli insan, iyi-kötü diye insan seçmez, herkese karşı edepli davranır. O, karşısındaki insanın davranış seviyesine göre değil, kendi terbiyesine göre muamele eder. İnsanlar bir yana hayvanlara bile zulüm etmez. Edepli insan başkasından zarar görebilir, fakat başkasına zarar vermez. Birileri onu aldatabilir, fakat o kimseyi aldatamaz

Salat-ü Selam Getirmenin Faydası

Üfyan-ı sevri Beytullah’da tavaf ederken, bir zatın sadece selatü selam getirdiğini ve ayağını kaldırdığında ve yere koyduğunda birer selat-ü selam söylediğini görür.
Süfyan-ı sevri sorar: ” Nedir bu halin ey insan! Başka dua bilmez misin sen? ”
Genç adam: ” Madem sen bu memlekette garipsin, sana durumu anlatayım” der.

Ben, babamla beraber Hicaz’a gelirken yolda babam öldü; cenazesini gömmeden, akşama yakın, babam yanımda iken ağladım, sızladım, uyku galip geldi, bir ara uyudum. Babamın yüzü simsiyah oluverdi. Simsiyah olan babamın yüzünü gördükçe tüylerim diken diken oluyordu.

Bir de, baktım uzaktan gayet nurani misk-i anber gibi kokular saçan bir zat, ayağının birini kaldırırken salat-ü selam, diğerini yere koyarken de gene selat-ü selam getirerek babamın yanına yaklaştı, babamın yüzünden peçeyi kaldırdı.

Eliyle babamın yüzüne meshederek yanına yaklaştı, babamın yüzü bembeyaz oldu. Kendisi giderken ben arkasından ona yetiştim.

”Sen kimsin, bana söyleyeceksin” dedim. Buyurdu ki:

” Ben Kur’an sahibi Abdullah oğlu Hz.Muhammed’im, baban çok günahkar idi, fakat bana çokça salat-ü selam getirmesi hesabıyle ona yetiştim. İşte bana salat-ü selam getirene böyle dar bir zamanda yardım ederim” buyurdu

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com