Beş büyük afet

08/31/2007

Marifet ehli şöyle der:

“İnsanlar beş büyük belaya mübtela olur ki, işlerinin düzensizliği bu beş bela yüzündendir.

Bunlardan birincisi doyuncaya kadar yemek yemeyi sevmek ki, bununla kalp katılaşır.

İkincisi uykuya düşkünlük ki, bu da ömrü kısaltır.

Üçüncüsü rahatı sevmek ki, bu yüzden işinde iflas eder.

Dördüncüsü dünya malını sevmek ki, bunun neticesinde zor bir hesap ve şiddetli bir azap vardır.

Beşincisi ise methedilmeyi sevmek ki, bunda sevabın mahvolması söz konusudur ve bu bela hepsinden daha kötüdür.

Ahiret Beden Ruh İlişkisi

…::: AHİRET :::…

Peygamber Efendimize bir müşrik elindeki kemikleri ufalayarak şu soruyu sorar :
Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek. Kur’an-ı Kerim cevap verir : “ Kendi yaratılışını unuttu da çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir ? diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir. O yaratılışın her özelliğini bilendir. (Yasin 78-79)”.

Ölen, çürüyen, toprak olan vücud ahirette, mahşer günü için yeniden nasıl dirilecektir?

İnsan beden ve ruhtan meydana gelir. Yani “İnsan = Beden+Ruh “ tur. Beden, et ve kemikten oluşan ve ölünce toprak olan kompleks bir yapıdır. Ruh ise Allah’tan gelen ilahi bir hediyedir.

Bir tohum düşünelim. Satıldığı poşetinde yüzlerce tohumla beraber cansızdır. Büyümeden çoğalmadan durur. Taki poşetten alınıp toprağa atılana tek. Toprağa düşer düşmez o cansız, ölü olan tohum canlanır. Toprağa kök salar, toprağı yararak yeryüzüne çıkar. Büyür, serpilir, dal-budak salar. Çiçek, yaprak, meyve verir ve kendi gibi yüzlerce tohum salar toprağa… halbuki bu tohum toprağa düşmeden önce ölü idi. Ölüyü, toprak canlandırdı.

Tohum (Cansız) + Toprak =Bitki (Canlı)

Tıpkı onun gibi ölü olan insan cansız iken girdiği o topraktan mahşer günü canlı olarak, insan olarak dirilecektir.

Tohumu toprakta canlandıran su ve madensel proteinlerdir. İnsan için tek soru ölü bedeni bir araya getirip onu tekrar diriltecek, su ve protein görevini görecek olan formülün bilinmemesidir. Ama genel hatlarıyla formül şudur;

Ölü Beden + Toprak = İnsan ( mahşerde )

İnsan nasıl dirilecekten önce insan nasıl yaşar bunu inceleyelim :

Toprakta bol miktarda madensel protein bulunur. Bu proteinler insan vücuduna girince mide içinde çeşitli şekillerde ve oranlarda birleştirilip vücut için gerekli enerji organ doku parçalarını oluşturur. Yani midemiz bir fabrika görevini görür. Elementleri alır, işler, yeni bir formda gerekli yerlere damar yoluyla gönderir. Yani vücudumuzu canlı ve ayakta tutan, var eden proteinler, toprak içinde karışık halde bulunurlar. İnsanlar bunları topraktan seçip, süzüp alamazlar. Allah-ü Teala bu görevi bitkilere vermiştir. Kainatta her madde gibi bitkilerde insanlara hizmet amacıyla yaratılmıştır. Bitkiler kökleriyle toprağın içindeki proteinleri toplar ve yaşamını devam ettirir.

Hayvanlar bitkileri yerler onların içindeki proteinleri vücutlarına depo ederler ve hayatlarına devam ettirirler.

Topraktan toplanan proteinleri kökleriyle alan bitkileri yiyen hayvanlar bu proteinleri vücutlarında depo ederler. Hayvanların et, süt, yumurtalarını yiyen insanlar bu proteinlerden faydalanır ve bu (Toprak Bitki Hayvanlar) dan geçen proteinleri vücudunda toplayıp yaşamlarını böylece devam ettirirler. İnsan ölünce de vücudumuzun topladığımız proteinler toprağa karışır.

Kısaca biz insanlar toprak sayesinde yaşamaktayız. İlk insan Hz.Adem’de topraktan yaratılmıştır. İlk önce toprak (çamur ) idik ? , insan olduk ‚ . Ölünce yine aslımıza dönüp toprak oluyoruz ƒ . Nasıl ki buz sudan oluşmuştur; eriyince yine aslına döner su olur. İnsanda eriyince, ölünce çürür ve aslına döner toprak olur. Ahirette işte ilk kez topraktan nasıl insan yaratılmışsa ikinci kez de yine topraktan yaratılacaktır „ . Bedeni canlı iken yaşatan toprak, mahşer günü yine hayat bulup dirileceğimiz kaynak olacaktır.

Tıpkı buz-su buhar gibi. Katı, sıvı, gaz üç ayrı şekil (form) ama üçüde aynı madde.

İnsan toprağın şekil değiştirmiş bir halidir ( suyun buz olması gibi ). Doğal olarak ölünce asıl hammaddesi olan toprağa (buz ise suya ) dönüşür. Yani insan yürüyen, konuşan bir topraktır. Sadece şekil değiştirmiştir.

İnsan yaşarken hayatını devam ettireceği maddeleri bitkiler vasıtasıyla topraktan toplar. Kıyamet günü tüm canlılar gibi bitkilerde ölecektir. İşte insanı canlı iken topraktan bitki vasıtasıyla yaşatan Allah-ü Teala kıyamet günü bitki vasıtasını kullanmadan (çünkü ölüdürler) direk, vasıtasız topraktan insanı diriltecektir. Nasıl ? ilk nasıl diriltmişse yine aynen öyle. O her şeye kadirdir. İnsan (beden), toprakla o kadar iç içedir ki (ondan yaratıldı ondaki proteinlerle yaşar ölünce toprak olup ahirette yeniden topraktan dirilecektir…). Nasıl ki tebeşir kullanıldıkca biter, toz olur, tozlar belli şartlarda birleştirilirse yine bir tebeşir oluyorsa tıpkı bunun gibi insan ölünce kimyasal bir değişime uğrar, toprak olur. Toprak aynı değişimi tersine işletirse bir bedeni meydana getirebilir.

İnsan ölünce toprak olur diyoruz peki ölüm nedir ? ölüm bir son bir toprakta dağılıp, her şeyin bitmesi midir ?

Hayır aslında ölüm diye bir şey asla yoktur. Ruhlar aleminden yola çıkan bir ruh için artık ölüm, bitiş, yok oluş asla yoktur.

Bir insan toplam altı dünyada yaşar. Ruhlar alemi: Allah-ü Teala beden elbisesine sarıp dirilteceği tüm bedenlerin ruhlarını cennet-cehennem, insan yok iken bir mekanda toplanmış ve onlara şu soruyu sormuştur. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim”. Tüm ruhlar, “bilakis sen bizim rabbimizsin “diye cevap vermişlerdir. Anne karnı: Her insan ruhlar aleminden sonra, sırası geldikçe dünyaya gelebilmek için anne karnında belli bir süre (9 ay) civarı yaşar. O mekan, kısa sürede olsa küçük bir dünya demektir o bebek için. Ruhlar aleminde ölüp anne karnında dirildiği gibi doğum esnasında da ölüp (mekan değiştirip) yeni bir dünyaya gözlerini açar bebek. (Önemli nokta şudur : Ruh ölmemekte sadece mekan değiştirmektedir).

Dünya hayatı ve rüyalar alemi: Her ikisi de iki ayrı mekandır, iki ayrı dünyadır. Bu iki alem, dünya bir arada yaşanır. Dünyada insanın belli bir ömrü vardır.

Ölüm dediğimiz olay vuku bulur ve insan (ruhu) kabir alemindeki mekanında dirilir. Burası ameline göre cennet bahçesi veya cehennem çukuru olur. Kabir cehennem çukuru nasıl olur, kabir ateş ile mi dolar ? Hayır. İnsan rüyasında nasıl kabus görürken bağırır, ölür, yaralanır, korkar… fakat dışarıdan bakılınca mışıl mışıl uyuyormuş gibi gözükürse, kabirde de ölü için aynı kabus gibi olacaktır. Dışarıdan gülümser uyur gibi yatacaktır insan ama içinde, ruhunda bağırışlar, korku, pişmanlık … hakim olacaktır.

Sonra kıyamet kopar İsrafil (A.S) sur’a üfürür ve her şey biter, son bulur. Tam bir sessizlik… kainatın yaratılmadan önce ki hali gibi. Sonra ikinci kez sur’a üflenir. Beden topraktan dirilir, ruh bedene girer (Ruh+Beden). İnsan dirilir. Mahşer yerinde insanlar toplanır. Ahirette insanlar amellerine göre Mizanda tartılır. İyiliği çok gelen Allah’ın lut-fu, rahmeti ile cennete, kötülüğü çok olan kendi yaptığı kötü, zararlı, pis işlerin sonucu olarak cehenneme girer.

Özetle ruh ölümsüzdür. Ruhlar aleminden yola çıkan ruh, son durak olan cennet-cehenneme kadar mekan değiştirir, durur. Bizler her mekan değişimine ölüm diyoruz, ama asıl itibarıyle bu ölümler yeni mekana bir doğumdur aslında.yani “ölüm =mekan değiştirmektir , yok olmakdemek değil !”

Geçmiş =Ruhlar Alemi

=Anne Karnı

Şu an =Dünya Hayatı

=Rüyalar Alemi

Gelecek =Kabir Alemi(mezar)

= Ahiret (cennet-cehennem)

Not: Ahiret inancı insanda sorumluluk hissi uyandırır. Yapılan iş amellerin bir gün hesabının verileceğinin inancı, insanları kötü fiillerden uzaklaştırır, iyi fiillere yöneltir. Hesap günü bilinci, insanı insan haklarına saygıya ***ürür, zararlı davranışlardan uzak, yararlı ve faydalı, iyi ve huzurlu kılar. Aile ve akrabaların çürümeyip, sonlu-toprak olmak yerine; sonsuz, cennette yeşillikler içinde yaşadığını, insanlara iyiliğin yarın (ahirette) karşılıksız kalmayıp cennet ile mükâfatlandırılacağını, kötülük yapanların ise cezalandırılacağını bilmek, yaşlı hasta, mahkûm, idamlık, mazlum, fakirlere… ümit; zîna, rüşvet, cinayet, gösterişe…. engel, sevgi, şefkat, sadakat, affetme, fedâkârlık, ihlâs, şükür, kanaatın…. hakim olduğu bir dünya kurar.

MÜSLÜMAN ASLA “EGOİST,İKİ YÜZLÜ,PRAGMATİST,MENFAATPEREST,YALANCI, AHLAKSIZ”,…OLAMAZ ÇÜNKÜ “HAYATI ” SADECE DÜNYA İLE SINIRLI KABUL ETMEDİĞİ İÇİN , ” DÜNYAYA Bİ DAHA MI GELECEĞİM!” MANTALİTESİNDEN UZAK OLDUĞU İÇİN KÖTÜLÜĞE İMKÂNI VARKEN BİLE YAKLAŞMAZ,UZAK DURUR,KÖTÜLÜK YAPMAZ ,DAİMA İYİLİĞE KENETLENİR, !

NOT 1- Reenkarnasyon, tenasüh, ruh gücü diye bir şey asla yoktur. Dünya ve rüyalar aleminden göçen kişiler kabirde dirilirler. Asla dünyaya geri dönüp yeniden dünyada hayat bulamazlar. Reenkarnasyon cinlerle alakalı bir aldatmaca, kandır-macadır.

NOT 2- Bazı insanların aklına şu sorular takılabilir. MÖ ölen bir insanda cehennemlikse kabir azabı görüyor. Kıyamete yakın bir cehennemlikte kabir azabı görüyor. MÖ ölen daha fazla azap çekmiş olmuyor mu ?

Buna şu şekilde cevap verebiliriz : Azapların derecesi farklı olabilir. Dişi sızla-yan biri ile dişi aşırı derece ağrıyan iki kişiyi düşünelim. Yıllarca dişi sızlayan bir adam dişçiye gitmeyebilir. Ama dişi çürümüş, ağrıyan insan sabah erkenden dişçinin kapısına dayanır. Azabı az az sürekli veya azabı ani, yoğun fakat kısa süreli olabilir kötü insanların .

Ayrıca zaman izafi, göreceli (şartlara göre değişken) bir kavramdır. Allah-u Teala zaman içinde zaman yaratıp kıyamete yakın öleni daha uzun süreli azaba uğratabilir.

Allah-u Teala rahmetinde çok geniş,azabında ise çetindir.Bize düşen iyi “kullarından” olabilmektir.

alıntı.

Doğru imanın önemi

İslam dini, Allahü teâlânın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama gönderdiği, insanların, dünyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan, usül ve kaidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslamiyet’in içindedir. Eski dinlerin bütün iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, başarılar ondadır. Aklı selim sahiplerinin kabul edeceği esaslardan ibarettir. Nasipli olanlar onu ret ve nefret etmez, İslamiyet’in içinde hiçbir zarar yoktur. İslamiyet’in dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz. Çünkü Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Hak din yalnız İslamdır.) [Al-i İmran 19]

(İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahirette en büyük zarara uğrayacaklardır.) [Al-i İmran 85]

En önemli şey, Ehl-i Sünnet itikadında olmak, bundan daha önemlisi de inandığı Ehl-i Sünnet itikadını ilave çıkarma yapmadan aynen yaymaktır.

Herkes ahiret yolcusudur. Bir vasıta ile gidiliyor. Ancak yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz. Allahü teâlâ, doğruyu arayana hakiki islamiyeti nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şura 13], Allah sözünden dönmez. [Al-i imran 9]

Demek ki batıl yollardakiler istemek bir yana merak bile etmiyorlar. İtikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikat, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlâssız, [riya ile] yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. Ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. İşte bu kadar önemli olduğu için Ubeydullah-i Ahrar hazretleri (Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, halimiz haraptır. Eğer bütün çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmeyiz) buyuruyor.

Bu kadar kıymetli olan Ehl-i sünnet itikadı nedir? Özetle şöyledir:

Eshab-ı kiramın tamamını sevip, hiçbirini kötülememek.

Cennette Allahü teâlânın görüleceğine inanmak.

Namaz kılan Müslümana işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek.

İbadetler, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen ve günah işleyen mümine kâfir denmez.

Allahü teâlâ, küçük günaha azap edebilir, büyük günahları affedebilir.

İman artıp eksilmez. [Parlaklığı, kuvveti artıp eksilir]

Miracın ruh ve bedenle birlikte olduğuna inanmak.

Tasavvufu inkâr etmemek.

Mucize ve keramet haktır.

Bugün için dört hak mezhepten birine uymak, mezhepsiz olmamak.

Kabir ziyareti caizdir.

Kabirdeki enbiya veya evliyadan yardım istemek caizdir.

Okunan Kur’an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını ölülere göndermenin caiz olduğuna, bu sevapların ve duaların ölülere vasıl olarak, azaplarının azalmasına sebep olacağına inanmak.

Kabir suali haktır.

Kabir azabı ruh ve bedene olacaktır.

Sırat köprüsü vardır.

Şefaate, hesaba ve mizana inanmak.

Öldürülenin kendi eceli ile öldüğüne inanmak.

Cennet ve Cehennem şu anda vardır.

Günahkâr müminler, Cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır.

Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hz. Mehdi’nin geleceğine, Hz. İsa’nın gökten ineceğine ve diğer bildirilenlere inanmak.

Bunlardan birine bile inanmayan Ehl-i sünnet olamaz.

Haramdan kurtulmanın en kısa yolu

Her Müslümanın dinimizin emirlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçması gerekir. Haramların hepsinden kaçmak çok zordur. Ama İmam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiği yol ile dinin emir ve yasaklarına uymak kolaylaşıyor. O da salihlerle, sadıklarla beraber olmaktır. Yani adam olmak için adam olanlarla beraber olmaktır. Kur’an-ı kerimde de böyle buyuruluyor:

(Allah’tan korkup sadıklarla [doğrularla] beraber olun!) [Tevbe 119]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.) [Ebu Davud]

(Âlimle beraber bulunmak ibadettir) [Deylemi]

(Haramdan sakınan kimse ile oturmak ibadettir) [Deylemi]

İyilerle beraber olan iyi, kötülerle beraber olan da kötü olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz.) [Nisa 140]

Zaruret olmadıkça kâfirlerle, bid’at ehli ile oturmak uygun değildir. Allah adamları ile, evliya ile salih âlimlerle birlikte bulunmaya çalışmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Onlarla beraber olan şaki olmaz.) [Buhari]

Peki salih ulema ve evliyayı bulamayan ne yapacak? Bunu da bildirmişler: (Onları bulamayan, kitaplarını okurlarsa, bunlar da şaki olmaz) buyurmuşlardır. O halde Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını büyük nimet bilip okumaya çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim evliyam şunlardır ki, ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym]

(Evliya görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır.) [İbni Mace]

Salih bir zatın oğluna nasihati şöyledir:

Oğlum, salihlerle beraber ol! Eğer ilim sahibi isen, ilmin onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsen, onlardan bir şeyler öğrenirsin. Allah’ı hatırlamayanlarla beraber olma! İlim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsen, daha çok zarara girersin. Eğer Allah onlara gazap ederse, sen de helâk olursun. İyilerle beraber iken, Allah onlara rahmet ederse, layık olmasan da, sen de o rahmetten faydalanırsın. Peygamber efendimize kimlerle beraber olmak gerektiği sual edildiğinde buyurdu ki:

(Gördüğünüzde sizlere Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Ya’la]

Arş’ın altında şöyle yazılıdır:

(Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur.) [Ka’b-ül-Ahbar]

Salih bir arkadaş bulunca, ona gerekli hürmeti göstermeli! Onun can ve malını, kendi can ve malından önce tutmalı! Ayıplarını araştırmamalı, aybı olsa bile görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta unutmalı! Sözüne itiraz etmemeli, onunla tartışmamalı! Aleyhinde konuşan olursa, uygun şekilde susturmalı, alınacağı veya üzüleceği bir söz söylememeli! Suizanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini dalgınlığa veya unutkanlığa yormalı! Yani bir mazeret arayıp suçsuz olduğunu kabul etmelidir! Çünkü güzel ahlak sahibi, insanları mazur görür. Onların kusurlarını meydana çıkarmaz, insafla hareket eder, fakat başkasından bu insafı beklemez. Böyle bir arkadaşın sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden uzak olmalı! Onu kendisine dost ve kardeş bilmeli! Ona hürmet göstermedikçe, ilminden istifade edemez.

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com