…..Ramazan Ayı…

08/21/2007

Ramazan Ayı
Ramazan ayına gelince; bu ayın faziletleri yazmakla tükenmez. Peygamber Efendimiz bu ay hakkında şöyle buyurmaktadır: “Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır” (Müslim, Siyam, 1.). “Ramazan olduğu zaman rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulurlar” (Müslim, Siyam, 2.).
Ramazan’da sahur vardır, iftar vardır, teravih vardır.
Peygamber Efendimiz, sahurla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahurda bereket vardır” (Riyâzü’s-Sâlihin, (terc.K.Burslan-Hasan H. Erdem), II, 495, Buhâri-Müslim rivayeti.). Yine bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz: “Bizim orucumuzla Kitap ehli olan (Yahudi ve Hıristiyan)ların arasını ayırııcı fark, sahur yemeği yemektir” buyurmuştur (Müslim, Siyam, 46).
İftarda acele etmek tavsiye edilmiştir. Bu konuda Müslim’den iki hadis nakledelim: “İnsanlar (Sünnet veçhile) iftar etmeye acele davrandıkları müddetçe daima hayırla yaşarlar” (Müslim, Siyam, 48).
“Peygamberimiz iftarda da, akşam namazında da acele ederdi, bunları tehir etmezdi.” (Müslim, Sıyâm, 49-50)
Bu konuda Anadolu’muzda güzel bir gelenek vardır. Akşam namazı için camiye giden oruçlu cemaat yanlarında zeytin v.s. iftariye alırlar. Ezan okununca birbirlerine de ikram ederek, iftar edip namazı kılarlar. Böylece Peygamberimiz’in sünneti üzere hem iftarı, hem de namazı geciktirmemiş olurlar.
Bir gün Hz. Peygamber (sav) Sa’d b. Ubâde Hazretleri’nin yanına geldiğinde Hz. Sa’d bir parça ekmek ve zeytin çıkardı. Rasul-ü Ekrem Efendimiz bunları yedi. Sonra: “Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemeklerinizi iyi kimseler yesin, melekler de size dua etsin!” buyurdu. (Riyâzü’s-Salihin, II, 517, Ebu Davud rivayeti.)
Ramazan ayında yatsı namazına ilave olacak, vitirden önce kılınan teravih namazının da insanların günahlarının affına vesile olacağı bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır.
“Bir kimse Ramazan-ı Şerif’in gecelerinde ibadetin sevabına inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için teravih namazını kılarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur.” (Riyâzü’s-Salihin, II, 463, Buhari-Müslim rivayeti.)
“Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren kimsenin geçmiş küçük günahları mağfiret olunur.” (Riyâzü’s-Salihin, II, 463, Müslim rivayeti.)
Ramazan’da oruç tutmanın sevabı o kadar bol olacaktır ki, bunu herhangi bir ölçüye sığdırmak mümkün olmaz. Oruçlu kişi eline, diline, gözüne de sahip olmalı, kimse ile çekişmemelidir. Bütün bunları ihtiva eden bir hadisinde Rasul-ü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurur:
Aziz ve Celil olan Allah: “Ademoğlunun işlediği her hayır ve ibadette kendisi için (bir menfaat düşüncesi var)dır. Fakat oruç böyle değildir. Çünkü oruç, halis benim (rızam) için yapılan bir ibadettir. Onun mükafatını da ben veririm.” buyurdu. Oruç bir kalkandır. Herhangi biriniz (bilhassa) oruçlu bulunduğu gün, artık kötü söz söylemesin ve bağırıp çağırmasın. Eğer biri kendisine söver yahut onunla dövüşmek isterse hemen “Ben oruçluyum” desin! Muhammed’in canı yedinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun (ağzındaki açlık) kokusu kıyamet gününde Allah indinde misk kokusundan daha temizdir. Oruçlunun, kendileriyle ferahlanacağı (iki mühim) sevinci vardır: İftar ettiği vakit iftarıyle sevinir; Rabbına kavuştuğu zaman oruç (onun mükafatı) ile ferahlanıp sevinirdi (Müslim, Siyam, 163)
Peygamber Efendimiz samimiyetle Ramazan orucunu tutanların Cennet’e hususi bir kapıdan alınacaklarını da müjdelemiştir:
“Cennet’te Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde (Cennet’e) yalnız oruçlular girer. O kapıdan onlardan başkası giremez. (Kıyamet gününde) oruçlular nerede! diye nida edildiğinde, oruçlular kalkıp oradan girerler. Oruçluların sonuncusu içeri girdiği zaman kapı kapatılır ve oradan içeriye (oruçlulardan) başka hiç kimse giremez!”(Müslim, Siyam, 166).
Ashâb-ı Kiram’ın haber verdiğine göre: “Rasûl-ü Ekrem (sav) insanların en cömerdi idi. Bilhassa Ramazan’da Cebrail (asm) ile karşılaştığı zaman cömertliği son dereceyi buluyordu. Cebrail Aleyhisselâm, Ramazan’ın her gecesinde Peygamber (sav) ile buluşup nöbetle Kur’ân okurlardı. İşte böylece Rasulüllâh (sav) Cebrail ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgârdan daha cömert, daha faydalı olurdu” (Riyâzü’s-Sâlihin, II, 491, Buhâri-Müslim rivayeti).
Yine Ashâb-ı Kiram, bize, Peygamber Efendimiz’in Ramazan’ın son on gününde itikaf ettiğini bildiriyor (Bk. Müslim, İtikaf, 3).
İtikaf, camide veya cami hükmündeki bir yerde bu niyetle ikâmet etmekdir. Bu sayede kişi belirli bir süre dünyevi ilişkilerden sıyrılarak Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşmak, O’nun kulluğuna talip olmak, beşer olarak hatalarını gözden geçirmek için kendisini hesaba çeker, nice ilâhi feyze erişir.
Hz.Âişe validemiz, Peygamber Efendimiz’in Ramazan-ı Şerifin son on gününü nasıl ihya ettiğini bize şöyle bildirmektedir:
“Rasulüllâh (sav) Ramazan’da son on gün girince geceleri ihya eder, ehil ve ailesini ibâdet için uyandırır, ibâdete daha fazla ehemmiyet verir, diğer vakitlerden daha çok bir ibâdet gayretine ve çalışmasına girerdi. ” (Müslim, İtikaf, 7).
Mübârek “Kadir Gecesi “de Ramazan ayındadır.
KADİR GECESİ
Nebiyyi Muhterem (sav) tarafından Ramazan’ın yirmisinden sonraki gecelerde aranması tavsiye edilen Kadir Gecesi, öteden beri yirmi yedinci gecesi kabul edilerek kutlana gelmiştir. Bu konuda Rasûl-ü Ekrem (sav)’den bazı hadisler nakledelim. Efendimiz buyurur ki:
“İçinizden bazı insanların rüyasında Kadir Gecesi ilk yedide gösterildi. Yine içinizden bazı kimselere de son yedide gösterildi. Siz onu son onda arayın” (Müslim, Siyam, 208).
“… Siz onu son ondaki tek gecelerde arayın …”(Müslim, Siyam, 212).
Bu konuda en kapsamlı rivayetlerden biri Ashâb-ı Kiram’dan Ebû Said El-Hudrî Hazretleri’nin rivayetidir. Bu zât şöyle nakleder:
- Rasûlüllah (sav) Ramazan’da ilk on günde itikaf etti. Sonra ortadaki on günde keçeden yapılmış bir Türk çadırına itikaf etti. Çadırın kapısı yerinde bir hasır bulunuyordu. Rasûlüllah bu hasırı eliyle aldı, çadırın bir tarafına koydu. Sonra başını dışarı çıkardı. Mescidde bulunan insanlara hitâb etmeye başladı. Halk ona yaklaştı. O da kendilerine hitaben: “Ben şu Kadir Gecesi’ni arayarak ilk on günde itikaf etmiştim. Sonra ortadaki on günde itikafa devam ettim. Sonra bana melek geldi ve “Kadir Gecesi son on gündedir”, dedi. Benimle beraber itikafta bulunanlar dilerlerse son on günde de itikaf etsinler” buyurdu. O insanlar da Rasûlüllah ile beraber itikaf eylediler. Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Bana Kadir Gecesi tek gecede gösterildi…” (Müslim, Siyam, 215)
Ashâb-ı Kiram’dan Ubeyy b. Kâ’b Hazretleri, kardeşinin, Kadir Gecesinin yirmi yedinci geceye rastladığını, Peygamber Aleyhisselâm’ın o günün alâmetlerine dair verdiği bilgilere dayanarak tespit ettiğini söyler (Müslim, Siyam, 220).
İslâm kaynaklarında yer alan bilgiye göre Kadir Gecesi’nden başka “Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit içinde sâlât-i vustâ, ilâhi isimler arasında İsm-i Azam, bütün tâat ve ibâdetler içinde rızây-ı ilâhî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde ölüm” gizlenmiştir. Bunun gayesi, mü’minleri Allah’a karşı olan kutsi vazifelerinde sürekli bir hassasiyet içinde bulundurmaktır.
“Kadir” kelimesi İslâm Âlimleri tarafından üç şekilde yorumlanmıştır:
1. Hüküm gecesi demektir. Buna göre, Kadir Gecesi demek: Takdîr-i ilâhi’de hükmolunmuş işlerin, yahut birçok işlere hükmeden muhkem emirlerin ayırdedildiği gece anlaşılır. Buradaki takdir’den maksat, ezeli hükmün açığa çıkmasıdır.
2. “Şeref ve azamet” anlamına gelir. Buna göre Kadir Gecesi demek: Şeref ve azamet gecesi, yani “çok şerefli ve çok değerli bîr gece” demektir.
3. “Tazyik” anlamına gelir. Buna göre “Tazyik gecesi” demek olur. Zira denilmiştir ki, o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir. İslâm Âlimlerine göre tazyikten maksat “Sonunda büyük hayırların gerçekleşeceği değerli işlerin ortaya çıkmasıdır. Hatırlanacağı üzere Kur’ân’ın, Efendimiz Hazretlerine ilk vahyi Cebrail Aleyhisselâm’ın tazyiki ile başlamıştı” (Ayrıntılı İzah için bk. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, IX, 5969 vd.d.).
Kadr Sûresi’nin Meali
‘Kadr’ kelimesi Cenâb-ı Hakk tarafından Yüce Kitâb’ımızda hususi bir sûreye ad olarak verilmiştir ki, meali şöyledir: “Gerçek Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o büyük fazl-ü şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. O’nda melekler ve Ruh Rablerinin izniyle her bir iş için iner de iner. O gece tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır” (Kadr, 97/1-5).
Bin Aydan Hayırlı Gece
Yukarıda mealini verdiğimiz surede Kadir Gecesi’nin, “îçinde kadir olmayan bin aydan hayırlı” olduğu bildirilmektedir. Bu ilâhî müjde hiçbir yoruma gerek bırakmayacak kuvvette ve netliktedir. Dolayısıyle bu durum Kadir Gecesi’nin yüksek faziletine en parlak ve en kuvvetli delildir. Bu konuda şu haberi de nakledelim: Fahr-i Kâinat Efendimiz’e kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu; yahut Allah’ın dilediği kadar olduğu gösterildi. Peygamber (sav) bunu görünce kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu. Uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri sâlih amelleri işleyemezler diye düşündü. Bunun üzerine Allah Teâla O’na, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’ni ihsan etti (et-Tâc, II, 135, İmam Mâlik rivayeti.).
Kur’ân-ı Kerim’in inzal Olunduğu Gece
Bu gecenin kıymeti saymakla tükenmeyecek ölçüye ulaşmaktadır. Mübarek Kadir Gecesi’nin ölçüye sığmaz faziletlerinin bir kaynağı da bu gecede Kur’ân’ın Peygamberimiz’e indirilmeye başlanmasıdır. Kur’ân-ı Kerim, Peygamberimiz’e Cenâb-ı Hakk tarafından verilmiş ebedi bir mucizedir. Kur’ân’ın eşsizliği, mucizeliği kıyamete kadar devam edecektir.
İnsan yüreği Kur’ân’la şenlenir, kalbi Kur’ân’ın ince ve yüksek mânâları ile kuvvetlenir, zekâsı keskinleşir. Kur’ân’dan nasibi olmayan bir insanın kalbi harabeye dönmüş bir eve benzer, O halde Kur’ân’ı sevelim, okuyalım, okutalım, okuyanı dinleyelim; öğrenilmesini, okutulmasını teşvik edelim. Ayrıca Kur’ân âyetlerinin derin mânâ ve inceliklerini de öğrenmeye çalışalım, bu konuyu iyi bilenlerden dinleyelim!
Bu Geceyi Nasıl Değerlendirelim?
Gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru sevgili Peygamberimiz: “Kim Kadir Gecesi’ni sevabına inanarak içtenlikle ihya ederse, geçmiş günahları yarğılanır” buyurmuştur. (Riyâzü’s-Sâlihin, II, 464, Buhâri-Müslim) Bu mübarek geceyi lâyık-ı veçhile değerlendirmelerine yardımcı olur ümidiyle okuyuculara birkaç hususu belirtmek isterim:
1. Bu gece ibâdet edilmeli, geçmiş namazlar kaza edilmeli, geçmiş namazı olmayanlar nafile kılmalı.
2. Kur’ân-ı Kerim okunmalı, okuyanlar dinlenmeli, Kur’ân-ı Kerim’e sevgi ve bağlılıklar tazelenmeli.
3. Peygamberimiz’e salât-ü selâm getirmeli, O’nun şefaatini ümid etmeli, onun ümmetinden olmanın şuuruna ermeli.
4. Vâz-ü nasihat dinlemeli, kalbi istilâ etmiş olan gaflet sisleri dağıtılmalı.
5. Gecenin önemine dair veya diğer mühim dini konularda sohbet yapılmalı. Zira sohbet, ülfet, dostluk ve muhabbet, birlik ve beraberliğin kuvvetlenmesine vesiledir.
6. Tevbe ve istiğfar yapılmalı, ciddi bir nefs muhasebesi ile hatalardan dönmeye azmedilmeli, hayra yönelme istikâmetinde irâdeler kuvvetlendirilmelidir.
7. Zikir yapılmalı, tefekkür edilmeli. Zira Allah Teâlâ’nın zikriyle kalbler itminan bulur. Cenabı Hakk’ın sonsuz kudretiyle yoktan var ettiği kâinatın inceliklerini tefekkürle gönüllerde iman kuvvetlenir.
8. Bol bol dua yapılmalı. Zira dua, kulları, Cenâb-ı Hakk’a yaklaştıran en ulvi vâsıtadır. Peygamber Efendimiz’in, şu duayı bu gece çok çok okuduğunu kaynaklar naklederler: “Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fü anni: ALLAH’ IM! SEN AFFEDÎCÎSÎN, AFFETMEYİ SEVERSİN, BENi DE AFFET!”
9. Kadir Gecesi’nin gündüzünü de tıpkı gecesi gibi değerlendirmek büyük sevaptır. Böyle yapılırsa mübarek gecenin ruhlara aktardığı mânevi ışığın izleri Müslümanlar’ın kalblerinde derinden hissedilecektir.
10. Bu gece’nin hürmetine, Rabb’imizden bütün müslümanların bağışlanmalarını dilemeliyiz. Kadir gecesinin hayırlara vesile olmasını, kardeşlim ve sevgi-saygı bağlarını kuvvetlendirmesini, İslâm âleminin birliğine vesile olmasını niyaz etmeliyiz.

…..Şaban Ayı…

ŞABAN AYI

Receb ayından sonra Şa’ban ayı girer. Hz.Aişe: “Rasûllüllâh’ın Şa’ban ayındaki kadar oruçlu olduğu bir ay görmedim” (Müslim, Siyam, 175) demektedir.
Şa’ban ayının ortalarında oruç tutmanın fazileti ile ilgili olarak Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: Peygamber (sav) bir kimseye hitaben; “Sen bu ayın (Şa’banın) ortalarında bir oruç tuttun mu?” diye sordu. O zât, “Hayır, tutmadım” deyince, Rasûlüllâh (sav): “O halde Ramazan’dan çıkıp iftar ettiğinde (Yani Bayram’dan sonra) o Tutmadığın oruç yerine iki gün oruç tut” buyurdu. (Müslim, Siyam, 200)
Mübarek Berat Gecesi de Şa’ban ayını şereflendirmektedir.
BERAT GECESİ
Mübarek üç aylardan Şa’ban ayının on beşinci gecesi her yıl, biz müslümanlar tarafından mânevi bir coşkunlukla kutlanmaktadır. Çünkü bu gece, ifâde ettiği anlam ve taşıdığı değer itibariyle çok mübarek olan Berat Gecesi’dir.
Bu gece İslâm Alimleri tarafından “Mübarek, Berâet, Sak (Berat, Ferman, Rahmet)” gibi isimlerle anılagelmiştir. Bereketli, manen verimli, feyizli ve kutlu bir gece olduğu için “Mübarek”; iyi değerlendirildiği takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı Hakk Teâla tarafından Müslümanlar’a ihsan edildiği için “Beraat”; şânına uygun ameller yapıldığı takdirde Yüce Mevlâ’nın seçip beğendiği kullar arasına ayrıldığı için “Sak (Berat)”; esirgeyen, bağışlayan Cenâb-ı Hakk’ in ihsanına erişildiği için de “Rahmet” isimleri verilmiştir. Her bakımdan bereket dolu olan bu gece memleketimizde; “Berat Gecesi—Berat Kandili” terimleriyle anılmakta ve kutlanmaktadır.
Bu Gecenin Anlam ve önemi:
Hakk Teâla Hazretleri Kur’ân-ı Kerim’in de Duhan Suresi’nin 1-3 âyetlerinde şöyle buyurmaktadır: “(Helâl ve haramı ve başka hükümleri) açıkça bildiren bu kitaba yemin ederim ki, hakikat biz onu mübarek bir gecede indirdik. Hakikat biz (O’nunla kâfirlerin uğrayacakları azabı) haber vericileriz. (O öyle bir gecedir ki,) her hikmetli iş, nezdimizden bir emir ile o zaman ayrılır”. Âyette geçen “Mübarek gece”yi bazı müfessirler “Kadir Gecesi”, bazıları da “Berat Gecesi” olarak yorumlamışlardır. Diğer bazı müfessirler ise iki görüşü şöyle birleştirmişlerdir: “Gecenin mübarek oluşu Kur’ân-ı Kerim’in indirilmesinden kaynaklanmaktadır. Kur’ân-ı Kerim Şa’ban’ın on beşinci gecesinde (Yani Berat Gecesinde) bir defada dünya semâsına indirilmiş. Kadir Gecesi’nde ise görevli kâtipler tarafından istinsahına ve Hz. Muhammed (sav) Efendimiz’e Cebrail Aleyhisselâm aracılığı ile kısım kısım indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple buradaki mübarek geceden Berat Gecesi’nin de kastolunmuş olması Kur’ân-ı Kerim’in Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlandığına zıt düşmez”… (Bu ayetlerin tefsiri için bk. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VI, 4293-4297).
Bu Gecede Mevcut Olan Beş Haslet ve Şefaat Meselesi:
İslâm kaynaklarında bu gecede beş hasletin varlığından bahsolunur:
1. Her önemli işin o gecede hikmetli bir şekilde ayırımı ve seçimi yapılır.
2. O gecede yapılan ibâdetin (Kılınan namazların, okunan Kur’ân’ın, yapılan dua ve zikirlerin tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan orucun fazileti çok büyüktür.
3. İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.
4. Mağfiret (Bağışlama) geçeğidir.
5. Bu gece Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz’e şefaatin tamamı verilmiştir. Şöyle ki, Rasul-i Ekrem Efendimiz Şa’ban’ın 13. gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, üçte biri verilmiş; 14. gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş; 15. gecesi (Berat Gecesi) tekrar istemiş ve bu gece şefaatin tamamı verilmiştir.
Şa’ban’ın on beşinci gecesi ile ilgili şu hadisi de nakledelim:
Efendimiz buyurur ki: “Şa’ban ayının yarısı oldu mu, o geceyi ibadetle ihya edin. Gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Allah Teâla o akşam, gurup vakti dünyâ semâsına tecelli eder ve “İstiğfar eden var mı ki, affedeyim. Rızık isteyen var mı ki, ona rızık vereyim. Hastalığa uğramış var mı ki, ona âfiyet vereyim. Varmı ki, varmı ki”, diyerek sabaha kadar devam eder” (et-Tâc, (Bekir Sadak Tercümesi), II, 154, İbn Mâce rivâveti.).
Müslümanlar İçin önemli Bir Fırsat:
Görüldüğü gibi Hakk Teâla Hazretleri; kendi dergâhına boyun eğen, suçlarından tevbe ederek secdeye kapanan, hatalarına göz yaşı döken her kulunu affedeceğini; bereketi, feyzi, ihsanı ile Berat Gecesi’ni şenlendireceğini açıkça ilân buyuruyor. Kullarını huzur-ı ilâhisinde nefs muhasebesine çağırıyor, öte yandan Peygamber Efendimiz, ümmetine şefaat için Cenâb-ı Hakk’a yalvarmış ve kendisine “Şefâat-ı tâmme” verilmiştir, ümmetine fayda sağlamaya düşkün, ümmetinin acıları ile ağlayan o mübarek Peygamber elini açmış: “Yok mu şefaatimden istifâde etmek isteyen?” derken, bu davete “Hayır” demek doğru olur mu? Bir İslâm âliminin benzetmesiyle: “Bu şefaatten mahrum olanlar: Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden, devenin ürküp kaçtığı gibi kaçanlar “dır. İslâm kaynaklarında belirtildiğine göre: “Büyücüler, kindarlar, içkiye düşkün olanlar, ana-babasını incitenler, zina etmekte ısrar edenler” bu gecenin bağışından, bereketinden ve şefâatından yararlanamazlar. Müslümanlar genellikle bu gecenin feyzinden nasibini alırken bir kısım insanların bundan mahrum kalmaması için, içini dışını tasfiyeye tabi tutması, kendini hesaba çekmesi ve bu geceyi fırsat bilerek kalbini-zihnini bütün kötülüklerden arındırmaya yönelmesi gerekir. Bu gece “Artık ben günâh yığınına batmışım, benim için kurtuluş umudu kalmadı” diyenler için de bir fırsattır. Bunlar da bu gecede Hakk’ın dergâhına yüz sürsünler, camilere koşarak cemâate karışsınlar, ibâdet etsinler, Kur’ân dinlesinler, dua etsinler, ilâhî bağışa erişmek için yalvarıp yakarsınlar, kendilerini bu gecenin mânevi havasına bıraksınlar; göreceklerdir ki, sabaha; kindarlıktan, iftiradan, dedikodudan, ana-babalarını incitmekten, sarhoşluktan, kumardan, zinadan kısaca her çeşit hileden, yalandan, dolandan uzaklaşmaya azmetmiş, and vermiş, irade sahibi ve kararlı bir insan olarak ulaşacaklardır

…Receb Ayı….

Hemen şunu söylemeliyiz ki, her konuda olduğu gibi üç aylan manen değerlendirme konusunda da örneğimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz’dir.
Peygamber Efendimiz’in Ramazan ayı dışında en çok Receb, Şaban, Muharrem ve Şevval aylarında oruç tuttuğunu Ashâb-ı Kiram hazretleri bize haber vermektedirler.
Receb ayı girdiğinde Peygamber Efendimiz’in şöyle dua ettiği naklolunur: “ALLAHIM! HAKKIMIZDA RECEB VE ŞABANI MÜBAREK KIL VE BİZÎ RAMAZAN’A ERİŞTİR!”
Mübarek gecelerimizden Regâib ve Miraç Kandilleri Receb ayını şereflendirin ektedirler.
REGAİB KANDİLİ
Recep ayının ilk cuma gecesine “Leyle-i Regâib” denir. Bu gece, İslâm’ın mübarek gecelerinden biri olup bütün İslâm dünyasında kutlanır.
Kelime olarak regâib, “ragibe”nin çoğuludur. Ragibe; nefis, Kıymetli, değerli, ihsan gibi mânâlara gelir. Buna göre Leyle-i Regâib denilince “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, iyi değerlendirilmesi gereken gece” anlaşılır. İslâm âlimlerinin açıklamalarına göre bu gecede Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz birtakım fi’li tecellilere, nurani mevhibelere erişmiş, bu sebeple Cenâb-ı Hakk’a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır.
Halk arasında “Bu gece, Amine Hatun’un Peygamberimiz’e hamile kaldığı gecedir” tarzında yanlış bir kanaat yaygındır. Esasen Peygamber Efendimiz’in doğum tarihi böyle bir kanaati doğrulamamaktadır. Şu kadar var ki Âmine Hatun, Rasul-i Ekrem Efendimiz’e hâmile olduğuna, bu gece muttali olmuş olabilir. Halk arasında yaygın olan kanaatin böyle yorumlanması daha uygun olmalıdır. Yine de doğrusunu Allah bilir.
Manen Bereketli Gece:
Kelime olarak düşünülünce bile, adı üstünde anlaşılıyor ki, bu gece, mânevi açıdan çok bereketli, bu sebeple de Müslümanlarca iyi değerlendirilmesi gereken gecelerden biridir. Bu gecenin bir hususiyeti de “Mübarek Ramazan Ayı”nın ilk habercilerinden olmasıdır. “Receb, Şaban ve Ramazan” aylan peşpeşe olup, Müslümanlar bu aylar ve günlerde daha kontrollü davranmak durumundadırlar. Receb’in ilk cuma gecesiyle giren bu kandil, Müslümanlar’a ilk hatırlatmayı yapmakta ve hâl diliyle “iki ay sonra Ramazan ayı gelecek, ona hazır olunuz, onu karşılayınız, on bir ayın sultanına hoş geldin ey mübarek Ramazan diyebilmenin mânevi gayretine şimdiden girişiniz!…” demektedir.
Bu Geceyi Nasıl Değerlendirmeli?
Mümkünse sıhhati yerinde olan Müslümanlar bu gece yatsı ve sabah namazını camiye giderek cemaatle eda etmeli, mahalle ahâlisi ile bütünleşmeli büyüme çağındaki çocuklarını da camiye götürmeli, onlara gece hakkında bilgi vermeli, minarelerde yanan kandillerin mânâsından bahsetmeli, beraberce va’z-ü nasihat dinlemeli, Kur’ân-ı Kerim okumalı, okuyanları dinlemeli, aile yakınlarıyla bir araya gelip gecenin mânâ ve önemiyle ilgili olarak dini sohbette bulunmalı, geçmiş namazlarını kaza etmeli, kazası yoksa nafile kılmalı, dinimizin ve milletimizin bekası için dua etmeli, günahlara tevbe etmeli; milli birliğimizin, ilâhi bir sıyanetle korunması için bütün samimiyetle Allah’a yalvarmalıdır.
Mİ’RAC GECESİ
Mi’rac gecesi, Receb-i Şerifin yirmi yedinci gecesidir. Bu olay Kur’ân-ı Kerim’de “İsrâ” kelimesiyle anılmıştır (Bk. İsrâ, 17/1). İsrâ, sözlükte. “Geceleyin yürüme” anlamına gelir. Bu büyük hâdise geceleyin meydana geldiği için ona İsrâ denilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de bu adı taşıyan bir sure vardır. Mi’rac ise “Uruc” kökünden türemiştir. Bu kelimenin sözlükteki anlamı: “Yükseğe çıkmak”tır. Peygamber Efendimiz (sav) mi’raca erdirildikten sonra insanlara anlatırken “Göğe çıkarıldım” ifâdesini kullandıklarından bu hâdiseye “Mi’râc-ı Nebi” denilmiştir (Ayrıntılı bilgi için bk. Hüseyin Algül, İslâm Tarihi, İslâm Tarihi İstanbul 1986, I, 244 vd.).
Hak Teâlâ Hazretleri ilâhi mükâfatla şereflendireceği kullarını çeşitli imtihanlardan geçirmiştir. En büyük ilâhi mükâfatlara eriştirilen Peygamberler —hepimiz biliyoruz ki— daima sıkıntılarla karşılaşmışlardır. Yine biliyoruz ki, son Peygamber -Efendimiz Hazretleri de- çeşitli sıkıntılarla karşılaşmış, fakat hepsine göğüs germiştir. İşte Cenâb-ı Hakk, İslâm’ın tebliği uğrunda her fedakârlığa katlanan sevgili Habib’ini Mi’rac’la mükafatlandırmıştır. Mi’rac, kuvvetli görüşe göre, Medineye hicretten önceki bir buçuk yıl içinde, Receb-i Şerifin yirmi yedinci gecesinde cereyan etmiş ve gerek Sevgili Peygamberimiz, gerekse Ashab için büyük teselli kaynağı olmuştur.
Mi’râc-ı Nebî
Peygamber Efendimiz, Kâ’be’nin yanındaki Hatim’de yatmış, uyurla uyanık arasında (yakaza âlemi) iken veya Ümmihâni bint-i Ebi Tâlib’in evinde iken Cebrail (as) geldi, göğsünü yarıp zemzemle yıkadı, hikmetle doldurdu. “Burak” adlı binite bindirilip Cebrail ile, Mekke’deki Mescidü’l Haram’dan Kudüs’teki Mescidü’l-Aksâ’ya gidildi.
Orada bütün peygamberlerle namaz kılındı. Sonra yüksek makamlara çıkılacak bir mi’rac, bir mânevi asansör kuruldu, gök katlan açıldı; birinci katta Hz. Adem’le, ikinci katta Hz. İsa ve Hz. Yahya ile, Üçüncü katta Hz. Yusuf ile, dördüncü katta Hz. İdris ile, beşinci katta Hz. Harun ile, altıncı katta Hz. Mûsa ile ve yedinci katta Hz. İbrahim ile görüşüldü. Sonra Sidre-i Müntehâ sahası açıldı ve Beyt-i Ma’mur gösterildi. Daha sonra beş vakit namaz farz kılındı. Cebrail Aleyhisselâm Sidre’den öteye geçemedi. Peygamber Efendimiz oradan Kurb-i Zât’a “‘Refref” adlı özel bir binite bindirilerek götürüldü, ve Cenâb-ı Hakk’a ok yayının iki ucu kadar, hatta daha da fazla yaklaştırıldı. Nice sırlara eriştirildi, vahye mazhar kılındı; Cenâb-ı Hakk’la, mekândan münezzeh olarak tekellüm vuku buldu ve tekrar Refref ile Sidre’ye döndürüldü. Peygamberimiz (sav) orada Cebrail Aleyhisselâmı asıl şekliyle gördü. Daha evvel de ilk vahye mazhar olduğunda Hira’da asıl şekliyle görmüştü.
Her peygambere ayrı derecelerde mi’rac nasip olmuşsa da bir yayın iki ucu kadar Cenâb-ı Hakk’a yaklaştırılmak makamı ancak Peygamber Efendimiz’e nasip olmuştur. “Araları iki yay aralığı kadar belki daha yakın oldu” âyeti buna işaret etmektedir (Necm, 53/9).
Hâdisenin Tepkisi:
Peygamber Efendimiz, gördüklerini Mekkeli’lere anlattığında müşrikler inanmamışlar ve O’na Kudüs hakkında sorular sormuşlar, Peygamberimiz (asv) onların sorularına —Cenâb-ı Hakk’ın göstermesi ve bildirmesiyle— doğru cevaplar vermiş; o zaman yolda gelmekte olan bir kervanın nerede olduğunu sormuşlar, Peygamber Efendimiz onu da doğru olarak cevaplandırmış, kervan geldiğinde kervandakilerin verdiği cevapla Efendimiz Hazretleri’ninki birbirine uygun düşmüştü. Fakat bütün gerçeklere rağmen müşrikler yine de inanmaktan kaçınmışlardı. Çünkü şirkin gözü kördü. Hz. Ebu Bekir ve öteki Müslümanlar ise işitir işitmez tasdik etmişler, sadakatle inanmışlardı.
Mi’rac gecesi Sidre’de Peygamberimiz’e pek çok ilâhi bahşiş verildi, ümmet-i Muhammed içinde “Allah’a ortak koşmayanların Cennet’e gireceği” va’dolundu. Beş vakit namaz farz kılındı.
Bu Gece Müslümanlar için indirilen Hükümler:
İsrâ Suresi’nin 22-39 âyetlerinde Müslümanlar’a 12 esas bu gece bildirilmiştir:
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyi davranın. Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını verin. Cimri ve israfçı olmayın. Evlâtlarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Fuhuş ve zinaya yaklaşmayın. Cana kıymayın. Yetimin malına doğru olmayan bir surette yaklaşmayın (Yetimin malını haksızlıkla yemeyin). Ahdi yerine getirin (Verilen sözü tutun), ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyin ardına düşmeyin. Yeryüzünde gurur ve kibirle yürümeyin, büyüklük taslamayın.”
Bu Geceyi Şânına Uygun Olarak Değerlendirelim!
Bu gecenin büyüklüğü hakkında ne kadar şey söylense ve yazılsa yine de tam mânâsı ile ifâde olunamaz; bu gecenin şânını, şerefini, feyzini, bereketini, büyüklüğünü kalem yazmaktan ve dil tarif etmekten âcizdir. Bu sebeple Müslümanlar için bu gece, hayatlarında ilâhî armağanlara erişmek için karşılarına çıkan fırsatların en önemlileri arasındadır. Bu geceyi zikr-ü tefekkürle, ibadetle, Kur’ân okuyup dinlemekle ve Rasulüllâh’a salavât ile değerlendirelim! Ayrıca bu gece on iki rekât namazın kılınması iyi görülmüştür. Her rekâtında fatiha ile başka bir sure okunarak iki rekâtta selâm vermeli, sonra yüz kere “Sübhânellâhi velhamdülillâhi velâ ilahe illallâhü vellâhü Ekber” demeli, bunun peşinden yüz kere istiğfar ederek, yüz kere de salat-ü selam okumalıdır. Bu gece bütün Müslümanlar için dua etmeyi de unutmamalı.

Çocuklarınız için Ramazanı daha güzel yapmanın 13 yolu!

08/18/2007

Bir-iki hafta içinde çocukları Ramazana hazırlamak için çok fazla vaktimiz kalmayacak. İşte size bunu kolaylaştırmak için bir kaç ipucu
1.Ramazanla alakalı bir aile toplantısı tertip edin.

Ramazandan bir hafta önce, Ramazanın manasını, ay görününce başladığını, müslümanların bu ayda nasıl yaşadığını konuşacağınız bir toplantı yapabilirsiniz.

2. Ramazanı evinizde “renkli” karşılayın

Mümkünse ufak tefek süslerle evinizi süsleyip, “Hoşgeldin Ramazan!” gibi süslü yazılı şeritler hazırlayabilirsiniz. Bunları çocuklarla yapıp, fikirlerini akın ve önerilerini alın ki kendilerini işin içinde hissetsinler..

3. Her akşam bir “Ramazan hikayesi” anlatın.

Çocuklara hikaye anlatmak için piyasadaki hikaye kitaplarına bağlı kalmayın. Ramazan sizin zamanınızda nasıldı, bunları anlatın. Aynı zamanda çocuklarınızla Ramazan hikayeleri uydurabilirsiniz!

4. Günün en azından üçte birinde oruç tutsunlar ve tebrik edin!

Çocuklar genelde kendilerinden büyükler oruç tuttuğu için, onlar da oruç tutmak isterler. Bu yıl, üç beş saat oruç tutmalarını isteyebilirsiniz. Ve “iftar”larında en sevdiği yiyeceklerle onlara oruç açtırabilirsiniz!

5. Evde Ramazan süs ve eşyaları yapın

Süsler Ramazanı anlatmanın en güzel yollarından biridir. Çocuklara farklı şekillerde aylar yaptırın ve hangisinin ayın başını, ortasını, sonunu gösterdiğini size anlatsınlar. Sevdikleri yiyecekleri özel tabaklarda sofraya koyabilirsiniz.

6. Ay görmeye gidin!

Çocukların pijamalarını giydirin, arabayla ayı görebileceğiniz bir yere beraber gidin. Aynısını ayın sonunda da yapın. Yanınızda mümkünse teleskop veya dürbün götürün.

7. Arkadaşlarını çocuklara özel iftara çağırın.

Çocuklarınızdan misafir listesi ve bir menü isteyin. Aynı zamanda, yemek yapımında yardımcı olmalarını isteyin. Biraz çocukca tariflerle bıçak türü aletler gerektrmeyen yemekler pişirsinler.

8. Büyükleri iftar sonrası sohbetlere çağırın.

Herkes yemeğini yedikten sonra, bir hikaye zamanı olsun ve misafirlerden Ramazanın onlar büyürlerken nasıl bi şey olduğunu anlattırın. Tarif edici olmalarını isteyin. İftar eskiden nasıl duyurulurdu. Neler yerlerdi? Ne tür eğlenceler olurdu?

9. Ramazan 2005 kitapçığı yapın!

Sahur ve İftar zamanında fotoğraflar çekin. Süslemeler yaparken, yemek hazırlarken, oruç tutarken… Ve sonra bunları kitapçıkta toplayıp, çocuklarda o anlarla alakalı hatıralarını yazmalarını isteyin..

10. Fakirleri unutmayın

Haftasonu gönüllü mutfaklarda bir kaç gün geçirmelerini sağlayın. Tamamen içinde çocukların katıldığı çadırlar bulabilirseniz çok daha iyi olur..

11. Ev yapımı Ramazan kartlerı yapın ve gönderin

Ramazan başlamadan önce, yaşlılara ve akrabalara gönderilmek üzere Ramazan kartları hazırlamak için bir süre süsleme zaman ayırın.

12. Ramazan ilahileri ve manileri dinleyin/dinletin

Çocuklar oyun oynarken, oyalanırken sıradan şeyler yerine Ramazan ilahileri ve manileri söylettirin. Hatta çocuklardan ilahi, mani yazmalarını, ezberlemelerini isteyebilirsiniz.

13. Onları teravihe götürüp topluluktan bir parça olduklarını hissetmelerini sağlayın.

Beraber yapılan ibadet gibi hiç bir şey beraberlik hissini veremez. Ev ödevlerinin problem olmadığı günlerde, Cumaları, haftasonları götürebilirsiniz. Aynı zamanda ordayken, yardım kuruluşlarına ne kadar yardımda bulunalım, diye onlara bi danışabilirsiniz!

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com