Altı Gün Şevval Orucu Tutmanın Hükmü

09/24/2007

*Soru:

Duyduğuma göre ramazandan sonraki bir ay içerisinde 6 gün oruç tutan o yılı
oruçlu geçirmiş sayılırmış. Bu doğru mudur? Doğru ise, ayrıca kazayı da
tutmaya gerek var mıdır?

*Cevap:

Soruyu şöyle de sorabiliriz: Şevval ayında tutulan altı gün orucunun mahiyeti nedir? Bu orucu hemen bayramın ardından ve peş peşe mi tutmak gerekir? Kaza borcu bulunan kadınlar önce kazalarını mı tutmalı yaksa altı gün orucunu mu tutmalı?

Müslim ve Tirmizî deki bir hadîsi şerîfin mânâsı şöyledir: “Kim Ramazan orucunu tutar ve Şevval’den de ona altı gün daha eklerse bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur”. Ancak bu hadîsi şerîfin hem sıhhatinde hem de nasıl uygulanacağı konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Hadîsin Hz. Peygamber’in sözü değil, sahâbe sözü (mevkûf hadis) olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, (ki, Ahmed b. Hanbel bu kanaattedir), senedinin sahîh olmadığını söyleyenler de vardır. (Bkz. İbn Recep el-Hanbelî, Latâifu’l-ma’ârif, s. 389) Hadîsi şerîfteki bu tereddütlü durumdan ötürü İmam Sevrî, Ebu Hanîfe ve İmam Ebu Yusuf bu orucun mekruh olduğu kanaatindedirler. İmam Mâlik de böyle düşünür ve fıkıh ve hadîs ehlinden bu orucu tutan hiç kimseyi görmediğini söylermiş. Ama kendisinin kimseye sezdirmeden bu orucu tuttuğu da söylenir. Mutlaka tutulması gereken bir oruç olduğu zannedilmesin diye böyle yaparmış. (Bkz. İbn Recep, age. s.390) Ama âlimlerin çoğu bu hadîsi şerîfi böyle bağlayıcı olmayan bir konuda amel etmeye elverişli görmüşler ve bu orucu tutmanın müstehap olduğu kanaatine varmışlardır.

Bu bilgilerden çıkan sonuç şudur: Şevval’de tutulan altı gün orucunun, Ramazan’ın hemen peşinden ve Ramazan’a denk bir değerde tutulması bazı âlimlere göre mekruhtur. Çünkü bu uygulamada bu orucun Ramazan orucuna benzetilmesi anlamı vardır. Oysa Ramazan orucu bununla kıyaslanamayacak kadar önemlidir. Ama meseleyi bilen insanların Şevval ayında altı gün oruç tutmaları müstehaptır. Çünkü bu haberden en azından böyle bir anlam çıkar.

Nasıl tutulacağına gelince, bazıların göre hemen Ramazan’ın peşinden tutulması daha güzeldir, çünkü zayıf da olsa yukarıdaki hadîs bir başka rivâyette: “Kim hemen bayramın ardından altı gün oruç tutarsa…” diye nakledilmiştir. (Agk.)

Bazıları da bu orucu anlatan hadîste bir ayırım sözkonusu olmadığına göre, Şevval içerisinde tutulduktan sonra nasıl tutulursa tutulsun farketmez kanaatindedirler.

Bazıları da Ramazan’ın devamı sanılmasın diye aralıklarla tutulmasının daha evlâ olduğu görüşündedirler. (Bkz. İbn Recep, age. s.390 vd.) Bunlardan çıkan sonuç da şudur:

Müstehap olan bu altı gün orucunu tutmak isteyenler bunu peşpeşe tutabilecekleri gibi aralıklarla da tutabilirler. Bunların birini diğerine üstün kılacak dini bir delil yoktur.

Kadınların borçlarına gelince: Meseleyi şöyle anlayanlar vardır: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval’den de altı gün eklerse…” dendiğine bakılırsa, Ramazan tamamlanacak ve ayrıca Şevval’den ona altı gün eklenecektir. Öyleyse kadınlar eğer varsa Ramazan’da tutamadıkları oruçlarını kaza edecekler sonra altı gün daha tutmuş olacaklar ki, Ramazan’ı tamamlamış ve ona Şevval’den eklemiş olsunlar. Mesele elbette böyle anlaşılabilir. Ama bize göre şöyle de anlaşılabilir:

Ramazan orucu farzdır ve asıl tutulması gereken oruç budur. Başka hiçbir oruç buna denk görülmemeli ve denkmiş gibi tutulmamalıdır. Ancak Ramazan orucunun insanları fazla yormaması ve en rahat tutulabilmesi için dinin sahibi bizi teşvik ederek Recep ayından oruca alıştırmaya başlar. Şaban’da oruç biraz daha çoğalır, böylece Ramazan’a birden ve aniden girilmemiş, hazırlıklı ve alışmış olarak girilmiş olur. Ramazan bitince de oruç yine birden bırakılmış böylece beslenme alışkanlıkları keskin zikzaklarla değiştirilmiş olmaz. Belli aralıklarla bir altı gün daha tutularak, hem ameller bire on karşılık göreceği için sevap katlanmış, hem de sağlığın korunmasına dikkat edilmiş olur. Bunun bir hikmeti bu olsa gerektir.

İkinci bir hikmeti de kadınların Ramazan’da tutamadıkları oruçlarının vakit kaybetmeden hemen Ramazan’ın ardından tutulmasına teşvik edilmiş ve bu oruçta kadın erkek ayrılmadan erkeklerin de tutmaları, böylece kadınlara destek olmaları sağlanmış olur. Şevval’in altı gün orucunun eğer böyle bir hikmeti varsa o zaman bu orucu peşpeşe tutmak yerine, önce daha az, sonra daha fazla aralıklarla tutmak daha uygun olmalıdır. Tıpkı arabayla bir tünele girerken gözleri alıştırmak için önce ışığın yavaş yavaş azaltılması, çıkarken de yavaş yavaş çoğaltılması gibi.

Yine böyle bir hikmetin varolduğunu kabul ettiğimizde, kadınlar Ramazan’da tutamadıkları oruçlarını Şevval’de kaza ederlerse, hem borçlarını ödemiş, hem de Şevval’de altı gün oruç tutmuş olurlar diyebiliriz. Bütün bunlar birer anlama çabasından ibarettir. Altı gün orucu hakkında söylenecek son ve kesin söz ise şudur:

Ramazan’dan sonra, Şevval ayı içerisinde altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu orucu Ramazan’a denk gibi görmek ve bu özenle tutmak uygun değildir. Peşpeşe, ya da aralıklarla tutulması konusunda dini bir tercih sebebi yoktur. Kaza borcu olanın öncelikle kazasını tutması uygundur. Ama kazasını bu aya denk getiren de Şevval’de altı gün oruç tutmuş olur. Kadınlar da Ramazan’da tutamadıkları orucu bu ayda tutup altı günlere sayabilirler. Çünkü bu orucun müstakil bir oruç olmama ihtimali vardır ve bu ihtimale göre önemli olan bu ayda altı gün oruç tutmaktır. Zaten altı gün olmasının bir hikmeti de normal bir adetin altı gün olmasıdır. Ama kazalarını tutup, ayrıca altı gün daha tutmalarında da bir sakınca yoktur. Çünkü bu orucun müstakil bir oruç olma ihtimali de olabilir. Bütün bu tercihlerden birini seçmek insanların kendisine bırakılmıştır. Allahü a’lem.

alıntı.

İmanı tehlikeye sokan günah

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Her günah imanı tehlikeye sokmaya sebep olabilir ama şu üç günahın tesiri daha kuvvetlidir:

1- İman nimetine şükretmemek,

2- İmanın gitmesinden korkmamak,

3- Müminleri incitmek, kalblerini kırmak. Hadis-i şerifte (Kalb kırmak, Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyuruluyor. İyi olsun, kötü olsun hiçbir insanın kalbini incitmemeli. Allahü teâlâyı en çok inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Büyük zatlar buyuruyor ki:

Hakiki müslüman hiç gönül kırmaz,

Bilir bundan büyük bir günah olmaz.

* Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güler yüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Müslim gayri müslim herkese karşı güler yüzlü olmalıdır. Başkasının kötü ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlaklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlak, eziyetleri sineye çekmektir.

* Müminin alameti güler yüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

* Bir Müslüman diğerini hakir göremez. Çünkü Müslüman, Allah’ın sevdiği insan, Allah yanında kıymeti büyük olan insan demektir. Müslümanı hakir görmek, Allah’ın kıymet verdiğine değer vermemek olur.

* En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan büyük günah, günahı ibadet olarak yapmaktır.

* Güzel ahlak, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir.

* Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir.

* Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur.

* Müslüman demek, hasreti çekilen insan demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.

* Ahirette kurtulmak, ibadetin çok olmasıyla ölçülmez, doğru iman ile yapılan sahih ve salih amele bağlıdır. Salih amel, ihlaslı amel demektir. Kur’an-ı kerimin çok yerinde Salih amel tabiri geçmektedir. (Ancak salih amel işleyenler kurtulacaktır) buyurulmaktadır.

* Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde Cehennem ateşinden korumasını isteyen bir kimse, müminlere karşı çok merhametli ve nazik olmalıdır.

* Köpek olan eve rahmet melekleri girmez. Kalbe de köpek mizaçlı kötü huyları sokmamalıdır. Özellikle şu dört kötü huy daha tehlikelidir: Kibir, kıskançlık, öfke, şehvet.

Demek ki kendini beğenmek, başkasındaki bir nimeti kıskanmak, öfkelenmek ve şehvete kapılmak tehlikelidir.

* Herkese sıkıntı veren kibirlidir. Kimseyi beğenmemesi, herkesi şikayet etmesi kibrindendir. Mütevazı demek ölü demektir. Ölü kimseyi şikayet etmez, ölüyü de şikayete gerek duymazlar.

* Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar birbirini çeker. İki kişinin ikisi de ben haklıyım derse netice de kavga çıkar, huzursuzluk başlar. Birisi sen haklısın derse kavga biter.

Karı kocadan biri de diğerine sen haklısın derse geçim olur. İkisi de ben haklıyım derse geçim olmaz. Peki, ikisi de sen haklısın derse ne olur? O evde ilahi aşk başlar.

* İki şeyi unutma: Allah’ın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma.

İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut.

Namaz Abdesti Ve Gusl”ün (Boy Abdestinin) Tıbbî Açıdan Faydaları

09/21/2007

Rabb’imizin emirlerinde birçok hikmetler ve insan sağlığına tesir eden tıbbî birtakım faydalar vardır. Yasaklarında ise, bir çok zararların olduğu muhakkaktır.
Rabb’imizin emirlerinin en üstünü ise şüphesiz ki namazdır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) bizlere Kur’ân-ı Kerîm’de: “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar ibadet et.” buyurmaktadır. Namaz kılan Mü’min ruhî, bedenî bir çok faydalara kavuşur. Peygamber’imiz (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirilmiştir. Bunlar: Güzel koku, sâliha kadın ve gözümün nuru namazdır.” buyurmuşlardır.(1) Bu hadis-i şerifte zikredilen, “Gözümün nuru, namazdır.” ibaresini bazı tıp mütehassısları, namazın göz sağlığı ile yakından alâkası olduğunu vurgulamış ve şunları ifade etmişlerdir:
“Göz nuru” denen görme gücünün her yaşta zinde kalabilmesi için gözün, uzak-yakın, çok uzak,çok yakın olmak üzere farklı mesafelere bakarak gözün bu “uyum temri” ni yaptığını ve bununda bazı göz bozukluklarını giderdiği ve bu sebeple namazda iken gözleri yummanın mekruh olmasının hikmetinin bu olduğunu söylemişlerdir.
Bir göz mütehassısı ise bu hadis-i şerifle ilgili olarak şunları ifade etmiştir: “Gözün namazdaki tadil-i erkânın, namazın karanlıkta kılınmasının mekruhluğunun, gözümüzün katarakt ve glokomdan (karasu hastalığı) korunması için hususi işaretler olup, “İki gözümün nuru, namaz…” hadisi, namazın değer verilen, sevilen bir kıymet olduğunu ifade ettiği gibi, “İki gözüme nur veren, namaz…” ibaresinde bu hikmetin (ilgili hastalıklara şifa oluşun) saklı olduğu kanaatindeyiz.
Kişi sevdiği ile karşılaştığı zaman: “Seni görünce gözüm, gönlüm aydınlandı.” diyerek psikolojik bir sevinci ifşa ettiği gibi, namaz da direkt olarak maddî gözümüzün sağlığında etkilidir. Gözün içindeki lens denilen uyumla merceğin anatomik, fizyolojik ve biyolojik hususiyetlerini bilenler bu ifadelerin gerçekliğini daha iyi anlayacaklardır.”(2) Böylelikle namaz kılanların gözleri muntazam olarak eğilip doğrulmaktan ötürü, daha kuvvetli kan deveranına malik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin olur. Bu kan ve göz sıvısı deveranı gözü “katarakt” hastalığından korur.
Namaz kılmaktaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır. Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler günlük hayatta çalıştırılmayan adale ve eklemleri çalıştırarak artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler. Koruyucu hekimlikte muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir. Uykuyu tanzim eden önemli husus namazdır. Hatta vücut da biriken statik (durgun) elektriklenme secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.
Namaz da yapılan hareket yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar. Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hafıza ve şahsiyet bozukluklarına namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.
Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül hem maddî, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz temizliğin ta kendisidir. Zira hem bedenî hem de ruhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbadet görevini yerine getiren bir kimse ruhen dinlenmiş, temizlenmiş olur. Günlük hayatımızda ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken el, yüz ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları için en güzel bir korunmadır.
Mikroplar, parazit bakterilerin bazıları vücuda deri yoluyla da dahil olurlar. Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır. Yüzün yıkanması cildi kuvvetlendirir baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete geçirir. Devamlı abdest alanların ihtiyarlasalar bile yüzlerindeki güzelliklerin gitmemesi bu yüzdendir. Abdest alırken boynunun meshedilmesi ile boyun damarlarının gevşemesi ve rahatlaması temin edilmiş olunur. Bu da boyun hastalıklarından boyun kireçlenmesine, engel teşkil eder.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz abdest esnasında ayakları yıkadıktan sonra el parmaklarının uçlarının ayak parmaklarının diplerine temas etmesini tavsiye buyurmuşlardır. Bunun tıbbî faydası ise el parmaklarındaki, tırnaklardaki tırnağın kendine mahsus olan suyu eller ayak parmaklarına temas ettirilince ayağa sirayet eder, buda ayaklardaki mantar ve benzeri birçok ayak hastalıklarını önlediği tespit edilmiştir.
Vücudumuzun normalde statik (durgun) elektrik dengesi vardır. Vücut sağlığı bu elektriksel denge ile yakından alâkalıdır. Psikolojik gerilimler, iklim şartları, giyim eşyaları, farklı yaşam koşulları, işyeri ortamları ve guslü gerektiren hâllerde bu denge bozulur. Bu elektriksel yük, öfke hâlinde normalin dört katına, guslü gerektiren hallerde 12 katına çıkmaktadır. Günümüzde “kızıl ötesi” (enfra rouje) ışınlarla dış derinin özel fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflarda ihtilâm olduktan sonra vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tespit edilmiştir. Bu tabaka derinin oksijen alışverişine engel olduğu gibi cildin renginin bozulmasına ve çabuk karışmasına sebep olur. Bu durumdan kurtulmak için vücudun iğne ucu kadar yer dahi kalmayacak şekilde tamamen yıkanması gerekir. Böylece su zerreleri olumsuz elektrik gerilimini alarak vücudu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül tıbbî yönden de mutlaka yapılması gereken bir temizliktir. Cünüplüğe sebep olan durumlarda büyük bir enerji harcanmakta, kalp ve dolaşım hızı artmakta, solunum hızlanmaktadır. Vücudun aşırı çalışmasıyla da yorgunluk bitkinlik uyuşukluk ve gevşeklik hissedilmekte, umumiyetle zihnî faaliyetler oldukça yavaşlamaktadır. Gusül ile vücut eski zindeliğini kazanır. Vücudu belirli aralıklarla devamlı yıkamak, koruyucu hekimlik yönünden fevkâlâde önemlidir.
Abdest ve gusül abdestinin dolaşım sistemi üzerinde de olumlu tesirleri bulunmaktadır. Damarlardaki sertleşme ve daralmayı önler. Lenf sistemi burun arkası ve bademcikler yıkanarak uyarılmaktadır. Abdest ve gusülle kolaylaşan lenf dolaşımı seviyesinde lenfosit denen savaşçı hücreler vücudu zararlı unsurlardan korurlar ve vücut direncini arttırırlar.(3)

KAYNAKLAR:
1. Buhârî’de Rivayet Edilmiştir.
2. K.Sitte, c.6-11, s.141.
3. Yavaş, Hasan, Namaz Kitabı, Hakikât Yayıncılık.

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın…‏

09/18/2007

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok 
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri 
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya 
kadar bu böyle devam etti.
 

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı 
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden  
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları 
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik  
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta 
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini 
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, 
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında  
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, 
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile  
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm 
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl 
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan  
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala 
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi 
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru) 

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının  
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan 
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına  şöyle fısıldadı,

“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana 
öğreten sensin.  Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.

Birinin Hayatında  Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.

Bunu iletin, birinin yüreğini ısıtın, hayatında bir fark oluşturmaya çalışsın.

 

 

.:: KİMDEN KAÇIYORUZ KENDİMİZDEN Mİ? NE OLMAYACAK ŞEY! KİMDEN KAPIP KURTARIYORUZ? HAKTAN MI? NE BOŞ ZAHMET! ::. MEVLANA
« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com