İSRAF ?

11/30/2007

İSRAF ?

Bir profesör anlatıyor:
Amerika’da master yaptığım yıllarda, çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Herkes dilediği yemekten istediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin kapısında “Take what you need. Eat what you take” (Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye) diye yazmakta idi.
Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki :

“Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın.”
Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü :

“Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusu ile çarp bakalım, kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur.” dedi.

Yine denemek için dedim ki :
”Şu anda Çin’de değil Amerika’dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin’i değil, Amerika’yı zarara uğratacaktır.”
Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi :

“Yaşadığım ülke olan Amerika’yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz.”

Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim ve düşüncesini paylaştığımı söyledim. İslam dininin bu konudaki, Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez buyruğunu açıkladım.
Çok hoşuna gitti. Tam o sırada, bir Müslüman arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş onu göstererek :

“O Müslüman değil mi?” dedi.

O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim.

süper cevap‏

11/27/2007

Yasli kadin oldukça dini bütün bir insanmis.. Her sabah kapisinin

önüne çikar ve bagira bagira dua edermis:
“Allah’ım bize verdiklerin için sana sükürler olsun!”
Ve ardindan her seferinde de yan komsusunun sesi duyulurmus:
“Allah yok kadiiin Allah yok!!!” (HAŞA)
Yasli teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermis,
öteki komsu da inadindan her seferinde ona öyle bagirirmis..
Neyse.. Bir aksam, komsusu yasli teyzeye bir oyun etmeye kalkmis..
Markete gidip bi sürü meyve sebze, ekmek vs. alip torbalara
doldurmus, yasli teyzenin kapisinin önüne birakmis…

Ertesi sabah teyze kapiyi açip da yiyecekleri görünce çok sasirmis
ve sevinçle bagirmis:

“Sana sükürler olsun Allah’ım, bu gönderdigin yiyecekler için sana
sükürler olsun!!!”
Ve agacin arkasindan onu seyreden komsusu seslenmis:
“Allah yok kadiiin Allah yok!!! (HAŞA) O yiyecekleri ben aldiiiiiim!!!”

Yasli teyze hiç istifini bozmamis:

“Yüce Allah’ım sana ne kadar sükretsem azdır!!!! Hem bu yiyecekleri
göndermissin, hem de parasini ŞEYTANA ödetmissin!!!”
(SÜPER Bİ CEVAP)

SABIR

11/26/2007

SABIR

Saliha bir kadının,münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın ” Bismillahirrahmanirrahim ” diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası, onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah’a dua ederdi.

Bir gün, kadının kocası iyice öfkelenmişti.. Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :

” Şuna bir oyun çevireyim de görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? ” diye söylenip duruyordu.Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı, artık bütün çirkinliğiyle, içinde dolup taşmıştı.

Hanımını çağırdı,ona bir kese altın vererek :

- Bunu iyi sakla !!!

diye tenbih etti. Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti, besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocası da onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve :

- Sana verdiğim bir kese altını hemen getir.

dedi. Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere, ” Bismillahirrahmanirrahim ” diyerek elini uzattı. Tam o anda, Allahu Tealanın emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı. Sonra karısına ;

- Sana çok zulmettim, çok canını yaktım, beni affet.

diye yalvarmaya başladı.Allah’a tövbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi ;

- Ya Rabbi ! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, Saliha bir kadını eş olarak verdiğin için,sana hakkıyla şükretmekten acizdim, beni affet Alah’ım…

O saliha kadın ise ;

- Ya Rabbi ! Sana şükürler olsun ki, duamı kabul edip kocamı salihlerden eyledin, diye dua ediyordu.

Bu hikayeden alınacak ibretler ve çıkarılacak hikmetler çoktur.
Büyükler demişler ki ; ” Sabrın kendisi acıdır, lakin meyvesi tatlıdır.”

Allah, ümit dolu insanları sever

Allah, ümit dolu insanları sever

Mümin, bereketli toprak gibidir, yağan yağmuru emer ve etrafının yemyeşil gümrah olması için vesilelerle doludur. Hayata bakışı, yürüyüşü, tepkileri ile bir mümin Rahmanî esintilerin, peygamberî davranışların en mükemmel timsalidir.
Mümin, hayatın bir imtihan olduğunu peşinen kabul eden kişidir. Bilir ki, her nimet şükür, her musibet sabır ister. Her halinde, nimette de külfette de sınandığını, kendisini bir büyük Zâtın izlediğini her an hisseder.

Hayatın lezzetleri olduğu gibi acıları da vardır. Bu yolda düzlükler olduğu gibi yokuşlar ve inişler de vardır. Hastalık-sağlık, gençlik-yaşlılık, hürriyet-esaret, zenginlik-fakirlik halleri imtihan terazilerinin kefelerini oluşturur. Bazen işler hep rast gider. Siz istemeseniz de işleriniz yolunu bulur, ummadığınız yerlerden imkanlar ve fırsatlar sizi kuşatır. İşte mümin o an şükür secdelerine kapanır ve küfran-ı nimete düşüp de isyan edenlerden olmaktan korkar. Yine, bir musibet anında hemen kendini toparlayıp, Bu da geçer Yâ Hû deyip, musibeti göndereni, kendisini imtihan edeni, bu musibetteki şahsi hatalarını düşünür teselli bulur.

İnsan maddeten, manen ve sosyal olarak geniş imkanlara sahip bulunurken, birden yapayalnız kalınca, işleri rayında giderken birden bozulunca bir anda sarsılıverir. Bazen öyle olur ki, kime el uzatsa eli boş kalır, kimden yardım istese herkes sırtını döner. İşte o noktada kişinin mayası ve altyapısı kendisini göstermeye başlar. Hayata baktığı pencere ve o pencerenin genişliği, o kişinin o sıkıntılardan kurtulmasına yol açacak fırsatların da büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Mümin o an Hz. Eyyûb (as) gibi olmalı, verenin de alanın da O (cc) olduğunu bilip, tevekkülle boyun eğmelidir. Mümin, musibetle karşılaşınca, İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn (Biz muhakkak ki Allah içiniz, ve muhakkak ki yine Ona döndürüleceğiz.) der.

Toplum hayatında çevremize baktığımızda aynı musibetlerin ya da nimetlerin farklı insanlarda farklı tepkilere sebep olduğunu görürüz. Yağmurun her yere yağıp da her yerin yeşermediği gibi, musibetler ya da nimetlere olan insani tepkiler de aynı olmaz. Nimetin de musibetin de Sahibini (cc) bilemeyenler başını taştan taşa vuran, karamsarlık vadilerinde çaresizce koşturan insanlardır.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com