Müslüman Çocuğun Edebi – Görgü Kuralları

01/13/2008

İslâm;  doğumdan  ölüme  kadar hayatın ne şekilde  yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç      ve dış dünyamızın ne şekilde bir  yapıya  kavuşturulacağını  tespit  etmiştir. Madden ve mânen           sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile  ve  sağlıklı  bir  toplumun  yolu   İslâmın emrettiği  hayat tarzını    yaşamak ile mümkün olabilecektir.     Her hayrın başı Besmeledir ! 

     Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir. 
     Sevgili Peygamberimiz: “Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte 
     hayır olmaz”buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş 
     olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:

    “Yemek yemeğe, abdest almaya  ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir. 
    . Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur. 
    . Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır. 
      Biz müslümanlar haramlardan kaçınacağız. 
    . Kat’i olarak haram olan bir şeyi işlerken besmele çeken kâfir olur. 
    . Kapıları açıp kapatırken, mutfaktaki yemek kaplarının kapaklarını açarken, yemek yaparken,
      ocak yakarken, mutfağa girerken besmele çekmek sünnettir. 
    . Süt, su, çay, ilaç içmeye başlarken besmele çekilir. 
    . Sakalı tamamen keserken besmele çekmek câiz değildir. 
    ***

     SELAM  VERME  ADABI:

      Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır.
      Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.

     1. İslam’ın emrettiği selamı unutma.
     2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme 
         (Esselamü Aleyküm). 
     3. Selam verme şekli şöyle: 
         a) Binek üzerinde olan yürüyene,
         b) Yürüyen oturana,
         c) Az kişiler çok kişilere,
         d) Küçükler büyüklere selam verirler.
     4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver. 
     5. Konuşmadan önce selam ver. Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: 

     “Kim  selamdan  önce  konuşmaya  başlarsa  ona  cevap  vermeyin”
    

     KONUŞMA  ADABI

     Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok 
     şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. 
     İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.

     01. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek. 
     02. Dünya ve ahiret için faydası  olmayan  sözleri  söylememek. 
     03. Sözleriyle  kimsenin  gönlünü  kırmamak. 
     04. Musibet  ve  felaket  getireceğinden korktuğu  şeyi  söylememek. 
     05. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek. 
     06. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek. 
     07. Büyüklerin yanında yüksek sesle  konuşmamak. 
     08. Boşboğazlık, gevezelik etmemek. 
     09. Söylerken ağzını eğip  büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak. 
     10. Konuşurken karşısındakini  hiçe  sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur 
           aramamak. 
     11. Dilini la’nete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak. 
     12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına  söylememek.      . 
     13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek. 
     14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan  sakınmak. 
     15. Başkalarıyla  alay  etmemek, kimseye  kötü  bir  ad  takmamak.

    *** 

     GÜZEL  SÖZLER  ADABI

     Söz  söylerken güzel söylemek, kabalık yapmamak, karşısındakilerin halini gözetmek, dokunacak 
     sözlerden ve tasavvurlardan sakınmak Müslüman’ın vazifesidir. 
     Kur’an-ı Kerim yedi çeşit insanın peşinden gitmeyi ve onları dinlemeyi yasak etmiştir. 

     1- Doğruya ve yalana çok yemin eden. 
     2- Fikir ve düşüncesi düşük olan.
     3- Şuna buna söven, la’net eden, daima kusur ve ayıp araştıran. 
     4- Bir yerde konuşulan şeyleri başkalarına taşıyan. 
     5- Cimri ve son derece sıkı olan ve insanları iyilikten çeviren. 
     6- Hakkı tanımayan ve mütecaviz olan.
     7- Günaha dadanan, şerefsiz ve soysuz olan.

     ***

     EVE  GİRİŞ  ÇIKIŞ  ADABI

      1. Kapının  sağında  veya  solunda  durmak.
     2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin  verilmez  ise  geri  dönmek. 
     3. Eve girince ve çıkarken  “Esselamü Aleyküm” diyerek  selam  vermek. 
     4. Evden çıkınca “Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete  illabillah” demek.
     *** 

     YEMEK  YEME  ADABI

     01. Sofra  hazırlanırken  yardımcı  olmak. 
     02. Yemekten  önce  ve  sonra  elleri  yıkamak.
     03. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak.
     04. Besmele çekip, Allah’a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek.
     05. Yemeğe önce yaşça veya mevkice büyük olan kişinin başlaması uygundur
     06. Sağ eliyle yemek.
     07. Lokmayı  ağza  göre  almak  ve  iyice  çiğnedikten  sonra  yutmak.
     08. Lokmayı  yutmadıkça  ikinci  lokmaya  el  uzatmamak.
     09. Önündeki  yemeği  soğutmak  için, yemeğin  içine  üflememek.
     10. Başkalarını  tiksindirecek, iğrendirecek  harekette  bulunmamak  ve söylememek. 
     11. Ağızda  yemek  varken  konuşmamak, gülmemek.
     12. Başkasının  lokmasına  ve  yediğine  bakmamak. 
     13. Elini yemek kabına silkmemek ve lokmayı ağzına götürürken başını tabağa doğru uzatmamak. 
     14. Yemek  seçmemeye  özen  göstermek.
     15. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi  önünden  yemek. 
     16. Lokmasını  ve  aldığı  yemeği  bitirmek.
     17. Tabaklarda  artık, sofrada  kırıntı  bırakmamak.
     18. Toplu yemek yenirken herkes  yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak.
     19. Yemek  bitince  “Elhamdülillah”  demek.
     20. Yemeği  yapana  teşekkür  etmek.
     21. Sofra  kaldırırken  yardımcı  olmak.
     22. Yemek  sonrası  elleri  yıkamak, dişleri  fırçalamak.
     23. Sokaklarda  yemek  yememek  ve  içmemek.
     24. Gezinerek  yemek  yememek.
     25. Helalinden, temiz  yemek  ve  Allah’a  şükretmek.
     26. Acıkmadan  yemek  yememek.

      Bir hadis-i şerifte:
     “Sizden biriniz yiyeceği zaman sağ eli ile yesin, 
      içeceği zaman da sağ eli ile içsin. 
      Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer.”  buyurulmuştur. 
     ***

     SUYU  İÇME  ADABI

     1. Besmele çekmek. 
     2. Suyu  bardaktan  (veya tasdan)  içmek.
     3. Suyu  oturarak  içmek.    4. Bardağı  sağ el  ile  ağıza  götürmek.
     5. Bardağın  içine  nefes  vermemek.
     6. Suyu  üç  yudumda  içmek  sonunda  Elhamdülillah  demek; su  içmenin adaplarındandır. 
 

    Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
    “Suyu çocuğun memeyi emmesi gibi için. 
    Depodan doldurur gibi içmeyin.
    Ondan ciğer hastalıkları zuhur eder.”

     ***

     TUVALET  ADABI

     1. Tuvalete girmeden önce Eüzü Besmele çekmek.
     2. Sol ayak ile girmek.
     3. İhtiyacı  ayakta  değil, oturarak  gidermek.
     4. Tuvalette  konuşmamak, bir  şeyler  yememek, oyalanmamak.
     5. Tuvaletten  çıkmadan  temizlik  kontrolü  yapmak  (elleri yıkamak).
     6. Sağ  ayak  ile  çıkmak.
      7. Çıkınca “Gufraneke” demek, adaptandır.
     *** 

     YATMA  ADABI

     1. Yatmadan  önce  elleri  yıkamak.
     2. Dişleri  fırçalamak.
     3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek.
     4. Giysilere  sağdan  giymeye  başlamak.
     5. Besmele  çekip  sağ  tarafa  doğru  dönüp  yatmak.
     6. Yatmadan  önce  dua  etmek, adaptandır.
     ***

     GÖZ   KULAK  GİBİ  AZALARIN  TERBİYESİ

     Müslüman’a başkalarının kanı, ırzı, namusu, malı haramdır. Kendisinin olmayan herhangi bir şeye 
     kötü gözle bakmamak, kendi canı, namusu, malı nasıl mukaddes ise, başkalarınınkini de aynı 
     şekilde kabul etmeli, kendini tamamen haramdan ve kendisine ait olmayan her şeyden çekmek 
     İslâm’ın emridir.
     ***

      TOPLANTILARDA  ADAB 

     Kur’an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir mecliste nasıl davranılacağını 
     bildirmiştir. 

     01. Bir toplantıya herkesi iğrendirecek elbise ile, fena kokularla gitmemek, 
     02. Mecliste daima güler yüzlü olup, ekşi suratlı ve geveze olmamak, 
     03. İleri geçip oturmamak, hakkı olmadıkça ileriye geçmemek, 
     04. Kendisinden yaşça ve bilgice yüksek olanlara hürmet etmek, 
     05. Anası, babası veya hocasına daha çok hürmetli olmak, 
     06. Oturanlara sıkıntı verecek hallerden sakınmak, 
     07. İki kişi arasına oturmak lazım gelirse, onların iznini istemek, 
     08. Sonradan gelene yer göstermek, 
     09. Kendisinden büyük olanların yanında ayak ayak üstüne koymamak, 
     10. Ev sahibinin, misafiri uğurlaması, 
     11. Kalabalık içinde iki kişi arasında gizli konuşulmaması, 
     12. Esnememek, mecbur olursa eli ile ağzını kapamak, 
     13. Öksürme veya geğirme ile çevreyi rahatsız etmemek, tiksindirmemek, 
     14. Meclis ve toplantılarda  edebe riayet etmek.
     ***

     KOMŞULARIMIZA  KARŞI  VAZİFELERİMİZ

     Aile ve akrabamızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır.
     Komşularımıza  olan  vazifelerimizin  başlıcaları  şunlardır:

     1. Komşulara el ve dil ile eziyet etmekten kaçınmalıdır. Evde gürültü yapmak, dökülen çöplerle 
         komşuları zor durumda bırakmak, vb. Müslümanlıkla bağdaşmaz. “Peygamberimiz: “Allah’a ve 
         âhiret gününe İman  eden  komşusuna  eziyet  etmesin  buyurmuştur. (Sahihi Buhari)

     2. Komşusunu çaresizlik içinde gören kimse, onun yardımına koşmalıdır. Cenabı Hak bir ayeti 
         kerimede komşuya iyilik edilmesini tavsiye etmektedir. (Nisa Suresi: 36)

     3. Komşunun  evini,  kendisinin  bulunmadığı  zamanlarda  korumak,

     4. Komşuları zaman zaman ziyaret etmek, hastalandıklarında kendileriyle yakından ilgilenmek,

     Komşu hakkının önemini Peygamber Efendimiz şu hadisi şeriflerinden daha iyi anlamaktayız: 
     “Cebrail, bana durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti. Bu sıkı tavsiyeden, 
     komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim. (Sahihi Buhari)

     Komşumuz Müslüman olmasa bile onlarla iyi geçinmek (örnek olmak), eziyet etmekten
     sakınmak, iyi davranışlar içinde bulunmalıyız.
     ***

     MİSAFİRLERE  KARŞI  VAZİFELERİMİZ

     Misafirleri güzel bir şekilde ağırlamak, Müslümanlığın emirlerindendir.
     Peygamber Efendimiz, kendisini ziyarete gelenlere elinde bulunan yiyeceklerden bol bol yedirir,
     hatta ev halkıyla birlikte geceyi aç olarak geçirdiği zamanlar da olurdu. Bir hadisi şeriflerinde şöyle 
     buyurulmakta: “Allah’a ve Kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin (Sahihi Buhari)

     Atalarımız kahramanlığı ve dürüstlüğü yanında, misafirperverliği de, sahip olduğu eşsiz 
     üstünlüklerindendir. Bugün yurdumuzun birçok Köylerinde, misafirler için ayrılmış özel yerler vardır.

     Misafirlerimize  karşı  olan  vazifelerimizden  başlıcalar  şunlardır:

     1. Misafirleri güler yüz ve tatlı dille karşılamak, 
     2. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin en iyisini onlara sunmak,
     3. Misafirlerin üzerine fazla düşüp onları sıkmamak,
     4. Misafirlerin yanında çocukları ve hizmetçileri azarlamamak,
     5. Topluluklarda dikkat ettiğimiz önemli noktalara, misafirlerin yanında da dikkat etmek.

     ***

     ZİYARETLERİN  ADABI

     Müslümanların birbirlerini ziyaret etmeleri, aradaki sevgi, saygı ve dayanışmayı kuvvetlendirir.
     Zaman zaman akraba, yaşlı ve hasta kimseler ziyaret edilmek  suretiyle gönülleri alınmalıdır.
     Ancak ziyaretlerin, usulüne uygun olarak yapılması gerekir.

     Ziyaretlerle ilgili edepleri  şöyle sıralayabiliriz:

     1. Ziyaretlerin vakti iyi seçilmelidir. Uyku, yemek ve iş zamanlarında ziyarete gidilmemelidir.
     2. Ziyaretlere giderken, temiz ve düzgün elbiseler giyilmelidir.
     3. Ziyaret edilen evin kapısı çalınmalı, ev sahibi izin verdikten sonra içeri girilmelidir.
     4. Ziyaret sırasında güler yüz gösterilmelidir.
     5. Ziyaretine gidilen evde bulunanların, sevinçleri ve kederleri paylaşılmalıdır.
     6. Ev sahibinin  işi varsa, ziyareti uzatmadan müsaade isteyerek ayrılmalıdır.
     7. Ziyaret edilen kimsenin yaş, akrabalık veya hastalık gibi durumları
         göz önünde bulundurularak, konuşma şeklinde dikkat edilmelidir.
     8. Özellikle yaşlılar ile hastalar, sık sık ziyaret edilmelerini beklerler.
         Bu bakımdan bu kimselerin ziyaretleri diğerlerine göre daha fazla yapılmalıdır.

Muharrem Ayı ve Aşure Günü

01/10/2008

Muharrem Ayı ve Aşure Günü “Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.

Hicri yılbaşı gecesi

01/07/2008

Hicri yılbaşı gecesi;

Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571′de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622′de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.

Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyet’ten önce Araplar, Muharremde harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya korlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kıymet verilen dört aydan biri
Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.) [Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Aşka Mecnun
kaynak= Tirmizi, Buhari, Deylemi,kur’an-ı Kerim mealinden derlenmiştir. “Dinimizislam” İslam ilmihali

www.islamiyet.gen.tr den alıntıdır.


YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com