Oruc bir nefs egitimidir

08/28/2008

“Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi’ne kavustugu zamanki sevincidir.” (Hadis-i Serif)
Ruh ve bedenden yaratilan insan, madde ile mananin birlesiminden meydana gelen bir güzelliktir. Oruç, madde ile mana arasinda bir denge ve maddenin lehine bozulan dengeyi aslina iadedir. Böylece, Allah’i tanimak ve O’na kulluk etmek için yaratilan insan, himmetini yaradilis gayesine yogunlastirarak Allah’in rizasina ulasir.

ARZULARIN KÖLELIGINDEN AZAT OLMAK

Yeryüzünde halife olarak yaratilan insan, Allahu Tealâ’ya kulluk etmedigi taktirde, Allah onu masivanin kölesi yaparak cezalandirir. Böylece insanoglu, kendisine hizmet için yaratilan seyleri gaye haline getirip onlari Allah gibi sevmeye baslar (Bakara/165). Bu da gönül ve fikir dünyasinin madde tarafindan tutsak edilmesi demektir.

Allahu Teâlâ, böyle nefsanî zevk ve sefa pesinde kosarak maddenin tutsagi haline gelen kâ­fir­lerin hallerini muhtelif ayetlerde söyle beyan etmektedir: “Hevâsini kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan, 43). “Davarlarin yedigi gibi yer ve içerler. Onlarin yeri atestir.” (Muhammed/12). “Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvan­lar­dan da asagidirlar.” (Araf/179).

Bu ayetler her ne kadar iman etmeyenleri tasvir ediyorsa da, madde, makam, söhret gibi seylerin tutsagi haline gelen müminler de anilan ayetlerin muhatabi olmaktan kurtulamazlar.

Iste müminleri bu esaretten kurtaracak en tesirli ibadet oruçtur. Çünkü oruç, nazarlari maddenin ve midenin ötesine çekerek, insana yaratilis gayesini hatirlatir. Bu yüzden bütün ilâhî dinlerde oruç vardir. Kur’an-i Kerim’de söyle buyurulur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmis ümmetlere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183)

BIR ‘KORUNMA’ EGITIMI

Orucu layikiyla tutan bir insan bütün haram olan fiillerden, zulüm ve fenaliktan uzak durur. Allah’in emirlerine riayet etmekle kalmaz, yaptigi amelleri de ihlâsla, sirf Allah rizasi için yapmaya gayret eder.

Evinde her türlü nefis yiyecekler olan bir kimseyi düsünelim. Bu kimse oruçluyken karni aç oldugu halde o yiyeceklere elini sürmez. Halbuki orucunu bozsa kimse görmeyecek. Fakat Allah görecek. Yine oruçluyken yanindaki helâline elini sürmez. Çünkü Allah görüyor.

Demek ki bu insan, hiçbir mani yokken sirf Allah rizasi için bunlara elini sürmüyor ve bu sekilde nefisle aralarinda cereyan eden mücahedede Allah namina hareket ediyor. Sayet nefsine uyup orucunu bozacak olsa, kendisini altmis gün keffaretle cezalandiriyor.

Sirf Allah rizasi için helâl malini yemeyen bir mümin, nasil olur da baskasinin haram malini yiyebilir? Allah rizasi için sehvetini zaptedip, helâl olan esine dahi dokunmayan bir mümin, nasil olur da haram olan bir kimsenin irz ve namusuna musallat olabilir? Keza kendi malindan zekât veren bir kimse, nasil olur da baikasinin malini çalabilir?

Iste orucun farz oldugunu beyan eden ayetteki “umulur ki korunursunuz” ifadesinin hikmetleri, oruçta tam manasiyla tezahür ediyor.

‘ORUÇTA RIYA YOKTUR’

Oruçlu olan bir kimse, Allahu Tealâ’nin huzurunda vicdaniyla basbasadir. Oruç disaridan görülebilen bir ibadet degildir. Bu sebeple Hz. Peygamber A.S., “oruçta riya yoktur” buyurmustur.

Amellerin kabulü için esas olan ihlâs, müminin düsünce ve fiillerini mahlukatin mülahazasindan uzak tutmasidir. Bütün ibadet ve amellerimizde ihlâsi kazanmanin en tesirli egitimi ise oruçtur. Ihlâsla nefis mücahedesine alisan bir mümin, Allahu Tealâ ile sicak bir irtibat kurar ve böylece Allah’i görüyormus gibi hareket etme kabiliyeti kazanarak “ihsan” mertebesine ulasabilir.

Iftar vaktine kadar Allahu Tealâ’nin kendisine lutfettigi nimetlerden nefsini mahrum birakan oruçlu, bu nimetlerden devamli mahrum olan insanlari kesfeder. Kalbi yumusar, merhameti galebe eder ve elindeki imkanlariyla baskalarini gözetmeye baslar. Fakir fukaraya yardim eder. Evinde iftar ettirir. Böylece makam-mevki farki sözkonusu olmadan toplumda huzur, itimat, muhabbet ve kardeslik gelisir ve büyür.

Burada sadece bir kismini arz etmege çalistigimiz gibi, oruç nefsin kötü olan sifatlarini egiterek iyilestirir. Böylece mümin, gücü nisbetinde nefs-i emmare mertebesinden nefs-i mutmainne makamina dogru yükselir. Bu suretle Allah’in rizasini kazanip atesten korunmus olur. Onun için Hz. Peygamber A.S. buyurur ki: “Oruç atese karsi bir perde, müstahkem bir kaledir.”

SINIRSIZ MÜKÂFAT KAPISI

Her amelin karsiligi kulun emegi nisbetinde ödenir ve miktari bellidir. Her iyilige on mislinden yedi yüz misline kadar, bazi gün ve gecelerde ise, daha fazla mükâfat vardir. Ancak oruç müstesna. Orucun ecri çok daha fazladir. Zira Allahu Tealâ hadis-i kudsî­de buyurur ki: “Oruç benim içindir onun mükâfatini ben verecegim. (Zira) oruçlu kisi yiyecek ve içecegini sirf benim için birakti.” (Müslim). Kur’an-Hakim’de ise “kadir gecesi bin aydan hayir­lidir” buyrulmaktadir.

Burada, yapilan bir hayrin Allah tarafindan otuzbin katiyla da ka­bul edilebilecegine dair Kur’anî bir delil mevcuttur. Su halde bir kul orucun sartlarina riayet ettigi nispette, otuzbin mislinden fazla bir mükâfata bile mazhar olabilir. Ilâhî rahmetten bu umulabilir.

Oruç tutan kimse Allah’in izniyle cehennem atesinden kurtulur. Zira hadis-i serifte, “Kim Allah’in rizasi için bir gün oruç tutarsa, Allah onunla ates arasina genisligi yer ile gök arasini tutan bir hendek kilar” (Tirmizî) buyurulmaktadir. Diger bir hadis-i serifte ise, cennette “Reyyan” denilen kapidan sadece oruçlularin girecegi belirtilmektedir. (Buharî)

Benzeri daha birçok hadis-i serif mevcuttur. Hâlâ gönlü mutmain olmayanlar için, Efendimiz A.S.’in su büyük müjdesini aktarmakla yetinelim: “Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi’ne kavustugu zamanki sevincidir.” Hadiste zikredilen ikinci sevinç, Cemalullah’i seyr ve temasadir ki, dünyada ve ahirette bundan büyük mükâfat yoktur.

ORUCUN ÇESITLERI

Avamin Orucu: Yemek, içmek ve cinsî münasebetten sakinmaktir. Bu çesit oruç tutanlar agiz ve edep yerlerini oruç süresince korumalarina ragmen, her türlü harami islemeye devam ettikleri taktirde oruçtan elde edilecek asil sevap ve feyzi kaçirmis olurlar. Allah Rasulü A.S., “Nice oruçlular var ki, açlik ve susuzluktan baska kârlari yoktur.” (Nesaî, Ibnu Mace) buyurmaktadir. Bu sekilde tutulan bir oruç cehenneme kalkan olur mu, bilinmez. Zira gündüz orucu bozanlar hariç, nefsin her türlü sehvetlerini yerine getirmekle beraber, sadece yeme-içmeyi bir ögün geciktirip, iki ögünlük yemegi de aksam yemekte çok büyük fayda yoktur. Sayet olsaydi o zaman bu hadisin bir manasi kalmazdi.

Fakat bütün bunlara ragmen Allahu Tealâ Hazretleri, “Kim zerre miktari hayir yapmissa onun karsiligini görür.” (Zilzal/7) buyuruyor. Bu yüzden ümit edilir ki, bu gibi kimseler seklen de olsa farzi yerine getirmenin sevabini insaallah alirlar.

Havasin Orucu: Yukaridaki esaslara riayet etmekle beraber, gözünü, kulagini, dilini, elini, ayagini ve diger azalarini günahtan koruyarak oruç tutmaktir.

Hz. Peygamber A.S., “Bes sey orucu bozar (yani orucun kemalâtini götürür ve sevabini azaltir): Yalan konusmak, giybet etmek, dedikodu yapmak, yalan yemin ve sehvetle bakmak.” (el-Ezdî, Zuafa) buyurmaktadir. Burada dil ve gözle ilgili afetlerden bahsedilerek, kâmil bir oruç için bunlardan korunmamiz emredilmektedir. Diger uzuvlari korumakla ilgili ayet ve hadisleri de buna kiyas ederek, kâmil bir orucun nasil tutulacagina dikkat edilmelidir.

Yukarida bahsedildigi gibi, orucun asil gayelerinden biri nefsi terbiye etmektir. Nefis terbiyesi yapilmadan uzuvlari günahlardan korumak mümkün degildir. Orucu nefsle yapilan bir mücahede halinden çikarip perhiz sekline getirmek, gerçek bir oruç sayilmaz. Mesela helâl yemekten oruç tutup, haram ile iftar etmenin ne manasi olabilir? Oruçtan maksat yeme, içme, uyuma ve cinsi münasebet gibi sehvetlerini mutedil hale getirmektir. Oruçlu olan bir kimse gündüz yemedigini aksam bir oturusta tika-basa yerse, sehvetlerini ve Allah’in düsmani olan seytani nasil yenebilir?

Oysa haramlardan kaçinsa, mutedil yese, orucun ve diger ibadetlerin bereketiyle kalbi cilalanir, her gece biraz daha hafiflesir. Teheccüdünü, virdlerini kolaylikla yapar. Bu sayede seytan kalbine yaklasamaz.

Ahassü’l-Havasin Orucu: Yukaridaki iki sarti yerine getirmekle birlikte, kalbini adi düsüncelerden ve dünya sevgisinden arindirarak Allah’tan baska bir seye gönlünü baglamamaktir. Bu gibilerin kalbine Allah ve ahiretten baska veya dünyanin ahirete yarayisli kismindan baska bir sey gelirse oruçlari bozulur. Bu mertebe peygamberlerin, siddîklerin ve mukarreblerin mertebesidir. (Ihya-u Ulumi’d-Din)

BIR TAVSIYE

Allah indinde makbul olan orucun, bütün uzuvlarla tutulan oruç oldugunu senelerden beri çogumuz duyar veya okur geçeriz. Bunu bütün arzumuza ragmen çogu kere tam manasiyla tatbik edemeyiz. Oysa ikinci grupta anlatilan salihlerin orucu, haram bir fiil isleyince bozulur. Her ne kadar zahirî ve fikhî kaidelere göre bozulmasa da, kâmil bir oruç olmaktan çikmasi itibariyle, manevi ve batinî açidan bozulur.

Su halde gelin, bu yil azalarimizdan haram bir fiil ortaya çikmasi halinde, kesinlikle kaza etmeye niyet edelim. Göreceksiniz nefis o orucu kaza etmemek için çok daha dikkatli olacaktir.

Kaynak: www.semerkand.com

Çocuklar ve Ramazan

08/27/2008

Çocuklara Ramazan’ın farkını hissettirin

İftar vaktinin erken olması sebebi ile çoğu insan orucunu işyerinde açacak. Hiç olmazsa ilk günde imkanlarınızı zorlayıp orucunuzu evinizde ailenizle birlikte açmaya çalışın! Çocuklar Ramazan’ın farkını hissetsin!

Teravihe çocuğunuzla gidin

Elinden tuttuğunuz çocuğunuzla birlikte teravih namazına gidin. Namazdan sonra, önce çocuğunuza küçük; ama onun hoşuna gidecek bir hediye verin. Sonra yanınıza aldığınız çikolata ya da şekerleri teravihe gelen diğer çocuklara dağıtarak onlara Ramazan’ın rahmet yüzünü bir kere daha gösterin.

Ekonomik durumunuz iyiyse bunu sık sık yaparak camiye gelen çocukları sevindirin.

Çocukları camiden kovmayın

Teravihtesiniz, huşu ile namazınızı kılıyorsunuz. Çevrenizde yüzlerindeki rahmetten izlerle muzipçe dolaşan hatta safların arasında koşuşan çocuklar var. Halden anlamayan bazı nadanların onların koşuşturmasından rahatsız oldukları belli.

Çocuklara kızarak sert sert bakışları ile onları azarlayanların aksine, siz nazarınıza rahmeti yerleştirin ve kendilerinden hoşnut olduğunuzu izhar edin. Namazdan sonra da karşılaştığınız çocuğun başını okşayıp onu tebrik ederek “Allah ibadetinizi kabul etsin” deyin.

Çocukların dinî eğitiminde bu ay bir fırsattır

Eğitim, büyüklerin kendilerini takip eden nesli her yönden geliştirmek, çelişki ve tutarsızlıklardan kurtarmak, ahenkli davranış ve olgunlaşmış şahsiyete ulaştırmak için gösterdiği çabalar bütünüdür. Eğitim için müsait ortamın, heyecanın, motivasyonun ve uygulama yapma imkânının bulunması şarttır. Çocuklara İslâmi eğitimin kazandırılmasının en müsait ortamlarından biri de Ramazan ayıdır.

Heyecan, eğitimi hem kolaylaştıran hem de zorlaştıran bir husustur. Bu itibarla heyecanın eğitime verdiği olumlu ve olumsuz olmak üzere iki yönlü etkisi vardır. Öğrenilecek şeyle aynı yönde olan heyecanlar eğitimi kolaylaştırır; fakat öğrenilecek şeyle zıt yönde olan heyecanlar eğitimi zorlaştırır. Meselâ Ramazan ayının heyecanı, İslâmi terbiyeyi kolaylaştırarak İslâm eğitimine olumlu bir katkıda bulunur. Bunun yanında İslâm örf, âdet ve ahlakıyla uzaktan yakından hiç alâkası olmayan bazı bayramların heyecanı ise çocukların İslâmi terbiyeyi kazanmalarına engel olur. Heyecanın en büyük neticesi motivasyonu ortaya çıkarmasıdır. Kısaca motivasyon, öğrenilecek şeye karşı iradeli olarak ilgi ve merak duymaktır. Herhangi bir şeye ilgi ve merak duymadan onu öğrenmek mümkün değildir. Bu sebeple ilgisizlik ve dikkatsizlik, öğrenme ve anlamaya engel olan kalbe çekilmiş bir perdedir. Artık bugün çocuğa motivasyon kazandırılmadan eğitim ve öğretim yapılamayacağı bütün dünya eğitimcileri ve pedagogları tarafından kabul edilmiş bir husustur. Bunun yanında halkımız arasında “Merak ilmin hocasıdır” sözü yıllardır kullanılmış ve adeta atasözü haline gelmiştir.

En büyük muallim ve terbiye edici olan Kainatın İftihar Tablosu Peygamber Efendimiz (sas) de, bir şeyler anlatmak istediğinde ashabının ilgi ve merakını uyandırarak motivasyonunu artırırdı. Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki, Müslüman anne–babanın yapacağı ilk iş, çocukta harekete geçirici güç olan ilgi ve merakı temin etmektir. Bu sebeple dikkati toplamak için mübarek Ramazan ayı, oruç, teravih namazı, imsak ve sahur gibi çeşitli motiflerden faydalanmak lazımdır.

Çocuklar sizi namaz kılarken görsün
Bugün bir başlangıç yapın. 1,5-2 yaşından büyük çocuğunuz varsa onların bulunduğu bir ortamda namaz kılın. Onlar sizlerin önlerinize gelsin, sırtınıza çıksın. Onlara müdahale etmeyin. Peygamberimiz de bu şekilde davranmıştı.

Çocuklarınız sizi namaz kılarken görsün. Bu onun zihnine yerleşecek ve ileride evde sizin yaptıklarınız adına çok önemli bir hatıra olarak kalacaktır. Mümkünse namazlarınızı evde eşlerinizle birlikte cemaat yaparak kılın. Böylece namazınızın yirmi yedi kat daha fazla sevap getireceğini Efendimiz (sas) haber veriyor.

Kaynak: Zaman Gazetesi, 2003, Ramazan
alıntı.


YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com