Şişmanlığın tanımı ve nedenleri

10/10/2006

Şişmanlık (obezite), sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. Vücuttaki yağ miktarına ve dağılımına bağlı olarak yaşam kalitesi ve süresi olumsuz yönde etkilenmektedir. Şişmanlıkta özellikle kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, kanser (meme, prostat, kolon, endometrium), diabet, osteoartrit, safra kesesi hastalıkları, uyku apnesi ve solunum yetmezliği görülme sıklığı artmaktadır.

Şişmanlığın saptanmasında çok çeşitli yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerden faydalanılarak şişmanlığın seviyesini belirlemek mümkündür. Pratikte en yaygın olarak başvurulan kriter beden kitle indeksidir (BKİ). BKİ, yetişkinlerde şişmanlık ve fazla kilonun sınıflandırılması için sıklıkla kullanılan boy ve vücut ağırlığına dayalı basit bir indekstir. BKİ, kg olarak ağırlığın m2 olarak boya bölünmesi ile hesaplanır.

BKİ (kg/m2) = Ağırlık(kg) / Boy(m2)

Örnek: Vücut ağırlığı 60 kg, boy uzunluğu 1.66 m olan bir kişinin BKİ si; 60 / 2.76= 21.7 kg/m2 dir.

Şişmanlığın BKİ’ ne göre derecelendirilmesi :

BKİ ve Derecelendirme

< 18.5
Normalin altı ağırlık (Zayıf)

18.5-24.9
Normal (Kabul edilebilir ağırlık)

25.0-29.9
Hafif şişman (Overweight)

30.0-34.9
I. Derece şişmanlık (Obezite)

35.0-39.9
II. Derece şişmanlık

>40.0
III. Derece şişmanlık (Morbid obezite)

BKİ’nin normal değerleri 20-25 kg/m2 dir. BKİ artıkça hastalıklara yakalanma riski de artar. Ancak normal değerler yaşa göre değişiklik gösterirler.

Yaşa Göre Olması Gereken BKİ Değerleri :

Yaş ve BKİ (kg/m2)

19-24 … 19-24
25-34 … 20-25
35-44 … 21-26
45-24 … 22-27
55-64 … 23-28
>65 … 24-29

Şişman bireyler sadece biriken aşırı yağ bakımından değil, yağın bölgesel dağılımı bakımından da özellik gösterir.Yağ dağılımı özellikle şişmanlıkla birlikte ortaya çıkan hastalıklar (kalp-damar hastalıkları, diabet gibi..) bakımından önem taşır. Vücutta biriken aşırı yağ karın (abdominal) bölgesinde toplanmışsa android tip, vücudun alt bölgesinde toplanmış ise gynoid tip şişmanlık olarak tanımlanır. BKİ, şişmanlığın sınıflanmasında yaygın olarak kullanılmasına rağmen yağın dağılımı konusunda bilgi vermez. Bu durumda bel/kalça oranı kullanılır. Bu oranın erkeklerde 1.0 ve kadınlarda 0.8’ in üzerine çıkması , özellikle şişmanlığın neden olduğu hastalıklar açısından büyük
risk oluşturur.

Şişmanlığın oluşum nedenleri çevresel ve davranış değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkar. Günlük beslenmedeki enerji ve yağ düzeyinin beraberce artması, fiziksel aktivite yoğunluğunun azalması ve sedanter bir yaşam şeklinin benimsenmesi vücut ağırlığının artmasını etkileyen en önemli nedenlerdir. Fizyolojik olarak genellikle gebelik, 5-7 yaşlar ile adolesan dönemi, erken erişkinlik ve menopoz dönemi kilo alma eğiliminin en yoğun olduğu süreçlerdir. Psikolojik faktörlerde ( özellikle batı toplumlarında) şişmanlığın nedenlerindendir. Stres, depresyon ve mental hastalıklar ile şişmanlık arasındaki ilişki bu konuda yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu tip durumlarda davranış bozuklukları yeme alışkanlığını olumsuz yönde etkileyerek şişmanlık için zemin hazırlar. Bazı hormonal hastalıklar (hipotroidizm, diabet gibi..), tedavi amaçlı kullanılan bazı ilaçlar (antidepresanlar, bazı doğum kontrol hapları gibi..) ve hatta sigaranın bırakılması da şişmanlığı oluşturan diğer etmenler arasında sayılabilir.

BENGÜL AKGÜN
BESLENME VE DİYET UZMANI

Şişmanlığın oluşumunda genetik ve psikolojik faktörlerin etkisi

Vücut ağırlığının düzenlenmesinde hormonal ve sinirsel faktörler rol alır. Bu faktörlerin çoğu genetik olarak düzenlenir. Bireyin yeme davranışını belirleyen faktörler, yağ hücrelerinin sayısı ve büyüklüğü, yağın vücudun belirli bölümlerine dağılımı ve bazal metabolizma hızı (BMH) kalıtımla ilintilidir. Şişman anne –babanın çocuklarının da şişman olma olasılığı % 80 iken; anne-babanın şişman olmaması durumunda bu oran %10’dan azdır.

Genetik faktörler, bireyin enerji kullanımını ve alınan fazla enerjinin depolanmasında vücudun yatkınlığını da etkilemektedir. Bireyler arasında metabolizma hızının farklılık göstermesi, bu hızı etkileyen faktörler arasında genetiğin de yer aldığını göstermektedir. Eğer ailesel olarak düşük BMH’ na sahip olma söz konusu ise, bu durum şişmanlığa yatkınlık açısından büyük risk oluşturur.

Özellikle tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan çalışmalar genetiğin şişmanlık oluşumundaki etkisini belirginleştirmektedir. Bu konuyla ilgili olarak elde edilen veriler tek yumurta ikizlerinin ağırlık kazanma düzeylerinin, vücut yağ yüzdeleri ve vücut yağ dağılımlarının ayrı ayrı büyütülmüş olsalar bile son derece benzer olduğunu göstermekte ve bunun nedeninin de genetik faktörlerle ilgili olduğu ileri sürülmektedir. Bu ve benzeri çalışmalar şişmanlığın oluşumunda genetiğin önemli bir etken olabileceğini ve dolayısıyla bazı bireylerin de genetik olarak şişmanlığa yatkın olabileceğini işaretlemektedir.

Şişmanlığın oluşumunda etkili olan bir diğer etken bireyin psikolojik durumudur. Şişman bireylerde sıklıkla görülen psikolojik yeme bozuklukları sırasıyla;

- Duygusal duruma bağlı yeme
- Yeme atakları-abartılı yeme
- Gece yeme

şeklinde sıralanabilir.Ayrıca obez bireyler tarafından sıklıkla uygulanan aşırı diyet kısıtlamaları da bir süre sonra yeme bozukluklarına neden olabileceği için potansiyel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Abartılı yemek yeme şişman bireylerde, normal ağırlıktaki kişilere göre iki kat daha fazla görülmektedir. Özellikle kadınlar arasında çok yaygındır. Abartılı yemek yeme bozukluğu gösteren bireylerde sıklıkla görülen belirtiler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

A) Çoğu bireyin aynı sürede yiyebildiği besin miktarına göre çok daha fazla besin tüketme

B) Yeme davranışını kontrol edememe

C) Normalden çok daha hızlı yeme

D) Rahatsızlık hissi oluncaya kadar yemeye devam etme

E) Açlık hissi olmadığı zamanlarda bile aşırı miktarda yeme

F) Ara öğünlerde aşırı besin tüketme

G) Özellikle gergin, yalnız, depresif veya üzgün olunduğunda aşırı miktarda yeme

H) Yenilen besin miktarından utanıldığı için tek başına yeme

I) Her abartılı yemek yeme davranışından sonra suçluluk duyma ve kendini depresif hissetme

Yeme atakları olan şişman bireylerde, bu tür atakları olmayan bireylere göre psikolojik bozukluklar (depresyon, gerginlik, huzursuzluk gibi..) ve kendi bedeninden hoşnut olmama gibi belirtiler daha sık görülür. Bu bireylerde diyet uygulamaları da daha dikkat gerektirir. Çünkü yeme atakları diyetin belirli dönemlerinde ortaya çıkabilir.

Psikolojik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan şişmanlık durumlarında uygulanacak diyetler çok dikkatli bir şekilde seçilmelidir. Bireyin beslenme öyküsünün yanısıra, genel ve yemek yeme anındaki ruhsal durumu mutlaka gözönüne alınmalı, kişiyi daha depresif yapacak diyetlerden kaçınılmalıdır.

Beslenme ve Diyet Uzmanı
Bengül Akgün
bengulakgun@anneyiz.biz

Diyet öncesi mutlaka tiroid ölçümü yaptırın

Tiroid hormonu yetersizliği olan guatr hastalarının diyete başlamadan önce hormon ölçümü yaptırmaları gerekiyor. Hastalık tedavi edilmeden çok katı rejimlerle kilo verilse bile, kişi hızla eski kilolarını geri alıyor. Bu tür rejimler sırasında kalp ve böbrek gibi bazı önemli iç organlar da zarar görüyor.

Avrupa Nükleer Onkoloji Komitesi (EANM) Üyesi Prof. Dr. Cumali Aktolun, tiroid bezesinin yetersiz hormon salgıladığı durumlarda şişmanlığın ortaya çıktığını ve bunun kendini göz çevresi, göbek etrafı ve daha ziyade vücudun alt bölümünde gösterdiğini söyledi.

REJİMDE BAŞARI ŞANSI YOK

Yaz mevsiminin yaşandığı bugünlerde bu bilimsel gerçekten habersizce, tiroid hormon yetersizliği olan kişilerin, kilo verdirici rejime alındığına tanık olunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aktolun, şunları kaydetti: “Zayıflama rejimine girecek hastalarda, öncelikle tiroid hormonu ölçümleri yapılmalı. Ardından da varsa, tiroid hastalığı tedavi edilmeli. Tiroid hormon düzeyi normale geldikten sonra da, muhakkak uzman hekim kontrolünde kilo verdirici rejime alınmalı. Aksi halde boşuna uğraştıkları gibi sağlıklarını ciddi düzeyde tehlikeye atarlar. Bu kişilere uygulanacak rejimin başarı şansı da yoktur. Kaldı ki, katı kilo verdirici rejimlerde, bazı merkezlerde uygulanan vücuttan su atıcı yöntemlerle bu hastaların hızlı sıvı kaybı nedeniyle zarar göreceğini de hatırlamak gerekir.”

Prof. Dr. Aktolun, tiroid hormon yetersizliği sonucu şişmanlığa ilaveten vücutta başka sorunlar da ortaya çıktığına işaret ederek, “Örneğin bu hastalarda, kolesterol düzeyi de çok yüksektir. Bu da, şişmanlığa ilaveten beraberinde kalp-damar sistemi hastalıklarının da olabileceğine işaret eder. Dolayısıyla kilo verdirici rejimlerin bir parçası olan fiziksel egzersiz, bu kişilerde dikkatle planlanmalıdır” dedi.

Hastalık tedavi edilmeden çok katı rejimlerle kilo verdirilse bile, bu kişilerin tekrar ve hızla eski kilolarına gelmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cumali Aktolun, bu tür rejimler sırasında kalp ve böbrek gibi bazı önemli iç organların da zarar görmesinin mümkün bulunduğunu dile getirdi.

Tiroid hormonunun yetersiz olduğu guatr belirtilerini “hızlı ve istemeden kilo alma, halsizlik, bitkinlik, isteksizlik, göbek ve göz etrafında şişme, uykuya eğilimde artış, cinsel isteksizlik, kabızlık, depresyona eğilim, saçlarda kepeklenme, ciltte pullanma” olarak sıralayan Prof. Dr. Aktolun, hormon yetersizliğinin doğuştan veya sonradan ortaya çıktığını söyledi.

Prof. Dr. Aktolun, tiroid hormonu yetersizliğiyle birlikte meydana gelen guatr çeşidinde de kan kolesterolünün yükseldiğini, kemik erimesi meydana geldiğini, saç ve tırnak kalitesinde bozulma, saçlarda matlaşma, tırnaklarda kırılma oluştuğunu sözlerine ekledi.

Zayıflamak için: Öğün sayısına dikkat edin

Öğün atlamanın, bazal metabolizmayı (iç organların istem dışı harcadığı enerji) yavaşlattığını ve bu nedenle vücudun enerji harcamasını azalttığını ifade eden Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, ”Rejim yapacağım diye uzun süre aç kalmak, anlama ve algılama düzeyini azaltır, trafik ve iş kazalarına neden olur” dedi.

Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Elmacıoğlu, günümüzde insanlar zamanla yarıştığı için, genellikle sabah kahvaltısı yapmadığını ya da öğle yemeklerini geçiştirdiklerini belirtti. Doç. Dr. Elmacıoğlu, şunları söyledi:

”Oysa sabah kahvaltısı yapmamak ve öğleye kadar uzunca bir süre aç kalmak, organizmanın sağlıklı çalışmasını engeller. Uzun süren açlıklarda bireyin kan şekeri düşer. Bu durum, ister istemez çalışma ve aktivite düzeyini etkiler. Bu şekilde istemeyerek ya da rejim yapacağım diye uzun süre aç kalmak, anlama ve algılama düzeyi azalır, trafik ve iş kazalarına neden olur.”

Öğün sayısı

Öğün atlamanın, bazal metabolizmayı (iç organların istem dışı harcadığı enerji) yavaşlattığını ve bu nedenle vücudun enerji harcamasını azalttığını ifade eden Doç. Dr. Elmacıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu da şişmanlığın bir nedenidir. Çevrenizde pekçok kişinin, öğün atlayarak, öğün sayısını azaltarak ya da uzun süre aç kalarak zayıflamak istediğine, ancak bir türlü zayıflayamadığına tanık olmuşsunuzdur. Halbuki öğün atlamak yerine, günde en az 3 ana (kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği) ve 2-3 ara öğün (kuşluk, ikindi, gece) olmak üzere, besinleri 5-6 öğünde önerilen miktarlarda tüketmek sağlıklıdır.”

”Sık aralıklarla beslenmek, gereğinden fazla yemek yemeyi önler”diyen Doç. Dr. Elmacıoğlu, ”Sık aralıklarla alınan gıda acıkmayı önleyerek, sonraki öğünde besin alımını azaltır. Her öğünden sonra besinlerin ısı etkisiyle enerji harcamasını artırır ve yine insanlarınkan şekerinin kontrolünü ve düzenlenmesini sağlar” diye konuştu.

Doç. Dr. Elmacıoğlu, yeterli ve dengeli beslenmek için öğün atlanmamasına, bunun alışkanlık haline getirilmemesine ve günlük ihtiyacın en az üç öğünde tüketilmesine özen gösterilmesini önerdi.

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com