Beslenme - Diyet

09/15/2006

DİYETE BAŞLARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Özellikle bahar ve yaz aylarında kilo vermek için diyet uzmanlarına başvuran hasta sayısında üç nedene bağlı artış olduğu kaydediliyor:

1) Check up yada by-pass sonrası kilo vermesi zorunlu olanlar
2) Doğru beslenmeyi öğrenerek sağlıklı bir yaşam sürmeyi hedefleyenler
3) Fiziksel olarak incelmek ve estetik kaygısıyla kilo vermek isteyenler.

Diyet yapan kişiler, sonuca hemen ulaşmak istediklerinden, ancak seneler süren yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle bozulan metabolizmalarının bir veya iki ay gibi kısa sürede düzelmesinin imkansız olduğunu bilerek diyet yapmaya başlamalılar. Kilo vermekten çok elde edilen kiloyu korumak ve kişilerin su ile kas kaybı yerine yağ kaybetmeye yönelik diyetleri tercih etmeleri gerekiyor. Bu tür diyetler de istenen kalıcı ve başarılı sonuçlara ulaşılmasını sağlıyor.

Bilimsel anlamda ‘obezite’ ciltteki yağ dokusunun normalin üzerine çıkması halidir. Dolayısıyla bu hastalığın tedavisi yağ dokusunun normal sınırlar içerisine girmesi durumudur. Kilolarından şikayetçi kişiler çoğunlukla diyet sürecinde, birazdan aşağıda anlatılacak yanlışları uygulayarak kısa sürede yüksek miktarda kilo veriyorlar ancak yağ kaybetmiyor, su ve kas dokusunu kullanıyorlar. Böylece tedavi olmak yerine vücutlarına zarar veriyorlar.

Kilo verme süreci halk arasında bilinenin tersine daha sistemli ve uzun soluklu bir dönemdir. Multi-disipliner yaklaşımın hakim olduğu, bir çok hekim dalının ekip mantığıyla biraraya gelerek tedaviyi desteklediği bir diyet programı kişiyi istediği kiloya ulaştıracak ve hayatı boyunca uygulayabileceği yeme düzenine kavuşturacaktır.

Zayıflamak isteyen kişi hastaneye başvurduğunda ilk olarak çeşitli testlerle vücuttaki yağ oranı ve hormon dengesi ölçümleniyor. Diyetisyen kontrolünde bir hedef belirleniyor ve kişinin yeme alışkanlıkları, hastalıkları, yaşı, cinsiyeti doğrultusunda bir planlama yapılıyor. Kişi, önerilen egzersizler için Fizik Tedavi’den, psikolojik destek gerekiyorsa Psikiyatri Bölümü’den, hormonal şişmanlama söz konusuysa Endokrinoloji’den, lipid tablosu yüksekse Kardiyoloji’den destek alabiliyor. Bu departmanların işbirliğiyle sağlıklı diyet için gerekli olan multi-disipliner tedavi ve yaklaşım sağlanmış oluyor.

Özellikle kişinin daha önce herhangi bir diyeti uygulayıp uygulamadığına ise dikkat ediliyor. Çünkü sadece kulaktan dolma bilgilerle kendi kendine diyet uygulamış, yani ‘diyet öyküsü’ bulunan kişiler yüksek oranda kas ve su kaybına uğramış oluyorlar. Yağ oranları yükseldiği ve bu ağırlık metabolizmayı aşağıya çektiği için vücut daha yavaş enerji yakıyor. Bu nedenle diyetisyen kontrolünde başlanılan diyet programı da başka bir boyut kazanıyor.

“Kas kaybedilmeden hatta kazanılarak kilo verilmesi hedeflenmeli”

Diyetin hedefine ulaşabilmesi için beraberinde mutlaka önerilen bir başka etken de ‘egzersiz’dir. Kas kaybını önlemek ve vücudu hızlandırmak için bol bol spor yapılmalıdır. Uzunca süre hareket etmeyen ve az enerji harcayan vücud fonksiyonlarını düşük kaloriyle çalışmaya adapte ederek ve biraz fazla yemek yendiği zaman besinleri yağ olarak depolamaya yatkındır.

Diyete başlayarak kilo vermek isteyen kişinin asla unutmaması gereken bir nokta da eti, sütü, yoğurdu, meyveyi, sebzeyi, makarnayı eksik etmeden, her zaman her şeyi yiyebilecek olması ve diyetin bütünlüğünü sağlayabilmesidir. Çünkü hiç bir gıda tek başına, son derece karmaşık ve sistemli işleyen vücut mekanizmasının eksiksiz ve düzenli çalışmasını sağlayacak kadar mucizevi özelliklere sahip değildir. Kişi istediği beslenme düzenine ve vücut ölçülerine önce inanarak, sonra da doğru bildiği yanlışları bir uzmandan öğrenerek ulaşabilir.

KIŞ AYLARINDA BESLENME

Sonbaharla birlikte kış ayları grip ve soğuk algınlığına en çok yakalandığımız dönemlerdir. Bu dönemlerde daha kalın giysiler giyerek vücudumuzu soğuktan korumaya çalışırken metabolizmamızı kışa nasıl hazırlayacağız?

Dengeli beslenmeliyiz:
Kış mevsimine hazırlandığımız şu günlerde metabolizmamızı da koruma altına alıp daha da güçlendirmeliyiz. Bunun en etkili yollarından biri “yeterli ve dengeli“ beslenmedir. Bu her yaş grubu için geçerlidir. Özellikle enfeksiyonlara karşı daha duyarlı olan çocuklar, gebeler ve yaşlılar için beslenme daha da önem taşır. Yeterli ve dengeli beslenme gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlanır. Böylece ihtiyacımız olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri de almış oluruz.

Vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir:
Kış aylarında metabolizmayı güçlendirmek için antioksidant olarak da görev yapan a ve c vitaminlerinden yeteri kadar almak gerekir. Bu vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara karşı daha dirençli olmamızı sağlar. Bu aylarda bolca bulunan turunçgiller, havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, yeşil biber, karnabahar, mandalin, maydonoz, roka, tere ve meyvaların tüketilmesi ile bu vitaminleri sağlayabiliriz. Bunun yanında taze sıkılmış meyve suları da vücudumuzun gribal enfeksiyonlara karşı korunmasında etkili olacaktır. Burada önemli olan meyve sularının içilmeden hemen önce sıkılmasıdır. Meyve suları bekletildiğinde C vitamin hızla kaybolur. Çünkü bu vitamin ısı, ışık gibi etmenlerden kolayca etkilenir. Ayrıca soğuk kış günlerinde çay, kahve içmek yerine bitki çayları veya c vitamin yönünden zengin olan kuşburnu çayı tercih edilebilir. Yemeklerde veya öğün aralarında yenen bol miktardaki salata da bize bu vitaminleri sağlayacaktır. C vitamini kaybını önlemek için salatalar da meyve suları gibi yenmeden hemen önce hazırlanmalıdır.

Sonbaharda ve soğuk kış günlerinde yenen balık da içerdiği yağ asidinden dolayı bağışıklık sistemimizin kuvvetlenmesine yardımcı olacaktır.

Beslenmenin her zaman olduğu gibi bu dönemlerde de göz ardı edilmemesi gerektiğini bir kez daha anlıyoruz. Dolayısıyla bize düşen, metabolizmamızı en doğru ve en iyi şekilde korumak ve güçlendirmektir. Sağlıklı bir kış geçirmeniz dileğiyle!

OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARIN YEME ALIŞKANLIKLARI VE SAĞLIKLI BESLENMELERİ

Okul öncesi dönemde aileye bağımlı yaşayan, istedikleri yapılan çocuk okula başlamasıyla birlikte yeni bir hayata başlar. Ev içindeki hayatı ve uyku düzenindeki değişikliklere paralel olarak beslenme düzeninde de değişiklikler meydana gelir. Sabah erken kalkması, okula yetişebilmek için acele etmesi gibi nedenlerle yeni oluşan beslenme düzeni, yetişkinlik döneminde değiştirmekte oldukça zorluk çekeceği olumsuz bazı alışkanlıklar kazanmasına neden olabilir.

En önemli öğün kahvaltıdır:
Okul hayatıyla birlikte çocukların beslenme alışkanlıklarında meydana gelen en önemli değişiklik kahvaltı yapmamaktır. Kahvaltı günün en uzun açlığı olan gece açlığını takip etmesi nedeniyle biten enerjinin tekrar alınabilmesi için en önemli öğündür. Araştırmalar, kahvaltı yapan çocuğun sınıf içerisindeki başarısının daha fazla olduğunu, problem çözme gibi konularda daha başarılı olduğunu ve kavrama yeteneklerinin daha iyi olduğunu; bazı araştırmalar da kahvaltı yapan çocukların beslenme yetersizliğinden oluşan hastalıklara daha az yakalandıklarını göstermektedir. Bunun dışında yapılan bazı araştırmalarda da kahvaltı yapmayan çocukların daha şişman oldukları belirlenmiştir.

Çocukların kahvaltı yapması kadar kahvaltıda yediği besinlerin içeriği de önemlidir. Kahvaltıda çabuk sindirilen, kana çok çabuk karışan şekerli gıdalar yerine süt, yumurta gibi yavaş emilen, tokluk hissi daha fazla olan ve büyüme döneminde daha fazla ihtiyacımızın olduğu proteinli gıdaları almak gerekir.

Zone Diyeti

09/09/2006

Fazla kilolarından şikayetçi olanlar için bir alternatif diyet daha: Zone diyeti. Beslenme uzmanı Dr. Barry Sears tarafından geliştirilen bu diyet, aç kalmadan ve sağlığınızı bozmadan zayıflatmayı amaçlıyor.

Zone’un temelinde, ‘yediğiniz yemeğin, aldığınız ilaç kadar önemli olduğu’ düşüncesi yatıyor. Yiyecekler, ensülin oranını kontrol etmeye yarayan ilaçlar olarak görülüyor. Elmanın da makarna gibi karbonhidrat olduğunu söyleyen Sears, “Vücudu kandırmak, açlık hissini bastırmak aslında çok basit, ensülini dengede tutarsanız bunu başarırsınız. Bu da vücuttaki protein, karbonhidrat, yağ dengesini sağlamakla olur” diyor.

Ana kurallar

Su en iyi dostunuzdur.Şeker düşmanınızdır!

Avuç içi büyüklüğünde protein yiyeceksiniz, daha büyük olmayacak.

Yediğiniz her bir tabağın 3′te 2’si karbonhidrat, 3′te 1′i protein olacak.

Makarna, ekmek, pilav, patates, unlular, muz, üzüm kesinlikle yasak.

Yağ yakmak için mutlaka sınırlı da olsa yağ almak şart.
Zeytinyağı ve balıktaki yağ tercih edilmeli.

Aç kalmak kesinlikle yasak.

Uyandıktan en geç 1 saat sonra kahvaltı yapılacak

5 saat sonra ise öğle yemeği yenecek.

Öğle yemeğinden en geç 5 saat sonra akşam üstü atıştırması.

Akşam üstü atıştırmasından 3 saat sonra da hafif bir akşam yemeği.

Egzersiz çok önemli.

Zone mönüsü hazırlarken

Tabağınızı 3′e bölün.
3 eşit bölümden 2’sine karbonhidratlı yiyecekler koyun.

 (Karbonhidratlı yiyecekler: Çiğ veya haşlanmış sebze, meyve. Karbonhidratı pilav ve makarnadan değil, mısır ve havuç dışındaki sebzelerden alın)
1. bölüme ise proteinleri dizin. (Proteinler: Derisi alınmış tavuk, hindi, balık, yağsız et, yumurta beyazı ve az yağlı süt ürünleri)
Bu tabağa bir miktar da doymamış yağ katarsanız bir Zone mönüsü elde etmiş olursunuz. (Zeytinyağı ve balıkyağı)

Yonca Diyeti

Hacettepe Üniversitesi’nin hazırladığı Türkler’e özel dört yapraklı yonca diyeti: Günde iki porsiyon süt ürünü, dört köfte büyüklüğünde et çeşidi, beş porsiyon meyve-sebze ve her öğün bir dilim ekmek.

Beslenme piramidine rakip olarak geliştirilen ‘dört yapraklı yonca’ mutfağımıza has özellikler taşıyor.

Hacettepe Üniversitesi ve Sağlık Bakanlığı, Türklere özel beslenme programı hazırladı. Diğer ülkelerin aksine beslenme piramidi yerine dört yapraklı yoncayı öneren komite, Türklerin yanlışlarını ortaya koyup yeni kurallar belirliyor.

Öğünlerde bir dilim ekmek mutlaka yenmeli.
Beş porsiyon meyve ve sebze, sağlıklı beslenmenin ilk kuralı.
Her gün dört köfte büyüklüğünde et çeşidi yemek şart.
Herkesin günde 2 porsiyon süt ürünü tüketmesi gerekiyor.

Türk usulü beslenme programı
Hacettepe Üniversitesi özel bir beslenme rehberi hazırladı. Besin piramidine alternatif olan ‘yonca’ Türklerin alışkanlıklarına göre hazırlanan ilk rehber.

Artık ülkemize özgü bir beslenme rehberi var; ‘Besin Yoncası’. 1992 yılında Roma’da Dünya Sağlık Örgütü ve Gıda Tarım Örgütü katılımı ile düzenlenen beslenme konferansında üye ülkeler, “Ulusal Gıda ve Beslenme Eylem Planları”nı hazırlamaya başlamıştı. Halk sağlığı sorunları ve toplumumuzun beslenme alışkanlıklarını değerlendirerek değerli hocam Prof. Dr. Türkan Kutluay Merdol başkanlığında Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile birlikte ülkemiz için beslenme rehberini geliştirdi. Sağlıklı beslenme açısından kılavuz niteliğindeki bu değerli bilgileri, ilk defa sizlerle paylaşacağım. Rehber 65 sayfadan oluşuyor. Ancak sizler için kolay uygulanabilecek, yaşam kalitenizi artıracak önemli mesajları özetlemeye çalışacağım. Besin rehberinin temel amacı; sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesi. Beslenme eğitiminde bilincinin nasıl kazandırılacağı da rehberde adım adım anlatılıyor. Neden besin yoncası? Ülkeler beslenme rehberlerini hazırlarken çoğunlukla besin piramitlerini kullanır. Piramidin anlamı, tabandaki besinleri daha fazla tüketmek, yukarıya çıktıkça daha az tüketilecek besinleri belirlemektir. Her ülke kendi yemek alışkanlıkları ve pişirme koşullarına göre piramitte değişiklikler yapmaktadır. Ülkemizde besin üretimi ve beslenme koşulları göz önüne alındığında besinler dört yapraklı yonca ile gruplandırılmış ve bunun daha sağlıklı olacağı düşünülmüştür. Yonca ne anlama gelmektedir? Yonca şansı, dolayısıyla mutluluğu simgelemektedir… Yoncanın yaprakları kalp biçiminde gösterilmiştir. Bu durum kalp sağlığını ve sevgiyi anlatmaktadır. Yaprak ‘yeterli ve dengeli beslenme’ ve zeytin dalları ile çevrelenmiştir. Zeytin dalları, barışı ve Akdeniz diyetinin önemli unsuru olan zeytinyağını temsil ettiği için seçilmiştir. Yoncanın yapraklarında besin grupları görülmektedir. Üst yaprakta Türk halkının yeterli miktarda tüketmediği süt ve süt ürünleri yer almaktadır. İkinci grup et-yumurta-kurubaklagil, üçüncü grup sebze ve meyve, son grup ise ekmek ve tahılı kapsıyor.

İki Porsiyon Süt Ürünü
* Süt ürünleri denilince aklımıza süt, yoğurt ve peynir çeşitleri gelmelidir. Bu besinlerden protein, kalsiyum, fosfor, B2 ve B12 vitamini alınmaktadır. Günlük olarak yetişkinler 2 porsiyon, hamileler ve emziren anneler ile menopoz sonrası dönemi yaşayan kadınlar 3-4 porsiyon süt veya süt ürünü tüketmelidir. Bir su bardağı (200 cc) süt veya yoğurt; 2 su bardağı ayran ya da 2 kibrit kutusu büyüklüğü peynir, bir porsiyon süt ve süt ürününe denktir. Komite, ishal tedavisinde yoğurt veya tuzlu ayran tüketilmesinin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulamaktadır. Az yağlı veya yağsız süt ürünlerinin tercih edilmesi de uygun görülüyor.

* Et ve et yerine geçenler deyince, kırmızı et, balık, hindi, tavuk etleri, kuru baklagiller, ceviz-fındık ve fıstık aklımıza gelmelidir. Bu grup ile bireyler protein, demir, çinko, magnezyum, B6, B1, B12 ve A vitamini alır. Beslenme rehberinde her gün, iyi kalitedeki protein kaynaklarını tüketmemiz gerektiği belirtilmektedir. Günde en az 4 köfte kadar et çeşidi veya bir tabak kuru baklagil yemeği tüketmek, haftada en az iki kez balık yemek gerekiyor. Salam, sosis gibi yiyeceklerden vazgeçemeyenler, mutlaka C vitaminin yönünden zengin domates, portakal, kivi, yeşil biber gibi besinlerle E vitamini içeren koyu yeşil yapraklı sebzeleri beraber yemeli. Sağlıklı bireyler her gün bir yumurta tüketebilir. Ancak kalp-damar hastalığı olanların ya da bu riski taşıyanların haftada 2 kez yumurta yemesi daha uygun. Çünkü yumurtada bulunan lesitin maddesi beyin fonksiyonu için önemlidir. Ayrıca yumurtanın sebze ve tahıllarla beraber tüketilmesinin, kandaki kolesterol üzerine olumsuz etkisi de yoktur. Et tüketiminin düşük olduğu ülkemizde, protein kaynağı olan kuru baklagiller haftada 4-5 kez, C vitamininden zengin besinlerle birlikte yenmelidir.

* Sebze ve meyveler, yüksek oranda su ve düşük oranda protein, karbonhidrat ve yağ içermeleri nedeniyle sağlıklı beslenmenin önemli parçasıdır. Antioksidanlar, bitkisel kimyasallar, diyet lifi gibi yararlı bileşikleri içermeleri nedeniyle, kronik hastalıklara karşı koruyucu özellik taşıyıp vücudun zararlı maddelerden temizlenmesini (detoksifikasyon) sağlamaktadır. Bu nedenle bir gün içerisinde mutlaka koyu sarı (havuç, patates), koyu yeşil (ıspanak, marul, kıvırcık, pazı, semizotu) ve nişastalı (patates, bezelye) olan sebzeleri tüketmek gerekir. Mevsimine uygun meyve yemek çok sağlıklıdır. Komite, günde 5 porsiyon sebze-meyve yemek gerektiğini bildirmiştir. Bunun iki porsiyonu yeşil yapraklı sebze, portakal, limon ve domates olmalıdır.

En İyi Tahıl, Bulgur
* Ekmek ve tahıl ürünleri saflaştırılmadığı sürece B12 dışında bütün B grubu vitaminleri, kompleks karbonhidratları, diyet lifini ve bitkisel proteinleri içerir. Ayrıca tahıllar bir miktar yağ içerir ve bu yağ da E vitamininden zengindir. En iyi tahıl kaynağı ülkemizde de çok kullanılan bulgurdur. Kepeğinden ayrılmamış makarna, pirinç, erişte ve ekmekler de önemli kaynaklardır. Az hareketli ve şişman bireyler günde 3 ince dilim ekmek (75 g.), çok hareketli, zayıf olan bireyler 9 dilim ekmek tüketebilir. Tahıl ürünleri her gün, her öğün alınmalıdır. Protein ve vitamin içeriğinin artırılması için tahıllar, kuru baklagil ve süt ürünleri ile beraber tüketilmelidir.

* Vücudun savunma sisteminin güçlenmesi için tek bir antioksidan öğeden çok miktarda almak etki yapmaz. Bunun yerine iki veya üç antioksidan öğenin alımı daha uygundur. Yani vücudun savunma sistemi ancak beslenmede çeşitlilik sağlandığı zaman optimal düzeyde olmaktadır.

* Metabolizmanın düzenli çalışması için en az 3 öğün besin tüketilmesi sağlıklı bulunuyor. Öğünler arasında 4-5 saat bulunmalı.

* Uzun ve sağlıklı yaşamın anahtarı, boya uygun vücut ağırlığının korunmasıdır. Günlük enerji alımının kontrolü ve düzenli fiziksel aktivite yapmak önemlidir. Her gün 30 dakikalık yürüyüş yapmak gerekli.

* Hızlı kilo kaybından kaçının. Çünkü kalıcı sonuçlar için kilo kaybının yavaş olması gerekiyor. Komitenin önerisi haftada 0,5-1,0 kg zayıflanması yönünde.

* Yemeğin lezzetine bakmadan tuz eklemeyin. İyotlu tuz kullanın. Komite günde çeyrek çay kaşığı iyotlu tuz kullanımının yeterli olacağı kanısında.

* Alkol konusunda da önemli bir uyarı var. Alkolün sindirim enzimlerini bozduğu, karaciğer ve beyin üzerinde olumsuz etkileri olduğu biliniyor. Kalp sağlığını korumak amacıyla alkol tüketiminin teşvik edilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Eğer alkol tüketecekseniz günde 2 kadehi geçirmeyin. İçkinizi yemek yerken alın. Böylece alkolün emilmesini azaltabilirsiniz.

Yüz Gerdirme Diyeti

Leyla Alaton Günyeli’nin uyguladığı yüz gerdirme diyeti

(Dr. Nicholas Perricone’un 3 günlük yüz gerdirme diyeti kırışıklıklarla mücadele etmek için. Aynı zamanda 2 kilo vermek de mümkün. Diyette güne aç karnına içeceğiniz iki bardak su ile başlıyorsunuz. Ayrıca gün içinde 2-2 buçuk litre su içmeniz gerektiğini de unutmayın.)

SABAH

* 3 yumurta beyazı ve bir yumurta sarısı ile yapılan omlet. Veya 110-170 gram arası ızgara somon.

* İnce bir dilim kavun ya da yarım fincan kırmızı taneli meyve (böğürtlen, frambuaz, çilek, vb.)

ÖĞLE

* Yemekten önce iki bardak su.

* 110-170 gram arası ızgara somon, konserve ton balığı veya zeytinyağlı sardalye balığı.

* 1 kase zeytinyağı ve limonlu yeşil salata.

* İnce bir dilim kavun ya da kahvaltıdaki gibi çeyrek çorba kasesi kırmızı taneli meyve.


AKŞAM

* Yine aynı miktarda somon.

* Aynı miktarda yeşil salata.

* Bir fincan buharda pişmiş brokoli, kuşkonmaz ya da ıspanak.

* Yine aynı miktarda kavun ya da kırmızı taneli meyve.

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com