Et ihtiyacinin Karsilanmasi (Hayvan Kesimi ve Avlanmak)

10/05/2006

Kur’ân-ı Kerim’de: “Ölü, kan, domuz eti, Allah’dan başkası adına boğazlanan, (Henüz canı üstünde iken yetişip) kestikleriniz müstesnâ olmak üzere; boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan yuvarlanmış, süsülmüş, canavar yırtmış olup da ölenler, dikili taşlar üzerinde (putlar adına) boğazlanan (hayvan)lar, fal oklarıyla kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir”(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası: “Şer’i usûle riâyet ederek hayvanı kesmek; helâl olmasının şartıdır. Çünkü Allahû Teâla (cc): “Ancak boğazladıklarınız (kestikleriniz) müstesnâ” buyurmuştur. Esasen hayvanı kesmek; temiz olanları, pis olan kandan ayırdığı için oldukça önemlidir.”(2) hükmünde ittifak etmiştir.
1969 Fıkıh kitablarında “Zebâih”; başlı-başına bir bölümdür. Şimdi bu kelime üzerinde duralım. Zebâih; “Zebihâ’nın” çoğuludur. Zebihâ ise; boğazlanmaya (kesilmeye) elverişli hayvandır.(3) Hayvanı kesmek; insanın kendi arzusuyla (ihtiyari) olabileceği gibi, ızdırarı (ister-istemez) de olabilir ve bu şekilde ikiye ayrılır. İhtiyari kesmenin rüknü; öküz ve koyun gibi hayvanları, gerdanı ile çenesi arasından (kudret bulunduğu zaman) deve gibi hayvanı göğsünden kesmektir. Izdırari kesmek ise; herhangi bir yerinden kan akıtmak ve yaralamaktır. Bu genellikle avlanmada meydana gelir.(4)
1970 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Hayvanı kesmek; göğsü (gerdanı) ile çenesi arasında gerçekleşir, vâki olur”(5) buyurduğu bilinmektedir. Mâlum olduğu üzere; göğüs ile çenenin arası, damarların toplandığı yerdir. Bu sebeble; pis olan kanın en seri şekilde akmasına elverişlidir. Hayvanın damarları; nefes borusu (Hulkûm), Yemek borusu (Mer’i) ve vedâcandır. Vedec; boynunun (şah damarı) iki tarafında bulunan damara verilen isimdir. Tesniyesine (ikilisine) “Vedâcan” denilir. Halk arasında “Can damarları” tabiri yaygındır. Çoğulu ise “Evdâç” gelir. Nitekim, Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Evdaçı, dilediğin yerden kes”(6) Hadisinde, çoğul olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla hangi aletle olursa olsun (Tırnak ve diş müstesna); İslâmi usûle riâyet ederek, bu dört damarın (veya üçünün) kesilmesi halinde helâl olur.(7) Ancak bu damarların tamamını kesmek, sünnete daha uygundur. Ayrıca bazılarını kesip, bazılarını geriye bırakmak sûretiyle; hayvana eziyet etmek de, mekruhtur. Fûkaha; “Hayvanı kesmeden önce, bıçağı keskinleştirmek menduptur”(8) hükmünde ittifak etmiştir. Hayvana gereksiz yere acı vermemek hususunda Sahabe-i Kiram’dan rivâyet mevcuttur. Fakat bayıltarak kesmek (bayılma anında murdar olarak ölüp-ölmediği bilinemiyeceği için) câiz değildir.
1971 Allahû Teâla (cc) her şeyde; güzelliği ve iyiliği vâcip kılmıştır. Kesilecek hayvanı yatırıp; daha sonra bıçağı keskinleştirmeye (bilemeye) başlamak ve hayvanı o halde bırakmak mekrûhtur. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Allahû Teâla (cc) her şeye karşı ihsânı (iyiliği) vâcip kılmıştır. Bunun için öldürürseniz (Kısas vs. gibi), o öldürmeyi güzel yapınız. Hayvan kestiğiniz zaman kesmeyi iyi yapınız (acı çektirmeyiniz). Ve sizden birisi bıçağını keskinleştirsin (bilesin) ve kestiği hayvanı rahatlatsın”(9) buyurduğu bilinmektedir. Hayvanın acısı dinmeden; derisini yüzmek mekruhtur.(10) Bilindiği gibi; hayvan kesen kimsenin kıbleye doğru yönelmesi ve Allahû Teâla (cc)’nın ismini anması (Besmele) çekmesi esastır. Eğer kasden besmele çekmezse; kestiği hayvanın eti yenilmez. Şimdi bu konu üzerinde duralım.
1972 Kur’ân-ı Kerîm’de: “Üzerlerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyiniz. Çünkü bu muhakkak ki bir fıskdır. Filhakiyka şeytanlar, sizinle mücâdele etmeleri için kendi dostlarına (Tağutlara) mutlaka telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz ki siz de Allah’a eş tanıyanlarsınızdır”(11) hükmü beyan buyurulmuştur.
1973 Yine diğer bir Âyet-i Kerîme’de: “Allah size ölüyü (murdar hayvanı), kanı, domuz etini, bir de Allah’dan başkası için kesileni kat’iyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye muzdar kalırsa (o kimseye) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) aşmamak şartıyla, onun üzerine bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah çok yarlığayıcı, hakkı ile esirgeyicidir”(12) buyurulmuştur. M. Ali Sabuni şunları kaydediyor: “Uhille li gayrillâhi” (buradaki) ihlâl kelimesi; sesi yükseltme anlamında olduğu gibi, çocuğun dünyaya gelişinden hemen sonra ağlayarak sesini yükseltmesine de denir. Müşrikler, bir hayvanı kestikleri sırada Lat ve Uzza isimli putların adlarını seslerini yükselterek anarlardı. Buna göre ayetin icmâli anlamı şudur: Putlar, tağutlar ve Allah ismi dışındaki diğer adlarla kesilen hayvanların etleri size haram kılınmıştır”(13)
1974 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Müslüman; hayvanı Allahû Teâla (cc)’nın ismi üzere keser. İster besmele çeksin, ister çekmesin”(14) buyurduğu da bilinmektedir.
1975 Hanefi fûkahası: “Besmeleyi kasden terkeden kimsenin kestiği hayvanın eti haram olur. Eğer unutup terkederse kestiği helâl olur”(15) hükmünde müttefiktir. İmam-ı Şafii (rha) indinde; ister kasden terketsin, ister unutarak besmele çekmesin, helâl olur. Çünkü “Allah’ın adını zikretsin-zikretmesin müslümanın kestiği helâldir” hadisi, ayetin hükmünü tahsis etmiştir. Ayrıca besmele çekmek; kesilen hayvanın etinin helâl olması için şart olsaydı, unutma özürü sebebiyle düşmezdi. O halde müslüman olmak, besmele makamına ikâme edilmiştir.(16) İmam-ı Malik (rha) indinde; Allah’ın adı zikredilmediği müddetçe, kesilen hayvanın eti yenilemez. Besmelenin kasden terkedilmesi ile unutularak terkedilmesi arasında bir fark yoktur. Bu ihtilâf; Usûl-i fıkha dayanır. Sünnetin; bazı ayetlerin hükmünü tahsis etmesi ve bununla ilgili kaidelerdeki farklılaşma, muhtelif hükümleri beraberinde getirmiştir.
1976 Hanefi fûkahası; “Hayvanı keserken besmele çekmek şarttır. Zira Allahû Teâla (cc): “Üzerlerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyiniz” buyurmuştur. Buradaki hüküm; tahrim (haram kılma) içindir. Ayrıca Hz. Adiy b. Hatem et-Tai (ra)’den şöyle rivâyet olunmuştur. Resûl-i Ekrem (sav) başkasının av köpeğinin yakaladığı hayvanla ilgili olarak: “- Şüphesiz ki sen, kendi köpeğini bırakırken besmele çektin!.. Fakat başkasının köpeği için besmele çekmedin”(17) buyurmuştur. Buradaki hüküm açıktır. Resûlullah (sav) haramlığı; besmele çekmeyi terketme sebebine bağlamıştır.”(18) hükmünde müttefiktir. Unutmak şer’i bir özürdür.

Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlarin Tasnifi

Hanefi fûkahası: “Yaratılışları itibâriyle insanlardan kaçan ve korunan hayvanlara “Av Hayvanları” denir. Av hayvanları da iki çeşittir. Birincisi: Karada yaşayan av hayvanları. İkincisi: Denizde yaşayan av hayvanları. Hayvanların doğumları (Karada veya denizde) dikkate alınır, yaşayışları arızidir”(34) hükmünde müttefiktir, insanlardan kaçmayan ve korunma ihtiyacı hissetmeyen hayvanlara “Ehlileştirilmiş hayvan” denilir.
1986 Kur’ân-ı Kerîm’de: “Ey iman edenler!. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyiniz, Allah’a şükrediniz. Eğer (gerçekten) O’na kulluk ediyorsanız”(35) hükmü beyan buyurulmuştur. Temiz olan rızıkları yemek mübâh; şükretmek ise, vâciptir. Bilindiği gibi “Haram” kat’i nasslarla sâbit olan bir hükümdür. Yeryüzündeki hayvanların tamamını tek tek saymak ve tasnife tâbi tutmak güçtür. Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın yenilmesi haramdır” Hadis-i Şerif’ini esas alan Hanefi fûkahası: “Azı dişi bulunan; yırtıcı ve et yiyici, her hayvanın eti haramdır. Ayrıca pençesi ile avlanan kuşun eti yenilemez”(36) hükmünde ittifak etmiştir. Dikkat edilirse; tasnif edilirken, hayvanın veya kuşun özelliği zikredilmiştir. Yırtıcı ve et yeyici olan vahşi hayvanların tamamı (Sırtlan ve Tilki de dâhil) haram kılınmıştır. İbn-i Münzir: “İlim sahiplerinin hepsi; yırtıcı hayvanların tamamının etinin yenmesinin, haram olduğunda birleşmişlerdir”(37) hükmünü zikrederek, bu konuda icmâ bulunduğunu kaydeder

Av ile Mesgul Olmak

Kur’ân-ı Kerîm’de: “Kendilerine hangi şeyin helâl edildiğini sana sorarlar. De ki: “Bütün iyi ve temiz nimetler size helâl edilmiştir”. Allah’ın size öğrettiğinden öğretib (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin. Allah’dan korkun. Çünkü Allah hesabı pek çabuk görendir”(46) hükmü beyan buyurulmuştur.
1992 Resûl-i Ekrem (sav)’in Sa’lebe (ra)’ye hitâben: “Allahû Teâla (cc)’nın ismini anarak (Besmele çekerek) ta’lim görmüş, eğitilmiş köpeğinle avladığın avı, (diri iken) yetişip, besmele ile boğazlarsan, onu da yiyebilirsin”(47) buyurduğu bilinmektedir. Yırtıcı hayvanlardan diş ve kuşlardan tırnak sahibi olanlarla (Eğitilmiş olmak kaydıyla) avlanmak helâldir. Çünkü diş ve tırnak sâhibi bir hayvan; avı mutlaka yaralar, kan akıtır. Bu zâhir rivâyettir. Hatta av köpeği, avı boğarak öldürürse onun eti yenilemez.(48)
1993 Avcı’nın besmeleyi kat’iyyen terketmemesi gerekir. Çünkü bu; avın helâl olabilmesi için, kat’i nassla beyan buyurulan bir şarttır. Besmele terkedilirse; avlanan hayvanın eti helâl olmaz. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Adiy b. Hatem (ra)’e, suali üzerine şu şekilde cevap vermiştir: “(Ta’limli, eğitilmiş) Köpeğin senin için tuttuğu ve muhafaza ettiği avı ye!.. Çünkü köpeğin yakalayıp-tutması şer’i bir kesimdir. Eğer köpeğin, avı yaralayıp öldürmüş ise ve kendi köpeğinin yanında, başka (senin olmayan) bir köpek bulursan, bu noktada yabancı köpeğin, kendi köpeğin ile birlikte avı yakalayıp öldürmüş olmasından şüpheye düşersen, o avı yeme!.. Zira senin; salıverirken çektiğin besmele kendi köpeğinle âlâkalıdır, başka köpek için değildir”(49)
1994 Silâh atmak sûretiyle avlanmanın helâl olması için besmele çekmek ve besmeleyi kasden terk etmemek şart kılınmıştır.(50) Ayrıca helâl olabilmesi için yaralamak da şarttır. Resûl-i Ekrem (sav) Sahabe’ye hitâben: “Sen okunu attığın zaman, onun üzerine Allah’ın adını an (Besmele çek). Eğer avı ölmüş bulursan o avı ye!.. Eğer onu su içine düşmüş bulur da; onun su içinde (boğularak) öldüğü veya senin okun öldürdüğü hususunda kat’i bilgi sâhibi olamazsan yeme”(51) buyurmuştur. Eğer avcı; herhangi bir hayvanı vurursa, tâkip etmek durumundadır. Oturup-beklemesi câiz değildir. Oturur bekler, daha sonra ölü olarak bulursa, üzerinde hiçbir emâre yoksa yemesi helâl olmaz. Çünkü başka bir sebeble ölmüş olma ihtimâli de vardır. Nitekim Resûlullah (sav) bu gibi durumlarla ilgili olarak: “- Belki o avı, yeryüzünün hevâmı (yılan gibi zehirli hayvan, haşerat) öldürmüştür” diyerek, şüphe hâlinde yenilmemesini tavsiye etmiştir. Fûkaha; et alabilecek kudrette olan kimsenin, avlanmasını münâsib bulmamıştır. Çünkü “zevk için öldürme” tehlikesi sözkonusudur. Çok fakir olup; et alamayacak durumda olan müslümanların, sırf ihtiyaçlarını karşılamak için avlanmalarında bir mahzur yoktur. Tabii şartlarına riâyet ederek avlanmaları zarûridir.

Yemini Bozmak ve Keffaret

Allahû Teâla (cc)’ya itaat etmek ve sâlih ameller işlemek hususunda; yemin eden bir kimsenin, yemininden rücû etmemesi gerekir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: “Karşılıklı muahede yaptığınız vakit, Allah’ın ahdini yerine getirin. Sapasağlam ettiğiniz yeminleri bozmayın. (Nasıl olur ki) üzerinize Allah’ı kefil yapmışsınızdır. Şüphe yok ki Allah ne yapacağınızı bilir”(74) hükmü beyan buyurulmuştur. Allahû Teâla (cc)’nın adını anarak ve O’nu kefil yaparak; İslâm’ın meşrû kabul ettiği bir işi yapmak için, yemin eden kimseye muhayyerlik yoktur. Eğer yeminini bozarsa; keffâret gündeme girer. Keffâret’in mâhiyeti üzerinde daha önce durmuştuk!..(75) Şimdi yemin keffâretini izaha gayret edelim.
2007 Kur’ân-ı Kerîm’de: “.. (Yeminin) Keffâreti; ailenize yedirmekte olduğunuzun orta (derece)sinden on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek, yahud bir köle azâd etmektir. Fakat kim (bunları) bulamaz, (bulmaya muktedir olamaz) sa üç gün oruç tutması lâzımdır. İşte bu and (yemin) ettiğiniz vakit (onları bozmanın) keffâretidir. Yeminlerinizi muhafaza ediniz. Allah ayetlerini size böylece açıklıyor. Tâ ki şükredesiniz”(76) hükmü beyan buyurulmuştur. Resûl-i Ekrem (sav)’in döneminde; yemin keffâreti için yoksula ne kadar verildiğini izâh için, İmam-ı Buhari “Kitabû’l Keffâret” adı altında ayrı bir bölüm ayırmıştır.(77) Hanefi fûkahası: “Yemini bozmadan, keffâret vermek câiz değildir. Çünkü kitap ve sünnet’te; yeminin bozulmasından sonra keffâret’in sözkonusu olacağı sarihtir. Gücü yeten kimse; şu üç şeyden birisi ile yemin keffâretini yerine getirir.
Birincisi: Köle azâd etmektir. Zıhâr keffaretinde câiz olan,burada da câizdir.
İkincisi: On yoksulu giydirmektir. Her fakire bir veya daha fazla giyecek verir. Bunun asgarisi; fâkirin namazının caiz olacağı kadar giyindirilmesidir.
Üçüncüsü: On yoksulun doyurulmasıdır. Bu da tıpkı zıhâr keffaretinde olduğu gibidir”(78) hükmünde müttefiktir. Ancak yukarıda zikredilenlerin hiçbirisine gücü yetmezse; arka arkaya üç gün oruç tutmak mecburiyetindedir. İmkânı varken; borçlu olsa bile, oruç tutması câiz olmaz!.. Zira oruç; gücü yetmeyen (Çok fakir olan) kimseler için meşrû kılınmıştır.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com