Cin ve Seytan

10/07/2006

CİN VE ÖZELLİKLERİ

1. Ateşten yaratılmışlardır.  2.  Duyu organlarıyla algılanamayan ruhâni varlıklardır. 3.  Çeşitli şekillere girebilirler 4.  Cinlerde insanlar gibi  ilahi emirlere itaat etmekle mükelleftirler. 5.  Hz. Peygamberin peygamberliği cinleri de kapsamaktadır. Bunun için Rasülüllah (s.a.v.) İslamı cinlere de anlatmıştır. 6.  Cinlerin bazıları müslüman olsa da ekserisi kafirdir. Mü’min olanları cennete, kafir olanları da cehenneme girecektir. 7.  Cinler gaybi bilmezler. Ancak uzun süre yaşadıkları için    insanların   bilemedikleri bazı bilgileri bilme imkanları vardır. Bu durum onların insanlardan daha üstün olduklarını ifade etmez. 8.  Hadislere göre Cinler tıpkı insanlar gibi yerler içerler, evlenirler ve çoğalırlar, erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar büyür ve ölürler. Cinlerin ömrü insanlara göre çok uzundur. 9.  Cahiliye döneminde Sabiiler, Süryaniler, Eski Yunan ve Romalılar cinleri ilah derecesine çıkarmış ve dev, peri, şeytan adlarıyla anılan bu varlıklara tapınmışlardır. 10. Bunlarla sihir ve tılsım yapmışlardır.  11. Cinler bazı durumlarda insanlara zarar verseler de (bazan çok basit varlıklar da insana zarar verebilmektedir)  müslüman kimsenin bunlardan korkmaması ve bunların şerlerinden Allah’a sığınması gerekir. İnsanın bunlardan çok üstün olduğuna gönülden inanması lazımdır.  12Bunların tuzağına düşmemek veya düşen kimsenin  kurtulması için  Hz. Peygamber Ayet’el- Kürsi ve Nas-Felak surelerinin okunmasını tavsiye etmiştir.  

 ŞEYTAN VE ÖZELLİKLERİ  1.   Cinler gibi bunlar da ateşten yaratılmış ruhani varlıklardır.  2.  Kur’an-ı Kerim’de şeytandan iblis diye bahsedilir. 3.  Bunlar gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan kibirli ve âsi bir varlıktır. 4.  Hz. Adem’e secde etmeyip isyanı nedeniyle Allah’ın rahmetinden kovulmuştur.  5.  Araf suresinde ifade edildiği gibi Cenab-ı Hakk onun cezasını ertelemiş ve kıyamete kadar insanları saptırmak için ona imkan tanımıştır. 6.  Şeytan ilk iş olarak Hz. Adem ile eşi Hz. Havva’yı yanıltarak cennetten çıkarılmalarına sebeb olmuştur. 7.  Allah yolundan ayrılan, sapıklık ve azgınlık yapan insanlar şeytanın esiri olmaya ve şeytanın kendilerini çepeçevre sarmalarına vesile olurlar.  8.   Kur’an-ı Kerim’ de Allah’a hakkıyla inanan  ve O’na  ibadet eden kimseye şeytanın hiç etkisi olmayacağı bildirilmektedir. 

 ŞEYTAN NİÇİN YARATILMIŞTIR ? 1.  Allah’ın varlıklarından  birinin diğerinden ayırt edilebilmesi için  2.  Allah’ın kahhar, müntekım, adl gibi isimlerinin tecelli edeceği bir varlığın bulunması için 3.   Eğer şeytan yaratılmamış olsaydı Allah’ın afv, mağfiret, rahmet gibi sıfat ve isimlerinin tecelli etmesi mümkün olmazdı. 4.   Şeytan yaratılmamaşı olsaydı Allah’a kulluk ve itaattan söz etmek mümkün olmazdı.  Her fiil zıddıyla bilinir. Şer ve çirkinliğin müsebbibi olan şeytan olmasaydı ibadet, hayır, taat gibi  güzelliklerin kıymeti bilinmezdi.  

Cinlerin Farkettirmeden insanlari yonetmeleri

CİNlerin kendilerini açıklamadan insanlarla ilişki kurmaları ve onları  kendilerine bağlamaları iki şekilde olmaktadır: 

  

a)    İslam Dini’ni istismar ederek… 

  

b) Hümanist (insancıl) gayelere insanları yönlendirir bir yapıda görünerek… 

  

Bunlardan birincisi ile ikincisi arasındaki en açık görünen fark ise, birincisinin REENKARNASYON YANİ TENÂSUHU (YANİ BİRKAÇ DEFA ÇEŞİTLİ YAPILARDA DÜNYAYA GELME) kabul etmemesi, ikincisinin ise kabul etmesidir… 

  

Reenkarnasyon yani tenâsuh konusunu daha ileride detaylı bir şekilde göreceğimizden burada üzerinde durmayarak esas “aldatma metodları üzerinde” duruyorum… 

  

Önce İslâmî gayeyi istismar ederek insanları aldatma   ve kendilerine bağlama şekillerini görelim: 

  

Bu tip olaylarda CİN-insan ilişkileri gene iki şekilde görülmektedir: 

  

1-Kendi varlıklarını hiç bildirmeden; 

  

2-Varlıklarını başka bir yapı ve isim altında bildirerek. 

  

Şimdi önce kendi varlıklarını hiç bildirmeden ve farkettirmeden insanları kendilerine bağlama, kendi; kayıtları altına alma metodları üzerinde duralım: 

  

Bu şıkka giren kişilerin en büyük özellikleri kendilerinin bir CİNle bağlantıda olduklarını kesinlikle bilmemeleri, farketmemeleri; oluşan hallerin, kendi üstün özelliklerindan ileri geldiğini sanmaları; bu yüzden de herkese tepeden bakar bir şekilde yaşayıp, yerine göre de sun`i tevazu gösterilerine kalkmalarıdır… 

  

Nitekim Muhyiddin-i A`rabi Hazretleri bir eserinde, bu tip kişilerin en büyük özelliklerinin hiç bir eserleri, ilimleri olmadığı halde kimseyi beğenmeme, kendilerinin en üstün olduğu fikrini etrafa yayma olduğunu yazmaktadır… 

  

Ayrıca gene bu çeşit CİNle bağlantısı olan kişilerin ikinci  en büyük özellikleri de CİNleri kabul etmemeleridir!… 

  

“CİN diye bir şey yoktur, CİNler mikroplardır” şeklinde veya buna benzer tanımlamalar ile CİNlerin varlığını inkâr anlamı taşıyan açıklamalara saparlar… 

Mehdi ve Mehdilik

Hz. Muhammed Aleyhisselâm`ın bazı açıklamalarında görüldüğü üzere, “Allahu Teâlâ`nın her yüzyıl yılda, bir dini yenileyici, canlandırıcı kişi gönderdiği; ve bu kişinin İslam Dini’nin yayılması için görev yaptığı, İslam dinini benimsemiş olanlar ve tüm mâneviyat ehli kişiler tarafından kabul edilmektedir.    

  

Bu kişinin görevi, yine Rasûlullah açıklamalarına göre, “İslâm Dini’ni günün anlayışına göre izah etmek”, dinin eski  insanlara ait bir şey olmadığını onlara anlatmak; ve böylece onların hakikate yönelmesini sağlamaktır… 

  

“MEHDΔ adıyla anılan ve Hz Rasûlullah’ın onikinci torunu olan kimse daha altı yaşındayken bir kuyuya düşerek boğulmak sûretiyle ölmüş olduğundan, aslında beklenen şahsın bu kimseyle katiyyen bir alâkası yoktur… 

  

Beklenen kişinin lakabıdır “MEHDΔ… 

  

Bazı açıklamalarında Hz. Rasûlullah’ın “Benim adımı taşıyan bir müceddid gelir ki…” sözü bazı yorumcular tarafından, bu kişinin adının “Ahmed” veya “Muhammed” olacağı şeklinde tefsir edilmiştir… Nitekim yukarıda bahsettiğimiz Kadyanlı Mirza Gülam, adının Ahmed olması hesabıyla ve CİNlerin de iğfal edişleriyle kendisinin “MEHDİ” olduğunu sanmıştır… 

  

Bu konuda  “İbn MACE” isimli hadis kitabında epeyce bilgi vardır… 

  

Tasavvuf ehlinin çok yakından bildiği 2000 yılının hicri tarih müceddidi diye nam salan İmam-ı Rabbani Ahmed Faruki Serhendi ise “Mektubat” isimli kitabında “MEHDİ”nin derecesi hakkında şu bilgiyi vermektedir: 

  

“Geleceği haber verilmiş bulunan Hz. MEHDİ`nin de Rabbi, ilim sıfatıdır… 

  

Bu zât da, Hz. Âli gibi İsa Aleyhisselâm`a bağlıdır… 

  

Sanki İsa Aleyhisselâm`ın iki ayağından birisi Hz. Ali`nin başı üzerinde, ikinci ayağı da Hz.MEHDÎ’nin başı üzerindedir…” 

  

İslâm ansiklopedisinde ise, “MEHDİ” lakaplı beklenen kişi hakkında özetle şu bilgi verilmektedir: 

  

“MEHDİ`nin mânâsı, kendisine “ALLAH” tarafından yol gösterilen kişi şeklindedir… Kelime, geçmişte bazı kişiler; gelecekte de kıyâmet öncesinde gelecek bir kimse için kullanılmaktadır. 

  

Bu kelime ilk defa olarak Emevi  halifesi 2. Ömer  için “müceddid” olarak kullanılıyor ve 2. Ömer , “ALLAH”`ın rehberliğine mazhar kabul ediliyordu… 

  

Daha sonraki devirlerde ise, müceddidlerin birincisinin 2. Ömer olduğu, nihâyet 7`inci ve sonuncusun da, iki görüşe göre, “MEHDİ” veya “İsa” olacağı kabul edilmektedir…” 

  

İbn-i Haldun`un “Mukaddime” isimli eserinin “Fâtıma nesli ve onun hakkında insanların düşündükleri ve bu meseleyi saran karanlığın kaldırılması” faslında “MEHDİ” lakaplı kişi için de şöyle bahsedilmektedir: 

  

“Muhtelif devirlerde İslâm halkının hepsi tarafından genellikle kabul edilmiştir ki; 

  

Zamanın sonlarında, kıyâmete doğru, Hz.Rasûlullah ailesinden, dine yardım edecek ve adaleti muzaffer kılacak bir kimse zuhur etmesi zarûri olarak îcâbeder; ki müslümanlar O`na tâbi olacaklardır… 

  

O, müslüman ülkelerde hâkim olacak ve kendisine “EL-MEHDΔ denilecektir… 

  

Dünya`ya hâkimiyeti ise, İsa Aleyhisselâm`ın nüzûlü ile birlikte olacaktır… 

  

Mevsuk (sahih) hadislerle tesbit edilmiş olan, kıyâmet gününü diğer alâmetleriyle Deccal`in zuhûru, ondan sonra vukûa gelecektir… 

  

İsa Aleyhisselâm O`nun ortaya çıkmasından sonra inecek; ve O`nun çıkışından bir müddet sonra ortaya çıkacak olan Deccal`ı öldürecektir” 

  

İbn-i Haldun “Mukaddime”sinde “MEHDİ” ile alâkalı 24 hadisi uzun uzadıya nakledip 6 değişik şekli ilâve ve hepsinin de sıhhatini münakaşa eder… Bu hadislerden 14`ünde yenileyiciye -müceddide- “MEHDİ” denilmiştir… 

  

Evet, işte “MEHDİ” hakkında İslâm dünyasında düşünülenler, konuşulanlar, bu minval üzere sürüp gitmektedir. 

  

Kezâ kıyâmet konusunda da, İslâm dünyasındaki genel kanaat, hicrî takvimle 1600 yılından evvel kopacağı şeklindedir… Ki bu da gene birgün Hz Rasûlulllah kendisine sorulan: 

  

-Kıyâmet ne  zaman kopar ya Rasûlullah?.. 

  

Sorusuna: 

  

-Ümmetim iyi giderse 1000`i geçer!.. 

  

Şeklinde vermiş olduğu cevaptan çıkartılmaktadır… 

  

Keza halk arasında dolaşan: 

  

“1500`de varmam, “1600`e kalmam” 

  

Şeklinde söyleyişler dahi aslında bu hadise dayanmaktadır… 

Çünkü yorumcular 2000 rakamının verilmemesinden kıyâmetin 1000 ila 2000 yılları arasında kopacağını çıkartmışlardır ki, bu da yaklaşık bir hesapla 1400 ile 1600 yılları arasına rastlamaktadır. 

  

Nitekim bu hesap üzerinde duran bazı müslümanlar, her müceddid`in 200 yılda bir gelmesi hesabına da katarak 7. ve son müceddid`in 1400 yılı başlarında geleceğini ve bunun da son müceddid olması hesabıyla lakabının “MEHDİ” olması gerektiğini ileri sürmektedirler… 

  

Yine bu çevreler, “MEHDİ” denilen kişinin en yüksek dereceli veli olacağını; istediği anda dünyanın istediği yerini görebilecek; istediği anda istediği yerde yönetim gücünü kullanabilecek güçte olacağını İslâm dünyasından küfrü kaldıracağını; daha sonra da, nüzûl edecek olan İsa Nebî ile birlikte bütün yeryüzünde tek din olarak  İSLÂM`ı anlatıp bütün MEZHEPLERİ kaldıracağını; tarikatları kaldırarak, Rasûlullah Aleyhisselâm`ın devrindeki inanç sistemini ihya edeceğini söylemektedirler… 

  

Çeşitli yerlerde ve tarihlerde bazen ortaya çıkıp, bazen de gizlice çevrelerine “MEHDİ” olduğunu empoze eden  pek çok kişi yaşamıştır ve hâlen de yaşamaktadır.. Bunlar çevrelerindeki insanların bu konulardaki bilgilerinin son derece zayıf olmasından da istifade ile, insanları rahatlıkla kandırabilmektedir.Öte yandan bu kişilerin büyük bir kısmı da zaten farkında olmadan CİNLERİN HÜKMÜ ALTINDA olan kişilerdendir. Ve CİNlerin oyununa gelerek kendilerini “MEHDİ” sanmaktadırlar. Çünkü ya gördükleri CİN kaynaklı rüyalar, ya da aldıkları çeşitli CİNNİ ilhamlar onlara kendilerini “MEHDİ” sandırmaktadır. 

  

Kendilerindeki CİNni destek ile çevrelerindeki insanları etkileyebilen bu insanlara karşı, ilim sahibi olmak ile “CİN DUASINI” okuyarak etki alanlarından kurtulmaktan başka çare de söz konusu değildir, bildiğimiz kadarıyla.. 

  

Gelişi müslümanlarca her an beklenen “MEHDİ“nin kesin geliş tarihine dair hiç bir delil yoktur ve “DİVAN” ehli hariç, evliyaullah dahi bu konuda bilgisizdir..İslâmî takvimle zamanın 1400 yılını onyedi geçeye yaklaşması, konuyu günümüzde daha da konuşulur hâle getirmiş; ve bu yüzden çeşitli yerlerde kendini “MEHDİ” sanan kimseler bir hayli türemiştir!. 

  

Günümüzde, esef vericidir ki, ilimsiz pek çok kişi, kendini sırf CİNlerin aldatıcı ilhamları yüzünden boş hayâllere kaptırarak, “MEHDİ” sanmakta ve çevrelerini de yanlış yollara sürükleyerek topluca CİNLERİN EĞLENCESİ olmaktadırlar. 

  

Oysa, “MEHDİ”, Rasûlullah açıklamalarına göre, Mekke`de ortaya çıkacak; sonra Medine`ye geçecek; üzerine bir ordu gönderilecek ve bu ordu tamamiyle yere batacaktır. Bu olaylar, O`nun “MEHDİ” olduğunun delili olacaktır..Aklı başında hiç bir insan, İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli ya da başka bir şehirde oturup kendinin “MEHDİ” olduğunu iddia etmez!. Şayet ediyorsa, konu ya psikyatrinin sahasına, ya da CİN tedavicilerinin ihtisas alanına giriyor demektir.. 

  

Bu konudaki düşüncemize gelince… 

  

Biz, bu konunun zamana bırakılması; ve “bekle gör” görüşünün tatbik edilmesi taraftarıyız.. Zîra, her hac mevsiminde “MEHDİ” bu yıl ortaya çıkacak beklentisi içine girip; tüm geleceğe dönük planlarını yapan insanların yaklaşık yirmi yıldır sürekli hüsrana uğradığını gördük..Buna rağmen…Ne aczin dile gelişi anlamında inkâra sapar; ne de hakkında kesin deliller olmadığı ve imanın şartlarında bulunmadığı için, tasdik eder; eğer böyle bir kişi gelecek olursa, ve biz de onu görürsek, o zaman kesin kararımızı eldeki donelere göre verir; davranışlarımızı ona göre düzenleriz. 

  

Şüphesiz ki zaman, en iyi açıklayıcıdır!. 

Cinleri Tanitan Dort Buyuk Ozellik.

“CİNLER”in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz. 

  

1.   CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur. 

  

2.   CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir. 

  

3.    CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır. 

  

4.    CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur. 

  

Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz. 

  

Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım: 

 

1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur

  

dedik. 

  

Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; “biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’ 

  

Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de “zekâ”ca güçlü olmalarına karşılık “akıl” yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik “zekâ” ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak “akıl” son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır. 

  

Bunun en büyük örneklerinden biri de kendi kutsal kitaplarındaki CİNLERİN varlığı konusudur. 86. sayfada “CİNLER yoktur” denilirken, 151. 152. 153. 204. ve 319 sayfalarda “RESMEN CİNLERİN VARLIĞI AÇIKLANMAKTA” ve bu konuda da hayli bilgi verilmektedir. 

  

2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir. 

  

Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda. 

  

Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak – bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler. 

  

İşte bu akıldışı büyüklük kavramlarına bir örnek: 

  

  

“ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI” 

1988 6. ay/fasikül: 30/Sayfa: 282 

  

“1- Galaksi salkımlarından Alemler 

2- Alem salkımlarından kâinatlar 

3- Kâinat salkımlarından evrenler 

4- Evren salkımlarından ilâniheye Bizlerin sistemine göre 3 galaksi bir bütündür. 

6 Galaksiye 1 Nova denir. 

3 Nova – 18 Galaksidir. 

18 Galaksi bir öz çekirdek olarak küçük bir (Evren Çekirdeği) oluşturur 

18 Galaksi bütününe 1 Kozma denir. 

1 Kozma küçük bir evren çekirdeğidir. 

3 Kozma 3 evren çekirdeği oluşturur. 

3 Evren çekirdeği 54 galaksidir. 

54 Galaksi 1 galaksi salkımını oluşturur. 

9 Galaksi salkımına bir evrensel koloni denir. 

1 evrensel koloni 486 galaksiden oluşur. 

486 Galaksi 27 Kozma`yı teşkil eder. 

27 Kozma 1 evrensel koloni o da eşit 486 Galaksi olduğuna göre şimdi 18 evrensel koloniyi hesaplayın: 

  

486 x 18 – 8748 galaksi. Buna 1 kozma birleşim merkezi denir. 

  

18 Evrensel koloni – 8748 Galaksi 486 Kozma 

  

27 Kozma birleşim merkezi 8748 x 27 – 236196 Galaksiden oluşur.” 

  

  

  

CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de bakın insanlarla aralarına kaç mertebe koyarlar. 

  

Aynı kitap aynı sayfa… 

  

“Yansıma odaklarının sizden bize hiyerarşik boyut sıralanışı şöyledir: 

  

GÜNEŞ – IŞIK BOYUTU 

IŞIK BOYUTU – RAB BOYUTU 

RAB – IŞIK EVREN BOYUTU 

IŞIK EVREN BOYUTU – RUHSAL PLAN BOYUTU 

RUHSAL PLAN – ATOMİK BÜTÜN BOYUTU 

ATOMİK BÜTÜN – REALİTE BOYUTU 

REALİTE BOYUTU – KRİSTAL GÜRZÜN TÜM GÜCÜ. (SİSTEM) işte budur. 

  

Not: Buradaki RAB tâbiri YARADAN için kullanılmıştır. 

“MERKEZ” 

  

  

Aynı kitabın 283. sayfasında gene bu türden ve daha başka yerlerinde gene benzer türden, öylesine atmaca, “Kabul edersen” hesabına dayalı büyüklükler anlatılmaktadır ki; normal şuur sahibi bir insanın bütün bunları kabûlü oldukça güçtür. Ya inananlar, diyeceksiniz..? 

  

CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü  ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar… Üstelik… 

  

CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı – uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır. 

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com