Patrikhan Fitnesi ve Pontus Rum Devleti

10/10/2006

Ilk, orta, lise ve hatta Harp Okulu’nda, Hukuk Fakültesi’nde okutulan Tarih kitaplarinda Birinci Dünya Savasi’nin sebebi olarak Sirp Prensi’nin katili, Alman-Ingiliz rekabeti olarak gösteriliyordu. ABD Texas El Paso’da ABD Kuvvetleri Hava Savunma ve Füze Okulu’nda iken tatil günlerimi El Paso Kütüphanesi’nde geçirirdim ve bazi notlar çikarmisim. Geçenlerde arsivimi düzenlerken bu notlardan biri elime geçti: “Birinci Dünya Savasi, Bati medeniyetine yabanci olan Osmanli Türkleri’nin, Avrupa’dan kovulmasi ve Balkanlar’in müslümanlardan temizlenmesi için baslatildi… Türkler’i Avrupa’da birakmak Bati medeniyetine karsi islenmis bir suçtur. (ABD Baskani Roosevelt)” Birinci Dünya Savasi’ndan sonra Kibris, Ege Adalari ve Balkanlar’dan Anadolu’ya göç baslatilip yerine Hiristiyanlar dolduruldu. 10 Ocak 1923′te Lozan Konferansi’nda Ismet Inönü biraz direnseydi Patrikhane’nin Istanbul disina nakli için hazirlik yapmislardi. Ama Yunan kültürünün asiri hayrani Ismet Pasa diger delegelerin arzusunu hiçe sayarak Patrikhane’nin Istanbul’da kalisini kabul etti. Lozan’da bütün delegeler Patrikhane’nin siyasi kimliginden uzaklasarak sadece dinî faaliyetlerde bulunmasini kabul ettiler. Lozan’da agirligini hissettiren ABD gözlemcisi Richard Child ve Ingiliz Heyeti Baskani Lord Curzon Ismet Pasa’ya: “Türkiye’nin iç ve dis ticari faaliyetlerinin ve bankacilik hizmetlerimizin yaninda, sanatta ve sosyal hayatta batililasmasinda Yahudi, Rum ve Ermeniler tarafindan yürütüldügünü, bunlarin sinirdisi edilmesi halinde Türk ekonomisinin felce ugrayacagini ve bu kadar büyük kitleyi sinir disi etmeye Türkiye’nin hakki olmadigini söyleyip Ismet Pasa’yi ikna ettiler. Anadolu’dan Yunanistan’a göç eden Rumlar’in çogu Türk asilli Ortodoks idiler. Yine Amerika El Paso Kütüphanesi’nden aldigim notlar arasinda Istanbul’da 15 yil yasamis Amerikali Amiral Colby Mehester’e göre: “O tarihte çogu Istanbul’da yasayan ve Patrikhane tarafindan korunan 30 casus Türkiye’de bulunuyordu.” Batili dis politika uzmanlarina göre: “Türkiye’ye basta Orta Asya Cumhuriyetleri olmak üzere bütün Rusya Federasyonu bünyesinde ve özellikle Kafkas ülkelerinde Ortadogu’da, Avrupa’da ve Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve yine Yugoslavya’da bulunan ve çogu Türk asilli olan müslüman topluluklara Türkiye tarihi ve tabii sorumluluklari bakimindan sahip çikabilse yeterli lobicilik faaliyetlerini yürütebilse dünya devletleri nezdindeki agirligi ve itibari bir kaç misli artacak.

Patrik Bartholomeos Selanik ve Iskeçe’de dört günlük ziyaret esnasinda Yunan Içisleri Bakani Teodoros Pangolos ile görüstü. patrikhane ile Yunanistan, Amerika Ortodoks kilisesi Baspiskoposlugu’na Spiridon’un tayinine tepki göstermis ve Yunan Disisleri Bakanligi’nin her yil yaptigi ödenek kesilmisti. Görüsmeden sonra Pangolos “Patrikhane’nin varligi faaliyeti ve ilgisine tesekkür ederim” derken Bartholomeos ise: “Pangolos’tan Yunanistan’i Patrikhane’ye ilgisinin gelecekte de devam edeceginin teminatini aldim” demistir. Pangolos ayrica “Patrikhane’nin günümüzde ruhî ve zihnî ihtiyaçlara cevap vermek için büyük imkanlari vardir. Buna paralel olarak helenizmin kültürel kisiligimizin temel unsurlarindan olan geleneklerimizin korunmasini saglayan bir müessese olarak Patrikhane’den ümitleri vardir” demistir. Heybeliada’daki papaz okulu 1971 yilinda askeri dönemde çikarilan özel üniversiteleri yasaklayan, devlet üniversitesine dönüstüren kanun ile kapatilmistir. Sonradan özel üniversitelerin devlet denetiminde olma sartiyla açilmasina izin verilmisse de Patrikhane, devlet denetimine karsi çikmaktadir. Su andaki Patrik Heybeliada Papaz Okulu’nu yeniden gündeme getirmistir. ABD’ye iki aylik ziyaretinde bunu Clinton basta olmak üzere Türkiye’de sikayet edecektir. Imam Hatipler’in orta kismi kapatilmistir. Yakinda Heybeliada Papaz Okulu fakülte hatta üniversite olarak açilirsa sakin sasirmayin. Çünkü Cezayir daha dogrusu Suriye’deki gibi mezhep ve ateist azinliga dayali dikta rejim pesinde olan bazi güçler dinlere degil Islam’a düsmandir.

Bizans Imparatorlugu hayali ile yanip tutusan Fener Rum Patrigi Bartholomeos ile birlikte Rahmi Koç, uluslararasi silah tüccari Aga Han, Dünya Yahudi Cemaatleri temsilcileri, bir yigin Yunanli çevre bilimci ve isadamlarindan mütesekkil 400 kisilik bir heyet “Bilim ve Çevre Sempozyumu” adi altinda Karadeniz’i kurtaralim slogani ile Pontus hayali gündeme getirildi. Bu heyetin süper lüks “Eleftherios Venizelos” adli gemi ile yolculuklari ayri bir mesajdir.

1996 yilinin 15 Agustos’unda Kutsal Sümele Yortusu’na denk gelen Karadeniz Helen topluluklari 1. Kongresi yapilmistir. 20 Eylül 1997′de ise Karadeniz’i kurtaralim slogani ile Pontus gündeme getirildi. Yorgo Andreadis kitap gelirlerini ve Yunanistan’daki bir vakif Sümela Manastiri’na, Foça Müzesi’ne yardim ediyor ve Tonya Lisesi’ni birinci bitirene burs veriyor. Gemideki 400 kisiyi devlet bakani karsiladi. Bu 400 kisi Ayasofya ve Bizans eserlerini gezdikten sonra Patrikhane’ye gittiler. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarina ve Türkiye’nin taraf oldugu (Lozan dahil) uluslararasi anlasmalara göre Istanbul Valiligi ve Fatih Kaymakamligi’na bagli Rum kökenli 3 bin civarinda vatandasin dini lideri olmasi gerekirken 270 milyon Ortodoks’un lideri rolünü oynamaktadir. Yunanistan S-300 füzeleri ile güneyden gösterip kuzeyden vurmaktadir. Patrik’in burnu dibinde Haliç dururken Trabzon’da isi ne? Kaldi ki, Karadeniz Trabzon’dan kirlenmiyor! Karadeniz turu aslinda Megalo Idea turudur. Odessa’da Fener Patrigi Bartholomeos ile Rus Otodoks (Moskova) Patrigi Alexy II “ortodoks birligi” için görüsmüslerdir. Baris treninin yapamadigi bu sempozyum ile yapilmistir. Amaç Karadeniz’i temizlemek degil Ortodoks dünyasina mesaj vermektir. Türk-Ortodoks Patrikhanesi Baskani Selçuk Erenerol, “Bartholomeos’un niyeti ortodoks dünyasinin lideri olmaktir. Bu sempozyum da çevre kilifi adi altinda düzenlenmis ekümenlik zirvesidir” demistir.

Selanik’te düzenlenen 4. Dünya Pontus Helenizm Kongresi basarisizlikla neticelenmistir. Kuzey Yunanistan, Güney Yunanistan, Avrupa Pontuslular ve eski Sovyetler Birligi’nden göç eden Pontuslular’i temsil eden dernekler katilmistir. Yunanlilar’in eski Yunanlilar ve Bizans’la ilgisi olmadigi gibi Pontus’la ilgisi yoktur. Amerikali yazar Alfred Duggan King of Pontus isimli kitabinda “Pontus Krali’nin hiç birinin Yunanlilar’la ilgisi yoktur. Hepsi kendilerini Anadolulu saymislar, Anadolu’nun bütünlügü ve bagimsizligi için çalismislardir” demektedir. Milliyetçi gençler sempozyuma degil Yunanistan’in Pontus’u yeniden kurma amacina hizmet ettigi için tepki göstermislerdir. Istanbul ve Çanakkale Bogazlari’ni tek idare altinda özerk kurulus teklifinin altinda da da Bizans hayali vardir. Fener Ortodoks Patrigi, 19 Ekim 1997′de bir ay süren bir resmi gezi yapacaktir. ABD Baskani Bill Clinton ve Disisleri Bakani Madeleine Albright ile görüsecek. ABD’de 1.5 milyon Rum azinligi vardir. Beyaz Saray’da 3 saat kalacak olan patrige Kongre “Altin Madalya” verecek. Beyaz Saray ve Kongre’de sayili devlet adami için düzenlenen bir agirlama programi hazirlanmistir.

Fener Rum Patrikhanesi’nin uluslararasi nitelikte organizasyon yapmasina “patrigin ekümenlik kimligini tescil olur” gerekçesiyle bugüne kadar izin verilmiyordu. 1997 yilinda Rahmi Koç’un ve Edinburg Dükü Prens Philip’in (Yunan asillidir) himayesinde Patrikhane’nin “Çevre Toplantisi” adi altinda uluslararasi bir toplanti yapmasi için gayret harcandi. Içisleri Bakani’nin vermedigi izni Süleyman Demirel’in sagladigi sayiasi vardir. Heybeliada’daki toplanti “Patrikhane’nin bagimsizligi için adim” olarak degerlendirildi.

Sempozyuma katilanlari tasiyan Yunan gemisinin adinin Venizelos olmasi elbette rastlanti degildir. Venizelos, 1919′da Anadolu’yu isgal için Yunan ordusunu Izmir’e yollayan basbakandir. Ayni tarihte Rumlar’i ayaklandirip Pontus devletini kurmak için Trabzon ve Samsun’a 100 subay yollayan kisidir. Fener Rum Patrikhanesi öncülügünde 20-28 Eylül 1997 tarihinde gerçeklestirilen “karadeniz’i Kurtarma Çevre Kirliligi” kilifi sempozyumunun ardinda Pontus hayali bulunuyordu. Devletin resmi haber ajansi (A.A)’nin bir haberine göre sempozyuma katilanlara Karadeniz’i “Pontus Gölü” olarak gösteren haritalar dagitilmistir. bu haritada yer alan kentler rumca isimlerle gösterilmistir. Trabzon “Trapezus olarak gösterilmektedir. Sempozyum’u düzenleyen komite tarafindan dagitilan programda Fener Rum patrigi evrensel (ekümenik) patrik olarak gösterilmektedir. Inancini yasamaktan baska bir gayesi olmayan bürokratlara kiyim yapanlar ve kiyim için emir verenler bu ihanet belgesi karsisinda susmaktadirlar. Trabzon’da Rum Halk oyunu (Pontia Dansi) yapan ekip yoktur. Bu dünya kamuoyunu aldatmak için bir yalandir. Sempozyum’da Ortodoks patrigi Bartholomeos için “the ecumenical patriarch” (Evrensel patrik) tabiri kullanilmistir. Yunan Istihbarat Teskilati Pontus propagandasi için bu sempozyum senaryosunu hazirlamistir. Venizelos Gemisi’nin Pontuslu Rumlar’in göç ettigi Batum, Yalta, Odessa, Köstence, Varna ve Selanik’e gitmesi manidardir. Bu teskilat, amacinin disina tasarak dagittigi haritalarda Karadeniz’i “Pontus Gölü” olarak göstermesi düsündürücüdür. Ege’yi gaflet ve hatta bazilarinin ihanet derecesine varan ihmalleriyle Yunan Gölü yaptiranlar simdi de Karadeniz’in “rum Gölü”ne dönüsmesi hayaline Bati’ya sirin görünmek ugruna seyirci mi kalacaklar? S-300 füzelerine gösterilen hassasiyetden daha fazla Patrikhane’ye dikkat edilmelidir.

Padisah Ikinci Mahmud’un fermani ile idam edilen Patrik II. Gregorios’un (Nisan 1821) rus Çari Ikinci Nikola’ya yazdigi mektup özetle söyledir: “Türkler’i maddeten ezmek ve yikmak mümkün degildir. Türkler, Müslüman olduklari için çok sabirli ve mukavemetlidir. Gayet magrurdurlar ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bagliliklarindan, kadere riza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, padisahlarina olan ita’at duygularindan gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip olduklari müddetçe de çaliskandirlar. Onlarin bütün meziyetleri, hatta kahramanlik ve secâ’at duygulari da an’anelerine olan bagliliklarindan, ahlâklarinin saglamligindan gelmektedir. Türler’de evvelâ ita’at duygusunu kirmak ve ma’nevi baglarini parçalamak, din saglamligini zayiflatmak icâp eder. Bunun da en kisa yolu, millî geleneklerine ve manevîyatlarina uymayan harici fikirler ve hareketlere alistirmaktir. Manevîyatlari sarsildigi gün, Türkler’in kendilerinden seklen çok güçlü, kalabalik kuvvetler önünde zafere götüren asil kudretleri sarsilacak ve maddî vâsitalarin üstünlügü ile yikmak mümkün olabilecektir. Bu sebeble Osmanli Devleti’ni tasfiye için mücerred olarak harp meydanlarindaki zaferler kâfi degildir. Yapilacak olan; Türkler’e birsey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribati tamamlamaktir.”

Kur’an-i Kerim kurslari ile Imam-hatipler’in kapatilmasinda Patrikhane’nin rol oynadigi söylenmektedir. Patrik her gittigi yerde ve Patrikhane’yi ziyaret eden her Batili devlet adam ve digerlerine; “devletin kontrolü disinda çok sayida dinî egitim kurslari bulunmakta, 5200 Kur’an-i Kerim kursunda 290 bin ögrenci egitim görmektedir” sözleri bilhassa Ingiliz heyeti ve diger Batili ülkelerce Türkiye’deki yetkililere ve bazilarina baski yapilarak Imam-Hatipler’in orta kismi kapatilmis ve Kur’an-i Kerim kurslarinin çogu kapatilmistir

1993 Agustos’unda “Sümelali Meryem Ana Vakfi”nin düzenledigi toplantida konusan o tarihteki Yunan Basbakani Mitsotakis sunlari söylemistir: “Anadolu’daki helenizmin bu bölgedeki köklerinden kopmasindan 70 yil sonra, milletimizin tarihinde bir daha böyle bir trajedi yasamamasi için dua etmeliyiz. Dedelerimiz, Pontus topraklarina dönüs hayalini size miras birakarak öldüler. Bu mirasi kalbinizin içinde koruyun. Pontus’u ve kökeninizi asla unutmayin. Kaybedilmis vatanin anasi, helen irkinin en güzel idealleri ile bagdasmistir…”

Son Karadeniz’i Kurtarma maskeli gezi ve sempozyumu yukaridaki sözlerin isigi altinda degerlendirmek gerekir. Patrikhane ile ilgili yillardir basinda yazarlar gerekli ikazlarini yapmislar, ama hükümetler bu ikazlara kulak asmamislardir. Kiymetli yazarimiz Ahmet Kabakli, 12 Agustos 1993 tarihli “Ortodoks Ajani Yakovas” baslikli yazisinda: “Günlerden beri, Ayhan Songar (rahmetli) ve Özfatura dostlarimla birlikte, dünya ortodoks ittifakindan, bize gelmis ve gelecek olan kötülükleri yaziyoruz… Hükümet, derhal en sert tavrini takinarak, Fener Patrigi Bartholomeos’a haddini bildirmelidir. Ayrica ABD ortodokslari ile Yunanistan ve Sirbistan’in kara cübbeli ajani olan (Türkiye’den vatana ihanet dolayisiyla kovulmus) Yakovas’i da artik Türkiye’ye sokmamalidir…” Maalesef bu gibi ikazlara ragmen Patrik’in ekümenik sevdasina seyirci kalinmistir.

1990 yilinda Patrik Dimitrios’un ABD gezisi krize sebeb olmustu . Bartholomeos’un 2 aylik ABD gezisi ise basimiza nice dertler açacaktir. Fener Patrigi Selanik’te Devlet Baskani töreniyle bizzat Yunan Cumhurbaskani tarafindan karsilandi. Patriklerin ekümenik olmak için faaliyetleri ciltlerle izah edilebilir.

1994 yilinda bir sempozyumda Türk Ortodoks patrigi Selçuk Erenerol sunlari söylemisti: “Barhtolomeos, ekümenikal patrik ünvanina sahip oldugu takdirde, ilk icraat olarak ruhban okulunu (Halki Teoloji Okulu) açacaktir. Ruhbanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandasi olma mecburiyeti kalkacak, dolayisiyla disaridan ögrenci ithal edecekler. En korkulan nokta ise bunun Vatikan usulü olmasidir. Bu noktaya gelindigi an “Istanbul bizimdir” deyip mal varliklarini talep edecekler. Zaten Istanbul için Konstantinopol lâfini kullanmalari da bugünlere hazirlik yaptiklarini gösteriyor. Atina’da Istanbul’daki Rum mal varligi ile ilgili çalismalar vardir. Münasip zamanda La Haye Adalet Divani’na gideceklerdir. 1995′den sonra Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi “han” olmustur. Yunanistan eski kralinin torununun vaftiz merasimi, ayinler perdesi altinda ABD Disisleri Bakan Yardimcisi Richard Holbrooke, Rus gizli Istihbarat (KGB) sefi Sergei Stepasin, Uluslararasi Rotary Klübü Baskani Bill Huntery ve bu klüb üyeleri, Rusya’dan 5 kisilik milletvekili heyeti, ABD Rum lobisi ileri gelenleri, Vatikan’dan kardinal Cassidy, Vatikan Hiristiyanlarinin Birligini Gelistirme Komisyonu Baskani Kardinal Edward Cassidy baskanliginda bir heyet, (FIM) “Fortier Intershin in Mission” uluslararasi Esgüdüm Komitesi Toplantisi ve yüzlerce ziyaretçi…

Lozan’da Patrikhane’nin sadece dinî bir kurum hüviyetinde kalacagina dair taahhüt üzerine Patrikhane Istanbul’da birakildi. Lozan öncesi Cumhurbaskani Mustafa Kemal, Fransiz Le Journal Gazetesi’ne verdigi beyanatta: “Bir fesat ve hiyanet ocagi alan, ülkede ayrilik ve ihtilaf tohumlari saçan, Hiristiyan hemsehrilerimizin huzur ve refahi için de ugursuzluk ve felaket sebebi olan Patrikhane’yi artik topraklarimizda barindiramayiz…” Türkiye disinda Türkiye aleyhine yapilan gösterilerde ortodoks kilisesi ve papazlar ön safta yer almaktadirlar.

“Kartelci Basin”, “Din, Bilim ve Çevre” maskeli sempozyuma tepki gösterenleri ilkellik ve gericilikle suçlarken; pontus ve bizans hayallerini hortlatma amaci tasiyan ve belgelerle (haritalarla) ispatlanan bu hareket karsisinda susmus, dolayli olarak destek vermistir. Yunan “To Vima” gazetesinde 20 Eylül 1995 tarihli “Patrikhane ve Türkiye’nin Gerçek Siyasi Çikarlari” baslikli yazi sinda; “BM, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Birligi Konseyi, dünyadaki bütün ortodoks kiliseler, ABD Baskani, Papa (Vatikan), Patrikhaneyi ortodokslarin merkezi olarak kabul ediyorlar…” diyerek Türkiye’nin de bu gerçegi kabul etmesini istemektedir. Maskeler düsmesine ragmen yetkililer halen uykudadirlar. Trabzon’da Patrik’e tepki gösterenler bu vatani seven genç kisilerdir. Asil onlari kinayanlarin halleri utanç vericidir. Günaydin Gazetesi’nde “papaz”in Istila Seferi”, “Papazi Bakan Karsiladi” ve “Sevr’e Direnis Suç Oldu” mansetleri yüzlerce yaziya bedeldir. Venizelos Gemisi’nin ilk olarak Trabzon’a gelisi dagitilan haritada pontus devletinin baskenti Trabzon gösterildigi içindir. Ve su anda bölgede yasanan terör olaylari bu zemini hazirlamak, bölgeden Dogu ve Güneydogu Anadolu’da oldugu gibi halki göçe tesvik ederek bilahare buralara Rum ve Ermeniler’i yerlestirmek içindir. Bu katliamlari gerçeklestirenler Rum, Ermeni asillidirlar. Çok sayida Kibrisli Türk’ü katleden EOKA’nin kurucusu Grivas, tegmen iken Venizelos’un Samsun ve Trabzon’a Pontus için yolladigi 100 subaydan biridir. Venizelos gemisinde bulunun Avrupa Komisyonu Baskani Jacgues Santer, bir Yunan hayrani olup Türkiye’yi Yunanistan’in bir parçasi gibi gören bir Türk düsmanidir .

Devlet kadrolarindan inançli ve inanci geregi namaz kilan, içki içmeyen ve haramlardan sakinanlara rejim düsmani gözüyle bakilarak cumhuriyet tarihinde görülmeyen kiyim yapilmaktadir. Bu ise Türkiye üzerine ilahi gazaba davetiyedir. Bazilari Türkiye’yi Cezayir, dogrusu ise Suriye misali bir diktaya götürmek isterken; milletlerarasi siyasi ringte Türkiye üzerinde gözü ya da hesabi olanlar son raunt için Türkiye üzerine hazirlanan yüzlerce senaryo içinde rol almaktadirlar. Islam’a ve onu yasayanlara düsman gibi görünenler istemiyerek te olsa, art niyetli olmasalar da fiilleri; Yunanistan’in Megalo Idea’sina, Rusya’nin ortodoks kusatmasina, Suriye’nin Büyük Suriye (Iskenderun ve bazi illerin Suriye’ye ilhakina) Büyük Ermenistan, Nil’den Firat’a Büyük Israil projelerine yardim etmekle esdegerdir. Dis politika bir satranç oyunudur. Türkiye’de Islamiyet ve Islamiyet’i yasayanlar hizla tasfiye edilirken, Yunanistan siyasî satrançta ortodoks dinini ve din mensuplarini, Patrik dahil dindarlarini ön plana çikartmistir.

Patrik Bartholomeos Anayasa, Lozan Antlasmasi, 3335 Sayi ve 26.3.1997 tarihli yasa, 2908 sayili Dernekler Kanunu, Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan Vakiflarin eylemlerini düzenleyen 25.7.1970 tarih ve 7-1066 sayili Tüzük’e göre Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan uluslararasi faaliyetler yapamaz. Ama Patrik bu yasalari çignemekte serbesttir. Hayatini bu ülkeye adayan bir aydin, namaz kildigi için kiyima ugrarken Patrik’ten Devlet Bakani, Trabzon’daki gösteri için özür dilemektedir.
Mustafa Necati Özfatura
Kaynak: Islam dergisi, 05/98

Duyarli bir yürek: Sütçü Imam

Yasadigimiz günlerin ne kadar sikintili oldugunun hepimiz farkindayiz. Baski ve dayatmalarin günden güne arttigini, daha bir gün isigina çiktigini görüyoruz. Ve iste tam burada biz de yüzümüzü tarihe dönüp ayakta kalmanin, tavir almanin örneklerini karistiriyoruzt. Oradan ilham alarak daha bir tutarli, daha bir kararli ve daha bir bilinçli bir sekilde ilerliyoruz.

Basörtüsü son on bes senedir gündemden düsmeyen bir mesele. Buna karsi uygulanan yasaklamalar, sarfedilen sözler ve hakaretler bize ister istemez Maras’i ve Sütçü Imam’i hatirlatiyor. Kurtulus Savasi’nda isgalci güçlere karsi yurdun her tarafinda direnise geçen müslüman Anadolu halki gerçekten de bir destan yazmistir. Dün nasil dedelerimiz isgalci batili devletlerle karsi karsiya kaldilarsa bugün de bu ülkenin asillari ve gerçek sahipleri olan bizler kökleri olmayan, disaridan gelmis, batici zihniyetin sayatmalariyla karsi karsiyayiz.

O halde Maras denildi mi hemen akla gelen o meshur Sütçü Imam hadisesi nedir ?

I. Dünya Savasi sonrasi Osmanli Devleti Batili Devletler tarafindan paylasilmis; her bir bölgeye Itilaf Devletleri çöreklenmistir. Maras ve çevresine hakim olan Fransizlar huzursuzlugun tohumlarini bir zamanlarin “millet-i sadika”si diye anilan Ermenilerle beraber atmislardir. Özellikle dogu illerinde Ermenilerin gerçeklestirdigi katliamlar hala zihinlerden silinmemistir.

Maras’ta da Fransiz birlikleri gelir gelmez kentteki Ermeni ayrilikçilarin saldirilari artmistir. Silahli kimi Ermeniler çarsida, sokaklarda dolasip kiskirtmalarda bulunmuslar. karsi gelenleri dövmüslerdir. Bu yüzden sehrin çesitli mahallerinde olaylar patlak vermistir.

Ama bu olaylarin en meshuru Sütçü Imam hadisesidir. Hadisenin kahramani çevresinde bilgisi ve ahlaki olgunluguyla taninir. Olay Uzunoluk mahallesinde bir sabah vakti patlak verir.

Birkaçc Fransiz askerini çarsida gezdirmek için Uzunoluk’a gelen iki-üç ayrilikçi Ermeni yakinlardaki bir hamamdan çikan kadinlara sarkitinlik edip, çarsaflarina el uzatiyorlar. Bunu engelemek isteyen halka da ates edip iki kisiyi yaraliyorlar. O sirada hadise yerinden geçmekte olan Sütçü Imam belinden silahi çikarip Ermenilerden birisini öldrüyor. Ve sonra da kaçip isgalcilerin eline düsmekten kurtuluyor. Bu hadise gerek Fransizlarin, gerekse Ermenilerin yogun baskilarina yol açtiysa da Maras halkinin ve Anadolu insaninin isgae ve sömürüy boyun egmeyecegini, dinine, namusuna el uzatanlara gerekli cevabi verecegini göstermistir. Nitekim bir süre sonra Fransiz isgal kkomutani sehirdeki Ermeni askerleri geri göndererek yerlerine Tunuslu müslüman asker getirtecegini açiklamak zorunda kalmistir.

Bu hadisede önemli olan halkin içerisinden herhangi birinin gerektigi zaman ne pahasina olursa olsun haksizliga karsi susmayip tavrini koymasi ve bir atesleyici rolü oynamasidir.

Sütçü Imam bizim için bir semboldür. Ve tarihimize özellikle de yakin tarihimize baktigimiz zaman byöle sembol sahsiyetleri çokça görüyoruz. Sapkayi giymeyip canini feda eden Iskilipli örnegi, sarigini çikartmayip zalimlerden hiçbir zaman eman dilemeyen Said Nursi örnegi, sakallarin kesilmesinden basörtüsünün çikarilmasindan behasedilen su günlerde ne kadar da anlamlidir. Tarihimizdeki bu ve buna benzer bir çok hadise bize haksizlik karsisinda susmamayi, tavir sahibi olmayi; din, namus, can, mal, akil gibi bes temel özgürlügü savunmaktan ödün vermemeyi ögütlüyor.

Tavizkarligin, kaçismalarin, kilif bulmalarin yayginlastigi su dönemde yüzümüzü seksen yil öncesie çevirip Sütçü Imamlarin anlamli ve yürekli çikislarini fark etmeliyiz.

Ugur Isik

Kaynak: Yürüyüs dergisi, sayi 1, Aralik 1998

Mustafa Kemal’le Sultan Vahdettin diz dize

Mustafa Kemal, Küçük Mabeyn’de Sultan Vahdettin’le yaptigi son görüsmeyi (15 Mayis 1919), sonradan Cumhuriyet devrinde söyle anlatmistir: “Yildiz Sarayi’nin ufak bir salonunda Vahdettin’le adte diz dize denecek kadar yakin oturduk. Saginda, dirsegini dayamis oldugu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Bogaziçi’ne dogru açilan pencerelerinden gördügümüz manzara su: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düsman zirhlilari, bordalarindaki toplar sanki Yildiz Sarayi’na dogrulmustu….Manzarayi görmek için, oturdugumuz yerlerden baslarimizi saga, sola çevirmek kafi idi.
Vahdettin hiç unutmuyacagim su sözlerle konusmaya basladi:
- Pasa, pasa, simdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunlarin hepsi tarihe geçmistir. Bunlari unut. Asli simdi yapacagin hizmet hepsinden mühim olabilir. Pasa, pasa devleti kurtarabilirsin ! dedi.
- Hakkimdaki teveccüh ve itimadi arz-i tesekkür ederim, elimden gelen hizmette kusur etmiyecegime emniyet buyrunuz, dedim.

Sonra:
- Merak buyurmayiniz efendimiz, dedim, nokta-i nazar-i sahanenizi anladim. Irade-i seniyye olursa hemen hareket edecegim ve bana emir buyuruklarinizi bir an unutmuyacagim.
- Muvaffak ol ! Hitab-i sahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çiktim.

Seryaver Naci Pasa koridorda elinde ufak bir mahfaza içinde bir sey tutuyordu:
- Zat-i Sahane’nin ufak bir hatirasi, dedi.

Kapagin üstünde Vahdettin’in inisyalleri islenmis bir saatti.
- Peki, tesekkür ederim, dedim.

Saati yaverim aldi. Sonra Yildiz Sarayi’ndan çiktigimiz ve hareket etmek üzere oldugumuzu gizlemek, saklamMustafa Kemal, Küçük Mabeyn’de Sultan Vahdettin’le yaptigi son görüsmeyi (15 Mayis 1919), sonradan Cumhuriyet devrinde söyle anlatmistir: “Yildiz Sarayi’nin ufak bir salonunda Vahdettin’le adte diz dize denecek kadar yakin oturduk. Saginda, dirsegini dayamis oldugu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Bogaziçi’ne dogru açilan pencerelerinden gördügümüz manzara su: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düsman zirhlilari, bordalarindaki toplar sanki Yildiz Sarayi’na dogrulmustu….Manzarayi görmek için, oturdugumuz yerlerden baslarimizi saga, sola çevirmek kafi idi.
Vahdettin hiç unutmuyacagim su sözlerle konusmaya basladi:
- Pasa, pasa, simdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunlarin hepsi tarihe geçmistir. Bunlari unut. Asli simdi yapacagin hizmet hepsinden mühim olabilir. Pasa, pasa devleti kurtarabilirsin ! dedi.
- Hakkimdaki teveccüh ve itimadi arz-i tesekkür ederim, elimden gelen hizmette kusur etmiyecegime emniyet buyrunuz, dedim.

Sonra:
- Merak buyurmayiniz efendimiz, dedim, nokta-i nazar-i sahanenizi anladim. Irade-i seniyye olursa hemen hareket edecegim ve bana emir buyuruklarinizi bir an unutmuyacagim.
- Muvaffak ol ! Hitab-i sahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çiktim.

Seryaver Naci Pasa koridorda elinde ufak bir mahfaza içinde bir sey tutuyordu:
- Zat-i Sahane’nin ufak bir hatirasi, dedi.

Kapagin üstünde Vahdettin’in inisyalleri islenmis bir saatti.
- Peki, tesekkür ederim, dedim.

Saati yaverim aldi. Sonra Yildiz Sarayi’ndan çiktigimiz ve hareket etmek üzere oldugumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatle, ayaklarimzin patirtisini isizmekten korkarak, saraydan uzaklastik”

Kaynak: Hicret namaz vakitleri takvimi, 17/18.11.1995

ak ister gibi bir ihtiyatle, ayaklarimzin patirtisini isizmekten korkarak, saraydan uzaklastik”

Kaynak: Hicret namaz vakitleri takvimi, 17/18.11.1995

Meclis-i Meb’ûsân’in Mîsâk-i Millî’yi kabulü

28 Ocak 1920 Çarsamba günü Son Osmanli Meclis-i Meb’ûsani’nin gizli toplantisinda, bütün milletvekillerinin oybirligi ile sonralari “Mîsâk-i Millî” diye anilan “Ahd-i Millî” kabul edilmisti.

Erzurum (23 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) Kongrelerinde görüsülen Mîsâk-i Millî metni, Son Osmanli Meclis-i Meb’ûsâni’ndaki Millî Mücadele’ye taraftar milletvekillerinin toplandigi “Felâh-i Vatan Grubu”nun 22 Ocak 1920 günkü gizli celsesinde Hüsrev Bey tarafindan okunup, “daha toplu ve daha esaslara muvafik bir surette tesbit edilmis” ve yukarida görüldügü gibi bir hafta sonra da Meclis-i Meb’ûsân’da oy birligiyle kabul edilmistir.

Son Meclis-i Meb’ûsân’a Kastamonu milletvekili olarak katilan Yusuf Kemal (Tengirsek) hâtiratinda: Mîsâk-i Millî’yi hazirlayan komisyonda ben de çalistim. Mîsâk’in baslangici ve maddeleri bastan asagiya “Istiklâl!.. Istiklâl!.” diye haykirmaktadir. Bu, öteden beri disaridan, içeriden ma’ruz kaldiklari kötü muamemelere karsi artik isyan bayragini açmis, herseyin kayboldugunu görerek saha kalkmis olan Türk yigitlerinin icabinda canlarini vererek kazanmaya ahdettikleri bir dâvâ idi.

Mîsâk’in özellikle altinci maddesi tam ve iyi bir idare kurabilmek, iktisaden ilerleyebilmek için tam istiklâl ve hürriyetin esas oldugunu ilân ediyordu. O zamanki Türk aydinlari hep böyle düsünüyorlardi, Mîsâk-i Millî’de bu istekler âlemin önüne kondu. Yapilan bütün anlasmalarda delegelerin israrla istedikleri ve aldiklari milletin bu basit haklarindan baska bir sey degildi. Mîsâk-i Millî, Türk Cemiyeti’nin sonradan yaptigi bilhassa siyaset sahasinda bir kalkan oldu. Hep onun kabulünü, onun tahakkukunu istedik. Mîsâk-i Millî, simdi kullanilan tabirle milletçe millî mücadeleye baslarken, ilerdeki hareketler için yapilmis bir plândi” diyor.

Bir Iddia!..

Meshur “Büyük Türk Lûgati” sahibi, zamaninin ünlü fikir ve siyaset adami Hüseyin Kâzim Kadri Bey, Son Osmanli Meclis-i Meb’ûsâni’nda Aydin Milletvekili ve Meclis Baskanvekilidir. Seyh Muhsin-i Fânî, müstear adiyla pek çok eser birakan bu zatin Ikinci Abdülhamid Hân, Ikinci Mesrutiyet ve Ittihatçilarla ilgili hâtiratinin mühim bir kismi degerli arastirmaci Ismail Kara kardesimizin gayretiyle “Mesrutiyet’ten Cumhuriyet’e Hatiralarim” adiyla hazirlanip “Iletisim Yayinlari” arasinda yakin tarihimiz meraklilarina kazandirilmis hayirli bir hizmet olmustur.

Hüseyin Kadri Bey bu hatiralarinda Son Osmanli Meclis-i Meb’ûsân faaliyetinden bahisle “Mîsâk-i Millî” mevzuunda der ki: “Mîsâk-i Millî” hazirlandi ve defaatle müzakereler ve ictimalar yapildi. Mîsâk’daki esaslari teklif eden benim. Hattâ bunun müsveddesi benim elyazimla Âsaf Bey’in (Bursa meb’usu) nezdindedir. Sonradan Anadolu’dan gelen meb’uslarin istirakiyle de kat’i seklini aldi. Reis’e vekâlet ettigim günlerde Fransizcaya tercüme ettirerek ba’de’l-imza (imzadan sonra) bütün hükümetlere ve parlamentolara göndermistik. En son güne kadar takip edilecek dahilî ve harici siyasetle buna bagli millî istekleri ihtiva eden “Mîsâk-i Millî” benim fikrimden dogmustu. Bu hakikati fahr u mübahât ile (hakli olarak övünerek) yâd ve tekrar ederim.”

Pek çok eserde görülmeyen “Mîsâk-i Millî” ile alâkali bu mühim iddiayi naklettikten hemen sonra ilâve edelim: Meclis-i Meb’ûsân’in gizli celsesinde kabul edilen “Ahd-i Millî/Millî Misâk”in bütün parlamentolara ve basina bildirilmesine dair Edirne Milletvekili Seref Bey’in verdigi takrir (uydurmacasi: Önerge) Meclis’in 17 Subat 1920 günkü toplantisinda okunmus ve Seref Bey o gün sadelestirilmis sekliyle hulâsaten su konusmayi yapmistir:

“-Muhterem arkadaslarim, millet bizi buraya gönderirken omuzlarimiza mühim bir hizmet yükledi. Altiyüz yildir adaletin keskin kilicina dayanarak ayakta duran bu devletin tarihi, dini ve bütün haklariyla müdafaasini bizden istedi. Hepimiz de kabullendik ve öylece buraya geldik. Buraya geldimiz günden beri de gönüllerimizde ve kafalarimizda bir düsünce belirdi. Bir arkadasimiz bütün yüreklerden kopup gelen baris sesini bir noktada topladi ve bütün vicdanlar bu noktada birlesti. Ortaya, ölümümüze kadar sürecek olan bir “Ahd-i Millî” çikti. Bu, öyle bir millî anddir ki, Meclisimiz bunu kat’i bir kararla bundan sonraki tarihimize kaydederken, geçmisin güçlü ve parlak günleri kadar gelecekte de, milletimiz için umdugumuz ve devletimiz için bekledigimiz en parlak günleri hazirlamis olacagiz. Okuyacagim “Ahd-i Millî”nin, insanlari çignemek ve esir yasatmak istemediklerini ilân etmis olan Avrupa’nin bütün medenî devletlerine duyurulmasini teklif ediyorum. (Bravo sesleri ve alkislar.)

Milletin oyu ile buraya gelen, devletin ve milletin namusunu ve dinini müdafaa ve muhafazada birlesen arkadaslarimin bu “Ahd-i Millî”yi kabul suretiyle gösterdikleri iman ve karardan Allah da razi olacak ve bizleri basariya ulastiracaktir. (Sürekli alkislar.)

Büyük Milllet Meclisi’nce de kabulü

Kisa bir giris yazisiyla alti maddeden ibaret “Mîsâk-i Millî”nin Meclis-i Meb’ûsân’da okunmasini müteâkib Baskanin “Bunu kabul ediyor musunuz?” sualine “Hepimiz ve oybirligi” cevabi verilmis, “O halde gereken yerlere bildirecegiz” diyen baskan daha sonra, Sinop Milletvekili Dr.Riza Nur Bey’i kürsüye dâvetle onun yaptigi konusmadan sonra celseyi kapatmis, o günkü kararla “Ahd-i Millî” dünyaya duyurulmustur.

“Mîsâk-i Millî”, 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Ilk Büyük Millet Meclisi’nin 18 Temmuz 1920 Pazar günkü ictimainda aynen kabul edilmis ve Son Osmanli Meclis-i Meb’ûsâni’ndan sonra BüyükMillet Meclisi’nce de aynen benimsenen “Mîsâk-i Millî”, yer yer temiz Anadolu topragini kirleten düsmana müdhis bir darbe olmus, millî kiyamda mühim bir merhale katedilmistir.

“Mîsâk-i Millî”de Bati-Trakya ve Musul sinirlarimiz içinde gösterilmesine ragmen, Lozan’da bu topraklara sahip olamayisimiz Büyük Millet Meclisi’nde genis tenkit mevzuu olmus, 21 Agustos 1923 günkü Meclis toplantisinda Izmir Milletvekili Necati Bey Musul; sonralari Içisleri Bakani olan Sükrü Kaya Bati-Trakya mevzuunda hayli sert konusmalar yapmislardir!..

Kaynak: Milli gazete,  28 Ocak 2000

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com