Giris

10/05/2006

Çoğu insan için ‘münafık’ kelimesi pek bir anlam ifade etmez. Bazıları ise kelimeyi halk dilindeki şekliyle, yani “ikiyüzlü” ya da “yalancı” anlamlarıyla bilir fakat Kuran’daki karşılığından haberdar değildir. Biraz dini bilgisi olanlar ise münafıkların, daha çok Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış inkarcı bir grup olduğunu düşünürler.

Oysa münafıklar Allah’ın Kuran’da yüzlerce ayetle üzerlerine dikkat çektiği ve onlara karşı son derece temkinli olunmasını hatırlattığı bir gruptur. Ve yine Kuran’a bakıldığında anlaşılan, münafıkların, hiç de az rastlanılan bir grup değil, aksine her mümin topluluğunun içinde bulunan ‘teşkilatlı’ bir grup olduğudur.

Hayatının tamamını Allah’a adamış, O’nun yolunda canıyla, malıyla mücadele eden samimi insanların arasında, ‘onlardanmış’ gibi görünerek -kimi zaman yıllarca- yaşayabilen bu insanlar, aslında ‘onlardan’ değildirler ve yalnızca kendilerine çıkar sağlama peşindedirler. Tarih boyunca bu olay, hak ve samimi olan bütün mümin topluluklarında görülmüştür. Nitekim Kuran, yukarıda da belirttiğimiz gibi Peygamberimiz Hz. Muhammed dahil birçok peygamberin ve elçinin kavimlerindeki münafıklar hakkında çok fazla bilgi vermektedir.

Bu kitapta münafıkların özelliklerini, Kuran’da tarif edilen detaylarıyla tek tek ele alıp inceleyeceğiz. Daha sonra ise münafıkların içlerinde yaşattıkları önemli bir hastalığa, ‘müstağniyet’e dikkat çekeceğiz.

Ancak kitaptaki konuları ve münafıkların gerçek karakterlerini, sapkın mantıklarını daha iyi anlayabilmek için, önce münafıkla klasik inkarcının farkını bilmemiz gerekmektedir.

İnkarcılarla Münafıkların Farkı

Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir. (Yusuf Suresi, 103)

Yukarıdaki ayetle de haber verilmiş olduğu üzere, insanların çoğu iman etmezler. Allah’a inanmayanlar her zaman için, yeryüzünün çoğunluğunu oluştururlar. ‘İnkarcılar’ olarak adlandırdığımız bu gruba, Allah’ı açıkça inkar eden dinsizler, münafıklar, müşrikler ve kalplerinde hastalık bulunanların tümü dahildir. Hepsinin ortak özelliği, Allah’tan gereği gibi korkmamaları ve Allah’ın kitabından uzak bir hayat sürmeleridir. İnkarcılar içerisinde yukarıda da ismi geçen bir grup vardır ki bunlar, Allah’ın ‘cehennemin en alt tabakasında’ olduklarını söylediği münafıklardır.

Peki münafıkları, diğer inkarcılardan daha da aşağı bir konuma getiren fark nedir? İnkarcı Allah’a inanmaz, O’nun varlığını tamamen reddeder; tabii dini ve Kuran’ı da… Münafık ise Allah’ı doğrudan inkar etmez, dine ve Kuran’a inandığını söyler. İnkarcı, Allah’ı inkar ettiğini ilan ederken, münafık tam tersine, -inkarını gizleyip- iman ediyormuş gibi görünür. Kendi iddiasına göre, iman da ediyordur, Allah’tan da korkuyordur… Ancak münafığın doğruyu söylemediğini, kalbinde olanın “gerçek iman” olmadığını Allah bize ayetlerde şöyle bildirmiştir:

İnsanların öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir. (Bakara Suresi, 8)

Münafık iman ettiğini iddia ettiğinden dolayı, mümin topluluğunun içinde bulunur. Müminlerin arasında kimi zaman tüm yaşamını geçirir. Ancak inkarını içinde gizlediği için, müminler arasında sürekli olarak içten içe bir fitne çıkarmaya, Allah’a inanan samimi insanlara zarar vermeye, onları gevşekliğe sürüklemeye çalışır. Münafıkların bu fitneci karakterlerine Kuran’da şöyle dikkat çekilmektedir:

Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi” diyorlardı… Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı. (Ahzab Suresi, 12-14)

Üstelik tüm inkarına rağmen münafık, hiçbir zaman “ben münafığım” diye ortaya çıkmaz. Aksine kendisinin son derece “takva” olduğunu iddia eder. Ona göre müminler yanlış, kendisi ise en doğru yoldadır. Dolayısıyla amacının, müminleri doğru yola iletebilmek olduğunu savunur. Bu da onun fitne çıkarma metodlarından diğeridir.

Münafıklar Dinsiz midir?

Münafığın en önemli özelliklerinden biri, dine inandığını söylediği halde, inandığı din anlayışının Kuran’a uymamasıdır. Bunun nedeni Kuran’dan ayrı, kendine has, müstakil bir mantığının oluşudur. Kuran’a göre değil, kendi mantığına göre düşünür. Münafıkların bu mantık örgüleri, Kuran’da “saçma akıl” olarak tabir edilmektedir:

Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir? (Tur Suresi, 32)

Bütün bunların yanında, münafık dinde var olan ibadetlerin çoğunu uyguluyor görünür ve hatta uyguluyor da olabilir. Fakat bunları uygulayış tarzı ve amacı mümininkinden çok farklıdır. Örneğin, mümin sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için namaz kılarken, münafık insanlara gösteriş yapmak için namaz kılar. Allah münafıkların bu tavrını aşağıdaki ayetle bildirmiştir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)

Görülüyor ki münafık, ‘dış görünüşte’ dinsiz değildir; bilakis Allah’a inandığını söyleyen, ibadetlerin çoğunu uygulayan bir insandır. Ancak buna rağmen dindar değildir. O yalnızca kendi din anlayışının, yani ‘MÜNAFIK DİNİ’nin dindarı sayılabilir. Ama gerçek dini bildiği halde çarpıtmaya çalıştığı için, ahirette yaptıkları boşa gitmiş olacaktır:

… Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. (Kehf Suresi, 105)

Münafıkların Özellikleri

Münafığın kelime anlamı ‘karışıklık ve bozgunculuk çıkaran’dır. İçinde bulundukları mümin topluluğun arasına giriş sebepleri de, asıl olarak budur. Yaptıklarında kararlıdırlar. Her fırsatta müminlerin düzenine karşı bir hareket yapmayı adeta görev edinmişlerdir. Mümin olmadıkları halde kendilerini mümin gibi göstermeye ve bu sayede onların imkanlarından faydalanmaya çalışan münafıklar, başlarına bir zorluk veya sıkıntı geldiğinde hemen onlardan ayrılır ve karşı cepheye geçerler; gerçek karakterleri ancak zor zamanlarda ortaya çıkar. Bu durum, müminlerin yanında, menfaatleri doğrultusunda kaldıklarının açık bir göstergesidir. Bu karakterin Kuran ayetleri ile tanıtılmış yüzlerce özelliği vardır. Yalnız münafık karakterini tanımak için, öncelikle Allah’a olan inançlarını bilmek gerekmektedir.

Allah’a ve Ahirete İnançları Yüzeyseldir

Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve O’nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz?… (Al-i İmran Suresi, 101)

Yukarıdaki ayet münafıkların Allah’ın ayetlerine karşı olan bakış açılarını ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Zira Kuran’ı okumak ve dinlemek müminin imanını arttırır. Onunla aynı ortamı paylaşan münafığın da “inanıyorum” dediği ayetleri işittiğinde, normal şartlarda imanının artması ve kalbinin yumuşaması gerekir. Fakat o imanını arttırmak değil, dünya hayatından kar ve çıkar elde etmek peşindedir. Bu nedenle de, işte bu mucize gerçekleşir; Kuran ayetlerini sürekli dinliyor ve uygulama yöntemleri kendisine sürekli gösteriliyor olsa da, kalbindeki hastalık bir türlü şifa bulmaz. Münafık, “bir şekilde” iman ediyor gözükse bile, Allah’ı razı etme konusunda gösterdiği gevşek tavır dikkat çeker. Nitekim bu zayıflık ve gevşeklik, karşısına çıkan en ufak bir zorlukta kendini hemen gösterir.

… Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah’a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu. (Muhammed Suresi, 21)

İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: ‘Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi’ diyorlardı. (Ahzab Suresi, 11-12)

Mü’minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: ‘Bu, Allah’ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.’ Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. (Ahzap Suresi, 22)

İmanlarından Sonra İnkara Saparlar

Münafıklar kendi aralarında çeşit çeşit olabilmektedir. Örneğin kimi, mümin topluluğunun içine yalnızca kendisine maddi çıkar sağlamak için girerken, kimi de -sırf onlara olan kininden- aralarına gelip, onlarla ilgili aleyhte planlar uygulama niyetindedir. Bunların yanında, iman ederek müminlerin aralarına katılan, ancak sonradan imanlarını yitirerek onlardan ayrılan münafıklar da var olabilmektedir. Bu tarz kişiler iman ettikten sonra niyetlerini bozmuşlar ve inkara sapmışlardır. Oysa onlar, daha önce Allah’a ve müminlere bağlılık sözü vermişler, imanlarında kararlı olacaklarına dair vaadde bulunmuşlardır. Bu ikiyüzlü davranışları Kuran’da şöyle ifade edilmektedir:

Ki (bunlar) Allah’ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar… (Bakara Suresi, 27)

Allah’a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri birşeye yeltenmişlerdir… (Tevbe Suresi, 74)

Mümin Topluluğunun İçinden Çıkarlar

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur… (Nur Suresi, 11)

Münafık kendini mümin olarak tanıtma konusunda oldukça yeteneklidir. Mümin gibi namaz kılarak, Allah’ı anarak kendini -bir süre de olsa- gizleyebilir. Kendini gizleyebilmesinin bir başka nedeni de, müminlerin hüsn-ü zanla, yani iyi gözle bakmaları, onları olumlu değerlendirmeleridir. Aralarına “ben müminim” diyerek gelen bir kişiye samimi mümin gözüyle bakmaları da, tamamen güzel ahlaklarından ve Allah’ı razı etme çabalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim çoğunlukla, başından itibaren kişinin niyetinin çarpık olduğu farkedilse bile, “belki zamanla iman edip düzelir” düşüncesiyle müminlerin arasında bulunmasına izin verilir.

Kuran’ı Kerim’e Karşı Tavırları

Münafıkların Kuran’a karşı tavırları ise son derece riyakarcadır. Kuran’ın içindeki ayetlerin bir kısmına uyup, bir kısmına uymazlar. Kıstasları nefisleridir. Mallardan infak etme ya da kardeşinin nefsini kendi nefsinden üstün görme gibi kendilerine ağır gelen hükümlerden rahatça yüz çevirirler. Farz olan birçok hükmün uygulamasında gevşek davranırlar, bazılarını ise kimse görmüyorsa hiç yerine getirmezler.

Kuran’ı Açıkça İnkar Etmezler

Münafıklarda tecelli eden ‘şeytani mantık’, kendini istinasız her konuda gösterir. Kuran’a karşı bakış açılarında da bu mantık işlemeye devam eder: Kuran’ı tam anlamıyla inkar etmezler, fakat ona gerçek anlamda bir inançları da yoktur. Bu da oldukça garip bir davranıştır, zira akıl ve vicdan sahibi her insan Allah’ın kitabına uyması gerektiğini bilir. Ayetlerin bazısını uygulayıp bazısına uymakta gevşek davranmak, hiç kuşkusuz şaşkınlıkla karşılanacak bir tutumdur. Vicdani muhakemeleri onlara Kuran’ı uygulamaları gerektiğini söylerken, nefisleri Kuran’a karşı büyüklenmeyi daha cazip hale getirir. Ayetleri ‘çok iyi’ bildikleri halde, inanmamak için bahaneler öne sürmeleri nefislerine uymalarının bir sonucudur. Nitekim nasıl bir büyüklenme ile inkar ettikleri Kuran’da bildirilmiştir:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

Münafıkların Kuran’ı açıkça inkar etmemelerinin, bilakis ona inanıyor gözükmelerinin pek çok belirtisi vardır. Örneğin namaz kılmaları, inananlarla birarada olmaları, infak etmeleri, oruç tutmaları bunların bazılarıdır. Kuran’ı tamamen inkar etselerdi, bu ibadetlerin hiçbirini uygulamazlar ve inkarcıların yaptıkları gibi, bu konudaki düşüncelerini açıkça belli ederlerdi. Ancak burada gözardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek de şudur ki, münafıklar Kuran’ı inkar etmeseler de, ibadetleri uyguluyor gözükseler de kalplerindeki asıl niyet çok farklıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi onların imanları kalplerinde değil, sadece dillerindedir.

Kuran’ı Çarpık Yorumlarlar

Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Al-i İmran Suresi, 7)

Münafıklar Allah’ın ayetleri ile ilgili hiç olmayacak yorumlar yaparlar ve bu sayede insanları kandırmayı, Allah hakkında yanılgıya düşürmeyi planlarlar. Nitekim Allah ayetlerini indirirken, bazılarının inkarcılar tarafından kavranamayacağını ve bir fitne unsuru olarak kullanılacağını müminlere önceden bildirmiştir. Dolayısıyla münafıkların yaptıkları yanlış yorumların müminler üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır.

Ahiret İnançları ve Dünyayı Tercih Etmeleri

Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ard arda toplanıp pekiştirildi, hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler… (Neml Suresi, 66)

Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)

Ahiretten yana kuşkuda olmalarının en büyük nedeni, imanlarındaki zayıflık ve nefislerindeki dünya hırsıdır. Ahireti düşünmedikleri, daha doğrusu düşünmek istemedikleri için onun yakınlığını kavrayamazlar. Hesaba çekilmek, “doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı” (Nebe Suresi, 27) ayetinde de bildirildiği gibi kendileri için hiç beklemedikleri bir durumdur. Nefislerine hakim olan müstağniyet de kendisini, bu önemli ve hayati konuda göstermektedir.

Elbette ki bunun nedeni, ahiretin varlığını hiçbir şekilde bilmemeleri değildir. Onlar yalnızca hesap gününü, ahireti ve cehennemi zihinlerinde canlandırmak istememektedirler. Bu büyük gerçekleri düşünmeyip, bile bile dünyanın aldatıcılığına kanarlar. Düşünmemekle de kendilerini oldukça şanslı ve kazançlı görürler. Fakat onlar kendilerini karda saysalar da, aslında ebedi cenneti kaybetmektedirler.

Dünya Hayatına Tutkuyla Bağlıdırlar

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)

Kuran insanlara bildirdiğine göre, dünyanın sadece geçici bir yurt olarak yaratıldığını bildirir. Asıl yurt ahiret yurdudur; asıl hayat da orada yaşanacaktır. Ayrıca bu gerçek hayat, 60-70 sene gibi kısa bir süreyle de sınırlanmayacak, insanlar sonsuz süreyle orada kalacaklardır. Her insanın bu gerçeği mutlaka göz önünde bulundurması ve ölümden sonra gideceği asıl yurt için dünyadayken hazırlık yapması şarttır. Ancak insanların büyük çoğunluğunun bu olayı düşünmeye karşı istekleri yoktur. Onlar dünya hayatını yaşamak isterler. Bunu zedeleyecek herhangi bir fikre yanaşmazlar. Ahiretin varlığı ise dünyaya yönelik bağımlılıklarına darbe vurmaktadır. Bunu kabullenmek istemedikleri için, bu düşünceden mümkün olduğunca uzak kalmayı tercih ederler. Yaşamları boyunca kaçmaya çalıştıkları gerçek bilgiyi yok kabul ederler.

Dünyaya bağlılıkları öyle şiddetlidir ki, bu uğurda ‘çok iyi bildikleri halde’ ahiret gerçeğini görmezlikten gelirler. Oysa Kuran’ı okuyan, olayların asıl yönlerini öğrenen bu kişiler, elbette ki dünyanın gerçek yüzünü de bilmektedirler. Buna rağmen “onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler…” (İbrahim Suresi, 3) ayetinin de bildirdiği gibi dünya hayatından asla vazgeçemezler.

Dünya Hayatının Geçici Olduğunu Anlamazlar

Bu tavırlarının bir sebebi, kendilerini ahiretten müstağni görmeleridir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi varlığına tam olarak inanmadıkları ahiretin, varolsa bile kendileri için güzel bir son olacağı zannı ile hareket ederler. Dolayısıyla kalplerini dünyevi tutkulara kapılmaktan alıkoymazlar. Dışarıdan bakıldığında iman ediyor gözükseler de, kalplerinde hep dünyevi menfaatler ile beraberdirler. Bu nedenle, gözlerini dünya sevgisi bürümüş, kalplerine dünya tutkusu sinmiştir. Dünya hayatının kısa ve geçici olduğu konusu, onlara son derece boş ve anlamsız gelir. Ölümcül bir hastalığın bütün vücudu sarması gibi, dünyevi tutkular da onları sarmıştır.

Dünya Güzelliklerini Yok Ederler

İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denilir): “Siz dünya hayatınızda bütün güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp zevk sürdünüz… (Ahkaf Suresi, 20)

Kendilerine verilmiş olan birtakım dünyevi nimetleri de hakettiklerini düşünmektedirler. Bunlar kendileri için bir üstünlük unsuru halindedir. Oysa kendilerine verilen dünyevi değerler tek bir amaç içindir. Ayet bu durumu bizlere bildirmektedir:

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)

Dünya hayatı hiç de kendi düşündükleri gibi bir refah ve rahatlık ortamı değildir. Allah, kendi dinine açıkça savaş açmış olan bu insanlara, uğruna yaşadıkları dünyada rahatlık ve huzur da vermeyecektir. Tek beklentileri dünyadır, burada çabalamakta ve uğraşıp didinmektedirler, ama kazandıkları tamamen boşa gitmiştir. Bunu da Allah bizlere, şu ayet aracılığıyla duyurur:

Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar. (Kehf Suresi, 104)

Din Gününü Unuturlar

Münafık kıyamet gününün varlığını ve özeliklerini bilmektedir. Çünkü Kuran’ı okumaktadır. Kuran’da yapılan tariflerle o günün dehşetli bir gün olacağı kendisine anlatılmıştır. Ancak, münafığın en belirgin özelliği, oldukça açık olan Kuran ayetlerine ve edindiği bu kadar bilgiye rağmen, ahirete karşı halen şüphe içinde olmasıdır. Dolayısıyla hayatını bu büyük doğruya göre planlamaz. Bugüne karşı vicdani bir hazırlık yapmaz. Hatta unutmaya çalıştığı bu gerçeği, bir an olsun “açık bir şuurla” düşünmez bile…

Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık. (Furkan Suresi, 11)

Onlar, Allah’a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın ‘kendilerinin olduğunu düzmektedir.’ Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar (cehennemde) öncülerdir. (Nahl Suresi, 62)

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com