Aksırmak hakkında

11/06/2006

Aksırmak hakkında

Sual: Aksırana ne demelidir?

Cevap: Selam verenin selamını almak farz olduğu gibi, aksırana da “Yerhamükellah” demek Hanefide “Farz”dır. Bu farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yabancı kadınlara selam vermek ve aksırmalarına duâ etmek caiz değildir.

Bir toplantıda, bir kimse aksırıp “Elhamdülillah” dese, orada bulunan biri, “Yerhamükellah” demezse, hepsi günah işlemiş olur. Biri derse diğerlerinin de söylemesi gerekmez. Söylemeleri ise iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Selamı ve teşmiti yayın!) [İbni Asakir] [Teşmit; aksırıp da, "Elhamdülillah" diyene, "Yerhamükellah" demek, hayır ve bereketle duâ etmek demektir.]

Aksırınca Elhamdülillah veya Elhamdülillahi Rabbil-âlemin veya Elhamdülillahi ala külli hâl demeli, bunu duyan müslüman da, Yerhamükellah demelidir! Daha sonra aksıran Yehdina ve yehdikümullah demelidir! Orada bulunan başka biri de aynı duâyı söyleyebilir. (R.Muhtar)

Aksırma ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali:

(Aksırmak Allah’tan, esnemek şeytandandır.) [Tirmizî]

(Müslüman’ın müslüman üzerindeki beş hakkından biri aksırıp Elhamdülillah diyene, Yerhamükellah diye teşmit etmektir.) [Buharî]

(Aksırıp elhamdülillah diyene yehdikümullahü ve yuslihu baleküm de) [E.Davüd]

(Aksırınca Elhamdülillah diyen, 70 türlü belâdan korunur.) [İ.Neccar]

(Peş peşe üç defa aksıran müminin imanı kalbinde sabittir.) [Tirmizî]

(Aksıran hamdetmemişse, hatırlatmak için Elhamdülillah de! Çünkü aksıranın hamdetmesi her derde devadır.) [Deylemî]

(Duâ ederken aksırmak, duânın kabulüne işarettir.) [Taberânî]

(Aksırınca “Elhamdülillah” diyen gözağrısı görmez.) [Taberânî]

(Aksıranı teşmit etmek, diş ve kulak ağrısından korur.) [Şira]

(Aksırandan önce, “Elhamdülillah” diyen yan ağrısı görmez.) [Taberânî]

(Konuşurken aksırmak, adaletli bir şahittir.) [R.Muhtar] [Konuşanın doğru söylediği anlaşılır.]

Nezle ve Aksırma

Sual: Nezle olan, üçten fazla aksırsa, her aksırışta Elhamdülillah dese caiz olur mu?

Cevap: Caizdir. Böyle nezle olan kimseye (Elhamdülillah) derse bir defa (Yerhamükellah) denir. Bundan sonra Elhamdülillah dese de, yerhamükellah demek gerekmez. Dense de mahzuru olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Aksıranı 3 defaya kadar teşmit et. Daha sonra ister et, ister etme!) [Tirmizî]

(Arkadaşın aksırınca üç defaya kadar teşmit et, daha fazla aksırırsa nezle olmuş demektir.) [Ebu Dâvud]

Esnemek ve Aksırmak

Sual: Çok kuvvetli aksırıyor ve anormal şekilde esniyorum. Mahzuru var mıdır?

Cevap: Uykusuzluk veya asabiyetten ileri gelenler hariç, esnemek iyi sayılmaz. Esnerken ağzı, dudağı ısırarak kapamak mümkün olmazsa, sol elin dışı ile kapatmalıdır! Aksırırken de, çok ses çıkmaması için ağzı kapamaya çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kuvvetli aksırmak ve esnemek şeytandandır.) [İbni Sünni]

(Esnerken ağzını kapat!) [Müslim]

(Genirirken, aksırırken yükselen sesten şeytan hoşlanır.) [Beyhekî]

Helada Aksırmak

Sual: Helada iken aksıran Elhamdülillah der mi?

Cevap: İçinden söyler veya heladan çıkınca “Elhamdülillah” der. (Halebi)

Azgın misafir

Azgın misafir

Sual: Ablamın dinî inanışı ve siyasî görüşü bizden farklıdır. Her yıl bize misafir olarak gelir, bir ay kadar kalır. Namazımızla, tesettürümüzle alay eder. Beyimin yanında başı ve kolları açık oturur. Beyim dinden bahsedecek olsa, söylemediğini bırakmaz. Nasıl hareket etmemiz gerekir?

Cevap:  Ayrı görüşteki insanların, beraber bulunması, arkadaşlık etmesi zordur. Bunun için, ablanızın size gelmemesi için, sizin onlara hiç gitmemeniz gerekir. Beyinizin, ablanızla beraber oturması da günahtır. Siyasî ve dinî tartışmalara girmesi de doğru değildir.

Mektupla, telefonla, (Enişten, baldızla bir arada bulunmanın günah olduğunu söylüyor, rahatsız oluyor. Ben de bir şey diyemiyorum. Senin yüzünden enişten benden ayrılabilir) gibi bir mazeret bulup, bu fitneyi önlemek gerekir.

Sonra ablanızı misafir kabul edip günlerce ağırlamak mecburiyetinde değilsiniz. Beyinizi de düşünmeniz gerekir.

Davete İcabet

Davete İcabet

Sual: Ziyafetlere, davetlere, mesela düğün yemeğine gitmek vacip mi, sünnet mi? Davet edilince, gitmemek günah mıdır?

Cevap: (Buharî)deki hadis-i şerifte, (Davete icabet etmeyen, Allah ve Resulüne isyan etmiştir.) buyuruluyor. Âlimler bu hadis-i şerifi açıklamış, her çeşit davete icabet etmenin vacip değil, sünnet olduğunu bildirmişlerdir. (Menahic-ül-ibad)

Düğün yemeğine çağırılınca gitmek de sünnettir. Bazı âlimler vacip demişlerdir.

Yalnız, günah işlenmiyorsa gitmek sünnettir. Şartlardan biri noksan olan ziyafete gitmek sünnet değildir.

Mesela, yemek riya ve şöhret için değilse, helal maldan hazırlanmışsa, içki, çalgı ve benzeri günah olan şeyler yoksa, zengin-fakır ayrımı yapılmadan herkes davet edilmişse, böyle davete, sünnet olduğunu düşünerek gitmeli, karın doyurmayı ve başka şeyleri düşünmemelidir.

Süfyan-ı Sevri hazretleri buyuruyor ki:

(Allah rızası için niyet etmeden yemeğe davet edene, bir günah yazılır. Böyle niyet etmeden gidene de, iki günah yazılır)

Hediyeleşmenin önemi

Sual: Fakirin verdiği hediyeyi, zenginin kabul etmesi uygun olur mu?

CEVAP

Hediyeleşmenin dinimizdeki yeri büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Bir arkadaşınızı seviyorsanız, sevdiğinizi ona bildiriniz!) [Hakim]

Sevgiyi, hediye ile bildirmek, dili ile bildirmekten daha kolay ve daha mühimdir. Bir arkadaşa (Seni seviyorum) demek zor olabilir veya yanlış anlaşılabilir. Şimdi bazı gayri meşru işler yaptırmak için hediye adı altında rüşvet veriliyor. Hediye verenin böyle bir art niyeti olmadığı biliniyorsa, verilen hediyeyi geri çevirmek uygun değildir. Aişe validemiz, kendisi muhtaç bir kadının hediyesini kabul etmeyince Peygamber efendimiz (O kadın muhtaç olsa da hediyesini kabul etmeliydin. O hediyeyi alıp karşılığında daha fazla bir şey vermeliydin!) buyurdu.

Sahabeden bir zat, verilen hediyeyi kabul etmeyince, Resulullah efendimiz, sebebini suâl etti. O zat da, (Ya Resulallah, birinden bir şey alan kimsede hayır olmadığını bildirdiğiniz için almadım) dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (O istemek suretiyle alınan şeylere mahsustur. Fakat siz istemediğiniz hâlde, size verileni alınız!) [İ.Malik]

Şu hâlde verilen hediyeyi sebepsiz geri çevirmemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Davete icabet edin, hediyeyi reddetmeyin!) [Buharî]

(Bir kimse, istemediği, peşine düşmediği hâlde kendisine bir hediye verilirse, kabul etsin! Çünkü o, Allahü teâlânın kendisine gönderdiği bir rızıktır.) [Hakim]

(Hediye, Allahın gönderdiği güzel bir rızıktır. Hediyeyi kabul edin ve karşılığında daha güzelini verin!) [H.Tirmizi]

(Hediyeyi reddeden, Allahın verdiğini reddetmiş olur.) [Ramuz]

Hediyeleşmek aradaki dostluğu, sevgiyi artırır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Hediye gönül alır, hoşnutluk verir, düşmanlığı giderir.) [B.Arifin)]

(Müsafeha edin, müsafeha kini, kırgınlığı giderir. Hediyeleşin, çünkü hediye, sevgiyi artırır, düşmanlığı giderir.) [İbni Asakir]

(Hediyeleşin, çünkü hediye, aradaki muhabbeti artırır.) [Beyhekî]

(Hediyeleşin, çünkü hediye, dostluğu artırır, kini, düşmanlığı giderir.) [Taberânî]

Verilen hediyeye karşılık bir hediye vermeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek birşey bulamazsanız, onun için duâ edin ki hediye karşılıksız kalmasın!) [Nesâî]

(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizliyen nankörlük etmiş olur.) [Ebu Dâvud]

(İnsanlara teşekkür etmiyen, Allaha şükretmemiş olur.) [Tirmizî]

Hediye, muhakkak bir mal vermekle olmaz. Selam vermek, gönül alıcı bir söz söylemek, duyduğu faydalı bir şeyi anlatmak da hediye olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]

(Bir arkadaşın hidayetinin artmasına vesile olacak veya onu tehlikeden kurtaracak bir söz söylemekten daha iyi hediye olmaz.) [Ebu Yala]

(Hediyenin, ihsanın en faziletlisi, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına öğretmektir ki, bu da halis bir niyetle bir sene ibâdet etmekten daha sevabdır.) [İbni Asakir]

Latife yapmak, neşeli olmak

Sual: Şaka yapmak, fıkra anlatıp insanları güldürmek iyi bir şey mi?

CEVAP

Asık yüzlü, somurtkan insanların pek sevilmediğini hepimiz biliriz. Güler yüzlü insanların sattığı sirkeyi alırız da, asık suratlı insanların sattığı balı almak istemeyiz. Bu, insanların tabiatında var.

Yoğun çalışmalar ve üzücü olaylar karşısında sıkılan insanın, neşeli olmaya ihtiyacı vardır. Bunun için ara sıra fıkra anlatmak, şakalaşmak iyi olur. Peygamber efendimizin de şakalaştığı, (Ben de şaka yaparım, fakat doğru konuşurum) buyurduğu hadis kitaplarında bildirilmektedir. Bir defasında, yaşlı bir kadına, (Cennete kocakarı girmez) buyurunca, kadıncağız üzülür. Bunun üzerine kadına, (Sen o zaman genç olursun) buyurur.

Güler yüzlü, yumuşak ve cana yakın insanlarla konuşmak, tanışmak ve kaynaşmak kolaydır.

Asık suratlı insanlar ile konuşmak, sıkıntıdır. İhtiyaç kadar konuşur, bir an önce ayrılmak isteriz.

Uyku adabı

Sual: Uyku adabı nelerdir?

CEVAP

Günümüzün ortalama üçte biri uyku ile geçmektedir. Gafletle geçmemesi için uykuyu da değerlendirmek gerekir. Müminin her hareketi şuurlu olmalıdır. Gafletle yatıp gafletle kalkmamalıdır!

Rasgele yatağa girip uyumak doğru değildir.

1- Yatağa abdestli girmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Abdestli yatanın ruhu Arşa yükselir ve gördüğü rüyalar doğru olur. Abdestsiz yatanın ruhu yükselmez, gördüğü rüyalar, karışık olur, doğru çıkmaz.) [İ.Gazali]

(Abdestli yatan, gece ibâdet eden ve gündüz oruç tutan kimse gibi sevab kazanır.) [Hakim]

2- Misvaklanıp sağ yanı üzere kıbleye karşı yatmak sünnettir. Uyku, ibâdetleri kuvvetle ve sağlam yapmak niyetiyle olursa ibâdet olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimlerin uykusu ibâdettir.) [İ.Gazali]

Vasiyetini Yazmalı

3- Borçları ve önemli işleri olan kimse, vasiyetini yazmadan yatmamalıdır! Çünkü sabaha çıkacağını kimse bilemez. Eğer vasiyetsiz ölürse, Kıyamete kadar konuşamaz. Ölüler kendini ziyaret eder, onunla konuşmaya çalışırlar, fakat o cevap veremez. O zaman (Bu miskin vasiyetsiz ölmüş.) derler. Vasiyet olarak, varsa kul borçlarını, namaz ve oruç kazaları gibi Hak borçlarını yazmalı, ölümünden sonra ne yapılmasını istiyorsa bildirmelidir!

4- Günahlarına tevbe edip uyumalıdır! Herkese iyilik yapacağına, uyandığı zaman kimseye fenalık etmiyeceğine niyet ederek yatmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Hiç kimseye zulüm ve kin hissi duymadan yatanın günahları affolur.) [İ.Ebiddünya]

5- Yatarken, gece ibâdete kalkmaya niyet etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Gece ibâdet etmek niyetiyle yatan, fakat uyku galebe çalıp sabaha kadar uyanamayan, niyeti sebebiyle gece ibâdet etmiş gibi sevaba kavuşur. Uykusu da kendisine Allahü teâlânın ihsan ettiği bir sadaka olur.) [İ.Mace]

6- İyice uyku gelmeden yatmamalıdır! Kıymetli ömrü uyku ile geçirmemelidir! İhtiyaç kadar uyumalıdır!

7- Yatarken Ayet-el-kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha, iki Kuleuzüyü okumalıdır! Salevat-ı şerife getirmelidir! “Amenerresulüyü yatsıdan sonra okumayı adet edinmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gece Bekara suresinin son iki ayetini okuyana, bu iki ayet, herşey için kâfidir.) [Müslim]

8- Uykunun bir nevi ölüm, uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünmelidir! Hz. Lokman, oğluna (Oğlum, ölümden şüphen varsa, uyuma! Uyumak mecburiyetinde kaldığın gibi, ölmeye de mahkumsun. Eğer dirilmekten şüphe ediyorsan, uykudan uyanma! Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.) buyurmuştur.

9- Yatarken yarınki hayırlı işleri yapabilmek için istirahat etmeye, sabah namazına kalkmaya ve ertesi gün hayırlı işler yapmaya niyet etmeli! Böyle niyet edenin uykusu ibâdet olur. Gece uyanınca duâ etmeyi adet haline getirmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Uykudan uyanınca, “Allahümmağfir li” derse, duâsı kabul olur.) [İ. Ebiddünya]

10- Henüz sabah namazının vakti girmeden, yani seherde kalkmaya çalışmalıdır. Seher vakti kalkmak berekettir. Hele sabah namazının vakti girdikten sonra, güneş doğana kadar uyumak rızık yönünden de zararlıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sabah uykusu, rızka manidir.) [Beyhekî]

İbni Abbas hazretleri, sabah vakti oğlunu uyur görünce buyurdu ki: (Oğlum, rızıkların dağıtıldığı saatte uyunur mu? Bu saatte uyumak, tembellik alametidir, unutkanlığa sebep olur.) [Şira]

Yatarken

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Yatarken Fatiha ve İhlası okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.) [Bezzar]

(Yatarken Kâfirun suresini okuyan şirkten beri olur.) [Tirmizî]

(Yatarken Mülk [Tebareke] suresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde sana yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihâli]

Tok Karnına Uyumak

Mümkün mertebe yemeği yatarken yememelidir! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Tok karnına uyumak, kalbi katılaştırır.) [Taberânî]

Yenilen yemekleri namaz kılarak veya helal kazanç yollarında eritmeye çalışmalıdır!

Çok Uyumak

Çok eser vermiş zatların hayatını incelerseniz, az uyuyup çok çalıştıkları görülür. Ancak zaruret veya ihtiyaç miktarı uyumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Annesi, Hz. Süleymana “Evladım, çok uyuma, çok uyumak, Kıyamette insanı fakir bırakır” dedi.) [İbni Mace]

(Cehennemden kaçın, Cenneti isteyenin gözüne uyku girmez. Dünya, lezzet ve şehvetlerle kuşatılmıştır. Bunlar sizi ahıretten alıkoymasın.) [İ.Mende]

(Ümmetim için en çok korktuğum şey, göbek büyüklüğü, uykuya devam, tembellik ve iman zayıflığıdır.) [Deylemî]

Az Uyumak

Az ye kalbini pakla, fazla uykuyu mezara sakla! Az uyumak nimettir, çok uyumak gaflettir. Gaflet ise zarardır, kalbimizi karartır. Fazla uykuyu at, seherde dağıtılır murat. Seher ne kadar kutludur, o vakit uyanık olan mutludur. Seherde rahmet kapıları açılır, uyanıklara nimet saçılır. Çok uyku eziyettir, az uyku meziyettir. Az ye, az uyu, çok konuşma, evliya olursan şaşma! Çünkü evliyalığa bu üç meziyetle girilir, sonra sayısız nimet verilir. Çok uyumak çok fazilet götürür, gaflet ve tembellik getirir. Az ört yorganları, çünkü uyku tembelleştirir organları. Uyku ölüme eştir, gafletle uyuyanın sonu ateştir. Arifler sehere hasrettir, onlara çok uyumak musibettir. Cenab-ı Hak her gece, buyurur şöylece: “Duâ eden yok mu, duâsını kabul edeyim, benden isteyen yok mu istediğini vereyim) [Buharî]

Geceleri ne güneşler doğar, fakat gafletle yatanı zulmet boğar. Uyanıklık huzurda edeptir, çok uyku pişmanlığa sebeptir. Arif, huzurda durmaktan lezzet alır, gafiller bundan mahrum kalır. Az uyku kalbe ciladır, çok uyku ise belâdır. Sanma çok yemek kan olur. Çok uyuyan unutkan olur. Çok uyumak ayıptır, kıymetli vakitten kayıptır. Midesi boş olana uyku gelmez, az uyuyana korku gelmez.

Bir talebe, bir âlimi çok seviyormuş. Sohbetinde bulunmaya can atarmış. Âlime durumu bildirmişler. Âlim de (Gece beklesin, muhakkak geleceğim) demiş. Talebe saatin zilini kurarak biraz uyumak üzere yatmış. Âlim gelince talebeyi uyur hâlde bulmuş. Saatin zilini bağlamış. Cebine biraz ceviz ve üzüm koyarak gitmiş. Talebe sabah olup uyanınca yaptığı hataya pişman olmuş, uyuyarak beklenilmeyeceğini, sevenin gözüne uyku girmeyeceğini, girmemesi gerektiğini anlamış.

Sabah kalkarken

Erken yatıp erken kalkmaya çalışmalıdır! Özürsüz sabah vakti uyumak uygun değildir. Hadis-i şerifler de buyuruldu ki:

(Sabah vaktindeki uyku rızka manidir.) [Beyhekî]

(Günün evvelinde uyumak aklı azaltır, ortasında uyumak [kaylule yapmak] enbiya ve evliyanın ahlâkındandır. Gündüzün sonunda uyumak tenbelliktir.) [Şira]

Şu dört şeye riayet edenin kendisi ve aile efradı muhtaç duruma düşmez:

1- Sabahtan önce kalkıp namaz kılmak,

2- Vakit girmeden abdest almak,

3- Ezandan önce mescide girmek,

4- Vitir namazından sonra konuşmamak.)

Her sabah kalkınca şunları yapmalıdır:

1- Kalkar kalkmaz Allahü teâlâyı anmalı!

2- Durumuna uygun şekilde giyinmeli!

3- Abdest almalı! Hep abdestli durmaya çalışmalı!

4- Namazı vaktinde ve noksansız kılmalı!

5- Rızkı Allahü teâlânın verdiğine inanıp helalden talep etmeli!

6- Allahü teâlânın taksimatına razı olmalı, verdiklerine kanaat etmeli!

7- Allahü teâlâya tam tevekkül etmek.

8- Allahü teâlânın takdirine razı olarak sabretmeli!

9- Onun verdiği bütün nimetlere şükretmeli! En büyük nimet müslüman olmaktır.

10- Helalinden kazanıp helalinden yemelidir! (T. Gafilin)

Her sabah (Kendimin, aile efradımın rızkını helalden kazanıp, kimseye muhtaç olmamak, ibâdetlerimi uygun yapabilmek ve insanlığa hizmet edebilmek için işime gidiyorum.) diye niyet etmelidir!

Evden çıkarken Ayet-el kürsiyi, eve girerken de İhlas-ı şerifi okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kim evinden çıkarken Ayet-el kürsi okursa, yetmiş melek, evine dönünceye kadar ona duâ ile istiğfar eder.) [Ey oğul ilmihali]

(Evinden çıkarken “Bismillah, tevekkeltü alellah, La havle vela kuvvete illa billah” diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizî]

(Eve girerken İhlas suresini okuyan, yoksulluk görmez.) [Tefsir-i Kurtubi]

İyiliğe teşekkür

Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir?

CEVAP

İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamıyan, hamd ve sena, teşekkür ve duâ eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, herbirini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce bir sahibe, bu nimetleri sebebsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmıyan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur.

İyilik Övülmeli

Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över. Gece gündüz onun sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeğe çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı?

İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibâdet etmek gerekir. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir.

Şükür, her nimetin Allahü teâlâdan geldiğini bilip dil ile de hamdetmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınan şükretmiş olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşad etmek de şükür sayılır.

Peygamberlerden biri, küçük bir kayadan büyük bir su çıktığını görüp sordu. Kaya, (Yakıtı insan ve taş olan ateşten [Cehennemden] sakının!) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyup, “Bu ayeti duyduğumdan beri böyle ağlarım.” dedi. Bu peygamber duâ edip bu kayanın Cehenneme girmemesini istedi. Allahü teâlâ da onun duâsını kabul etti. Birkaç gün sonra aynı yere gitti. Yine kayadan su aktığını görünce sebebini sordu. Kaya, “O zamanki korkudan idi, şimdiki ise şükür gözyaşıdır.” dedi. (İhya)

Kalbi Yumuşatmak İçin

Katılaşan kalbleri korku veya şükür halindeki gözyaşı ile yumuşatmak gerekir. Kur’an-ı kerimde şükredilmesi emredilmektedir:

(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152]

[Nankörlük, şükretmemek, nimetleri Allahü teâlâdan bilmemek demektir.]

(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]

(Kullarımdan şükreden azdır.) [Sebe 13]

Hadis-i şerifte de (Kıyamet günü “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her halükarda Allaha şükredenlerdir.) buyuruldu. (İ.Gazali)

Uzuvların Şükrü

Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet etmek, dil ile hamdetmek, şükrünü açıklamaktır. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır.

İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin (Onlar, Allahın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu inkar ederler.) mealindeki 83. ayet-i kerimesini (Onlar, nimetlerin Allahtan olduğunu bilirler. Fakat “Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı” diyerek nankörlük ederler.) diye tefsir etmiştir.

Nimete şükür

Sual: Nimete şükür nasıl olur?

CEVAP

İmam-ı Rabbanî hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:

İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü teâlâya yapılması icab eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü, insanlar, çok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.

İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine (İslâmiyet) denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberlerinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (c.3 m.17)

Şükrün önemi

Şükür ile ilgili ayet-i kerimeler çoktur. Mesela Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Allahtan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]

Allahü teâlâ şükredene bol bol nimet verir. (Fatır 30)

İbrahim aleyhisselam, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu seçip doğru yola iletti. (Nahl 121)

Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için bir çok hayvan yaratmıştır. Bu hayvanları insanların emirlerine amade kılmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden vesairesinden istifade edilir. (Yasin 71-73)

Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36)

Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)

Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23)

Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti olmaz.

Azların kıymetli olduğunu bildiren ayet-i kerimelerden birkaçı şöyle:

Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hz. Nuha] “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir.” dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40)

İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24)

İsrailoğullarından, “Allahtan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın, zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz. (Bekara 83)

İnkarlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lânetlemiştir. Onların pek azı inanır. (Bekara 88)

Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246)

Nice az topluluk, çok topluluğa Allahın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249)

Allahın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 83)

İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever. (Maide 13)

Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe 82)

Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler) demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar.

Şükür Nedir?

Şükür, İslâmiyete uymak demektir. Dinimizin emirlerine uyan şükretmiş olur.

Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki: (Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazalî]

Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor.) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(İnsanlara teşekkür etmiyen Allaha şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed]

İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, “Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı.” derse, nimetin şükrü olur.) [Beyhekî]

Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Az veya çok bir nimete kavuşan, “Elhamdülillah” derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir.) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyenden Allahü teâlâ razı olur.) buyuruldu.

Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:

1- Bir nimet gelince bunu Allahtan bilip şükretmek.

2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.

3- Verilen nimetten istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise kendinden aşağısına bakıp Allaha hamdeden şükretmiş olur.) [T. Gafilin]

İbadete Güvenmemeli

Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler; yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu hâlde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibâdet etmişti. Kıyamet günü Allahü teâlâ, “Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!” buyurur. Abid, “Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibâdetle Cennete girmek istiyorum.” der. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibâdetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, “Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy.” diye duâ eder. Allahü teâlâ buyurur ki:

“Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, “Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu” der. [T. Gafilin]

Dil ile şükürde, Allahü teâlâdan razı olduğu ifade edilmelidir! Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim.) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse (Elhamdülillah iyiyim.) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım.) buyurdu. (Taberânî)

Âlimler, salihler, bir kimseyi Allaha şükrettirmek için (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allahtan şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliği anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin birisi konuşmaya başlar. Halife, (Önce yaşlılarınız konuşsun!) buyurur. Genç, (Her iş yaşlıya verilecekse, senden daha nice yaşlılar var. Halifeliği onlara vermek gerekir.) der. Halife gence (O hâlde konuş bakalım!) der. Genç, (Biz birşey istemeye gelmedik. Üstün faziletinizi, adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz.) der.

Fakiri Ziyaret

Fakiri Ziyaret

Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevabtır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevabtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Deylemî]

[Saim; oruçlu, Kaim; gece ibâdet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]

(Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevab alır.) [Taberânî]

(Sıla-i rahm, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) [Tirmizî]

(Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buharî]

(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberânî]

Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com