ihrama Giren Kimsenin Dikkat Edecegi Hususler

10/01/2006

İhram’a giren mükellef Allahû Teâla (cc)’nın nehyettiğ herşeyden titizlikle sakınır. İmam-ı Merginani: “Muhrim; Allahû Teâla (cc)’nın kendisine yasakladığı cinsi temas, ma’siyet ve başkalarıyla çekişme, didişme’den sakınır. Bu hususta asıl olan Allahû Teâla (cc)’nın şu kavlidir: “Hacc bilinen aylardır. İşte kim onlarda haccı (Kendisine) farz eder (ihrama girer) se, artık hacda ne refes, ne füsûk, ne de cidal yoktur.”(90) Bu nefy sigasıyla beyan buyurulan bir yasaktır. Yani bunlar yoktur demek, “bunlara yaklaşmayınız” manasınadır. Refes demek; cim’a (cinsi temas) veya fahiş kelâmdır. Ayrıca kadınların huzurunda cinsi temasla (Cim’a ile) ilgili sözdür. Füsûk ise; her türlü kötülüğü içine alır. Bu muhrim olan kimse için daha şiddetli bir haramdır. Cidal’e gelince; bu yol arkadaşlarıyla lüzûmlu-lüzûmsuz çekişme, mücadeledir. Bunların hepsi yasaklanmıştır”(91) hükmünü beyan ediyor.
976 Kur’an-ı Kerim’de: “İhramlı bulunduğunuz süre içerisinde size kara avı haram kılındı”(92) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla ihrama giren mü’minin, her türlü kara avından uzak durması şarttır. Zira ihramlı iken avlanmak haramdır.(93)
977 İhramlı olan kimse avlanmadığı gibi, av ile meşgul olan kimselere yol gösteremez ve avın bulunduğu yeri işaretle de olsa belirtemez.(94) Zira Ebû Katede (ra)’den bu hususta şu rivayet yapılmıştır: “Ebû Katede (ra) ihramlı olmadığı bir sırada, vahşi bir hayvanı avladı. Yanındaki arkadaşları ise ihram içerisinde idiler. Resûl-i Ekrem (sav) ihramlı olan arkadaşlarına: “Siz işaret ettiniz mi, vurmasına delâlet ettiniz mi, yardımda bulundunuz mu?” diye sordu. İhram içerisinde olanlar cevaben dediler ki: “-Hayır, kat’iyyen biz bunları yapmadık”. Bunun üzerine Resûlullah (sav): “O halde etinden yiyebilirsiniz” buyurdular.”(95)
978 İhramlı olan kimse; gömlek ve şalvar gibi (dikilmiş) elbiseler giyemeyeceği gibi, sarık, külâh, kaftan ve mest de giyemez.(96) Ancak nalinleri (Takunya, naylon vs..) bulunmazsa; ayakkabı kayışının bağlandığı yerin hizasından itibaren mestlerinin arka tarafını keserek kullanabilir. Zira Resûl-i Ekrem (sav)’den bu hususuta rivayet mevcuddur, denilmiştir ki: “Peygamber (sav) ihramlı kimsenin; gömlek, şalvar, sarık, külâh, kaftan ve mest giymesini Nehyetti ve sonunda dedi ki: “Ne de mestlerini. Ancak iki nalin bulunamazsa mestlerinin kaabları hizasından arkasını keser”". Hişam’ın, İmam-ı Muhammed (rh.a)’den rivayet ettiğine göre burada “Kaab”; yumru olan mafsal kemiği değil, nalin kayışının dip kısmındaki ayağın mafsallarıdır.(97)
979 Vefat eden ihramlı bir kişi hususunda Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Onun yüzünü ve başını örtmeyiniz. Zira o kıyamet gününde telbiye getirirken yeniden diriltilecektir”(98) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; “İhramlı kimse yüzünü ve başını örtmez” hükmünde ittifak etmiştir.(99)
980 Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Hacı, saçları dağılmış, tozlanmış, güzel kokuyu ve yağlanmayı terk ettiği için, kokan kişidir”(100) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: “İhramlı kimse güzel koku sürünmez. Başının ve bedeninin kıllarını traş etmez, tırnağını kesmez ve ondan bir parça bile olsa koparmaz. Eli ile kokulu şeylere dahi dokunmaz, yağ sürünmez ve yağlanmaz (Krem kullanmaz), saçını ve sakalını çöven (hatmi) ile yıkamaz, çünkü o sabun hükmündedir. Ayrıca başını kaşımaz, şayed ihtiyaç sebebiyle kaşıyacak olsa kıllarının kopmaması için yavaş yavaş karışır(101) hükmünde ittifak etmiştir.
981 Safran, vers ve usfur ile boyanmış elbise giyemez. Zira Resûl-i Ekrem (sav): “ihramlı kimse za’feran ve vers dokundurulmuş elbiseyi giyemez”(102) buyurmuştur. Ancak bu kokulu bitkilerin dokunduğu elbiseler çok iyi yıkanırsa ve kokusundan eser kalmazsa durum değişir. İhramlı kimsenin gusül abdesti almasında bir beis yoktur. Zira Hz. Ömer (ra) ihramlı olduğu halde gusül abdesti almıştır.(103)
982 Haremin otunu ve kimsenin mülkünde olmayan ağacını kesmek caiz değildir. Hanefi fûkahası, Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Haremin yeşil otu biçilmez ve dikeni de kesilmez”(104) Hadis-i Şerifini esas almıştır. Ancak kuru ot ve izhir otu müstesnadır. Feteva-ı Hindiyye’de: “İhramlı olan kimse haremin ağaçlarını ve otunu kesip-koparamaz. Ancak izhir (boya) otu müstesnadır. Tahavi Şerhinde de böyledir”(105) hükmü kayıtlıdır. İhramlı kimsenin, nelere dikkat etmesi gerektiği hususunda “Cinayet”ler bahsinde ayrıca durulacaktır. Şimdi hac ibadetinin nasıl edâ edileceğini izaha gayret edelim.

Kurban Eti ve Derisi

Resûl-i Ekrem (sav)’in ilk dönemlerde kurban etinin üç günden fazla saklanılması yasakladığını bilinmektedir. Nitekim İbn,i Ömer (ra)’den rivyate edildiğine göre Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden hiç kimse, kurbanın etinden üç günden fazla yemesin.”(352) Daha sonra bu yasak kaldırılmıştır. Süleyman b. Büreyde (ra)’den rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Resûl-i Ekrem (sav): “Zenginlerin, fakirlere genişlik sağlanması için kurbanın etinden üç günden fazla yemelerini yasaklamıştım. Bundan sonra yeyin, yedirin ve saklayın”(353) buyurmuştur. Yine Seleme İbn-i Ekva (ra)’den rivayete göre Resûl-i Ekrem (sav) bu hususu şu şekilde izah buyurmuştur: “Nebi Sallalllahû Aleyhi ve Sellem, bayram hutbesinde: “Sizden her kim kurban keserse (Bayramın) üçüncü (gece) sünden sonra evinde kurban etinden bir şey bulunduğu halde sabahlamasın” buyurdu. ertesi sene hulûl edince Ashab: “-Yâ Rasula’llah!.. (Kurban etini) geçen sene yaptığımız gibi mi dağıtacağız?” diye sordular, Resûl-i Ekrem (sav) şöyle cevab verdi: “Bu yıl (kendiniz) yeyiniz, (Müsafirlere ve fukaraya) yediriniz, (Ailenize) azık da ediniz. Çünkü geçen sene halk arasında geçim zorluğu vardı. Allah istedi ki, fakir halka yardımda bulanasınız.”(354)
1076 Hanefi fûkahası: “Kurban kesen mükellef; kurbanın etinden kendisi yer, müsafirlere ve fukaraya ikram eder ve kavurma yapıp saklayabilir. Kurban etinin üçte birinden eksik olmamak şartıyla fakirlere tasadduk edilmesi müstehabtır”(355) hükmünde müttefiktir.
1077 Resûl-i Ekrem (sav)’in Hz. Ali (ra)’ye hitaben kurbanlığın etini, derisini, yularını ve çulunu fakirlere tasadduk etmesini emrettiği bilinmektedir.(356) Yine bir Hadis-i Şerif’te: “Kim kurban derisini satarsa, kurbanı makbul değildir”(357) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası: “Mükellef, kurbanın derisini ya tasadduk eder veya kendisi ev eşyası olarak kullanır”(358) hükmünde müttefiktir. Dolayısıyla bu hususta titizlik göstermek şarttır. İslâmi esaslara göre kurulmamış herhangi bir müesseseye “Kurban Derileri” verilemez.

Hacc ibadeti Nasil Eda Edilir?

İhramlı olan kimse; Mekke-i Mükerremeye yaklaştığı zaman, imkân bulursa gusül abdesti alır. İmam-ı Merginani: “Mükellef Mekke’ye girdiği zaman ilk defa Mescid-i Haram’a gider. Zira rivayet edilmiştir ki Resûl-i Ekrem (sav) Mekke’ye girer-girmez Mescid-i Haram’a gitmiştir. Kaldı ki maksad; Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etmektir. Bu ise o mekândadır. Mekke’ye gece veya gündüz girmesi, mükellefe hiçbir zarar vermez. Çünkü yapılan amel, bir beldeye girmekten ibarettir. Kâbe-i Muazzama’yı gördüğü zaman tekbir getirir ve kelime-i tevhid’i söyler, İbn-i Ömer (ra)’in Kâbe-i Muazzama ile karşılaştığı zaman “Bismillâhi vallâhû ekber” dediği bilinmektedir. İmam-ı Muhammed (rh.a) “El Asl” isimli eserinde; beyti gören kimse için dualardan herhangi birşeyi tayin buyurmamıştır. Zira duaları vakitlendirmek sûretiyle tayin etmek, kalbin inceliğini (rikkatini) tahrip eder, götürür. Eğer dualardan nakledilen birisiyle (Resûl-i Ekrem (sav) ve Sahabe-i Kiram’ın dualarından birisini) teberrük ederse, bu gerçekten güzeldir”(106) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye’de: “Mekke’ye girmek için gusül abdesti almak müstehaptır. Mükellef; “Beni Şeybe” kapısına gelinceye kadar, telbeyi getirerek dahil olma durumundadır. Bu da müstehaptır. Mescid-i Haram’a; mütevazi bir vaziyette, huşû ve ihlâsla, o makamın azameti düşünülerek sakin sakin, telbiye getirilerek girilir. Bahru’r Raik’te de böyledir. Zaruret bulunmadığı süre içerisinde Mescid-i Haram’a yalınayak girilir. İhtiyar’da da böyledir. Mescid-i Haram’a giren kimse önce sağ ayağını atar ve şu şekilde dua eder: “(107) Hükmü kayıtlıdır.
“Bismillâhi velhamdü lillâhi vesselâtü alâ Resûlillâhi!.. Allahümeftah lî ebvâbe rahmetike ve edhılnî fiyha!.. Allahümme innî es’elûke fi mekami hâzâ en tusalliye alâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike ve terhamenî ve tukîyle asreti ve tağfire zünûbi ve teda’a anni vizrî”
Mânası: Allahû Teâla (cc)’nın adıyla başlarım. Hamd Allah’a (cc) mahsustur. Salât ve selâm O’nun Resûlüne olsun. Allah’ım!.. Bana rahmetinin kapılarını aç ve beni oraya dahil et!.. Allah’ım!.. Gerçekten şu yüce makamda senden, senin kulun ve Resûlün olan Efendimiz Muhammed’e salât eylemeni diliyorum Bana da merhamet etmeni, hatalarımı gidermeni, günahlarımı bağışlamanı ve benden fenalıklarımı kaldırmanı da bu bulunduğum yerde, senden istiyorum.”
984 Kâbe-i Muazzama’yı (Beytullah’ı) görünce tekbir ve tehlil okuyarak, gönlünden geçtiği gibi dua eder. Daha sonra Hacer-i Esved’in karşısından tavafa başlar. Önce Hacer-i Esved’e döner, tıpkı namazda olduğu gibi iki elini kaldırarak tekbir alır. Zira rivayet edilmiştir ki; Resûl-i Ekrem (sav) mescid’e girdi, Hacer-i Esved’in karşısında durdu. Önce tekbir getirdi, daha sonra tehlil’de bulundu.”(108) Essah olan kavle göre eller omuz hizasına kadar kaldırılır.(109) Eğer hiçbir mü’mine eziyyet vermeksizin, Hacer-i Esved’e elini ve yüzünü sürebilmek mümkünse, bunu yapar. Zira Resûl-i Ekrem (sav)’den rivayet edilmiştir ki; “Hz. Ömer (ra)’e hitaben” şunu beyan buyurmuştur: “Şüphesiz sen kuvvetli bir kimsesin, Hacer-i Esved’i istilâm etmeye kalkarsan zayıf müslümana eziyyet verirsin. O halde Hacer-i Esved’i istilâm edeceğim diye insanları sıkıştırma. Fakat müsait bulursan onu istilâm et (Elini ve yüzünü sür). Eğer müsaid değilse Hacer-i Esved’e karşıdan istikbal et, tekbir getir ve kelime-i tevhid’i söyle.”(110) Hanefi fûkahası; Hacer-i Esved’e elini ve yüzünü sürmenin (İstilâm etmenin) “sünnet”, mü’mine eziyyet vermemenin ise “Vacip” olduğunu esas almıştır.(111) Hacer-i Esved’i istilâm ederken şu dua okunur:
“Bismillâhirrahmânirrahıym. Allahümmağfirli zünûbi ve tahhirlî kalbî veşrahlî sadri ve yessirlî emri ve âfinî fimen âfeyte”
Manası: “Rahmân ve Rahim olan Allahû Teâla (cc)’nın adı ile!.. Allah’ım!.. Benim günahlarımı bağışla ve kalbimi temizle, yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır ve kendilerine afiyet verdiğin kimseler gibi bana da afiyet ver”. Muhıyt’te de böyledir.(112)
985 Bu duadan sonra, Haceri’l Esved’in sağından Kâbe’nin kapısını takip ederek tavafa başlar.(113) Zira Resûl-i Ekrem (sav)’in; Hacer-i Esved’i istilâm ettikten sonra, sağından Kâbe-i Muazzama’nın kapısını takiben yedi şavt tavaf buyurduğu bilinmektedir.(114) Bu sünnettir.
986 Tavafı “Hatim’in” arka tarafından yapar. Buna “Hicir” de denilmiştir.(115) Hz. Aişe (ra)’den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Resûl-i Ekrem (sav) “Hatim (Hicr) Beyt’tendir” buyurmuştur.(116) İlk üç şavt’ta “Remel” yapar. Önce “Şavt”, sonra da “Remel” kavramları üzerinde duralım.
ŞAVT: “Tavaf esnasında Hacerü’l Esved’den başlayıp, Kâbe-i Muazzama’nın etrafını dolaşarak, tekrar Hacerü’l Esved’e gelmeye verilen isimdir. Kafi’de de böyledir.”(117) Bütün alimlere göre tavaf’a “Hacerü’l Esved”den başlamak sünnettir. Tavafa bunun haricinde başlamak da caizdir. Ancak bu mekruh olur.
REMEL: Tavafın ilk üç şavtında erkeklerin kısa adımlarla, omuzlarını silkerek ve çalımlı bir şekilde yürümesine (koşar gibi) verilen isimdir. Remel’de Hacerü’l Esved’de başlar yine Hacerü’l Esved’de tamamlanır. İmam-ı Merginani “Remel” yapmanın sebebini izah ederken; “Bunun sebebi; müşrikler, müslümanların tavaf yapacakları esnada “Medine’nin sıtması bunları amma da zayıf düşürmüş” demeleri üzerine, onlara karşı şiddetli ve kuvvetli olduklarını göstermek içindi. Sonra Resûl-i Ekrem (sav)’in döneminde ve ondan sonra bu sebeb sona erdi, fakat hükmen bakî kaldı”(118) hükmünü beyan eder. Nitekim Sahebe-i Kiram’dan bir zat: “Biz neden bu remel’e devam ediyoruz. Vaktiyle müşriklere kuvvetli olduğumuzu göstermek için Remel yapıyorduk. Halbuki Allahû Teâla (cc) onları mahv-û perişan etmiştir?” diyor, bunun üzerine Hz. Ömer (ra): “Remel öyle birşeydir ki, onu Resûl-i Ekrem (sav) yapmıştır. Biz Resûlüllah Sallâllahü Aleyhi ve Sellem’in sünnetlerini terketmeyi sevmeyiz”(119) buyurmuştur. Tavaf yapan kimse; ilk üç şavt’ta remel yapar, diğer şavtlarda ise yavaş yavaş yürür. İnsanlar çok kalabalık olduğu zaman beklenilir ve yol bulunca Remel yapılır. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir.(120) Zira Remel’in bir bedeli yoktur. Bu sebeble bekler ki tavaf’ta sünnet vechi üzerine yerine getirilsin. İstilam’da ise durum böyle değildir. Çünkü istikbal etme (Ona karşı durub, selâmlama) bedel hükmündedir.(121) Yedi şavt tamamlanınca “Tavaf” bitmiş demektir. Tavaf’ı; Hacerü’l Esved’i istilâm ederek sona erdirmek gerekir.
987 Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim’e gelip orada iki rek’at namaz kılar. Şayed mükellef Makam-ı İbrahim’de yer bulamazsa, Mescid-i Haram’ın mümkün olan bir yerinde namazını kılar. Feteva-ı Hindiyye’de “Bu iki rek’at tavaf namazı bize göre (Hanefi fûkahasına) vaciptir. Birinci rek’atta, Fatiha’dan sonra “Kâfirûn” sûresi, ikinci rek’atta ise Fatiha’dan sonra “İhlâs” sûresini okur. Bize göre kılınan herhangi bir farz namaz, bu iki rek’at tavaf namazı yerine geçmez. Zahidi’de de böyledir. Bu namazdan sonra Makam-ı İbrahim’in arkasında dua etmek müstehabtır. Kişi bu duasında dünya ve ahirette muhtaç olduğu hususları Allahû Teâla (cc)’dan taleb eder. Tebyin’de de böyledir. Tavaf namazı; nafile namaz kılmanın mübah olduğu her vakitte kılınabilir. Tahavi’de de böyledir. Tavafı tamamlayan mükellefin; Safa tepesine çıkmadan önce “Zemzem” kuyusuna inip, “Zemzem” suyu içmesi ve kalanını yere dökmesi ve şu şekilde dua etmesi gerekir.(122) Hükmü kayıtlıdır. Dua şudur;
“Allahümme inni es’elüke rızkan vasian ve ilmen nafian ve şifaen min külli dâin”
Mânası: “Allah’ım!.. Senden geniş rızık, faydalı ilim ve her derde devâ vermeni istirham ediyorum.” Yapılan bu ilk tavafa “Kudûm” denir, sünnettir.
988 Safa ile Merve arasında sa’y etmek isteyen kimse; Hacerü’l Esved’e döner ve istilâm eder. Şayet buna imkân bulamazsa; Hacerü’l Esved’e yüzünü dönerek tekbir ve tehlil getirir. Sonra doğruca Safa tepesine geçer. Resûl-i Ekrem (sav)’in “Benî Mahzûn” kapısından Safa’ya çıktığı bilinmektedir. Bu kapıya “Babü’s Safa” adı verilmiştir. Buradan çıkmak sünnettir.(123) Esasen en yakın olan kapı da budur. Başka kapılardan çıkmak da mümkündür. Kapıdan çıkarken sol ayak atılır. Safa tepesine çıkmak gereklidir. Bundan murad; Safa tepesinden “Beytullah’ın” görülmesidir.(124) Zira mükellif; Safa tepesinden yüzünü “Beytullah’a” dönerek, ellerini kaldırır ve üç defa tekbir alır. Daha sonra Kelime-i Tevhid, salât-ü selâm ve duada bulunur. Sonra Safa tepesinden iner; batn-ı vadiye gelene kadar sükûnet içerisinde yavaş yavaş yürür. Yeşil direğe gelince koşmaya başlar ve ikinci yeşil direğe kadar koşar.(125) İkinci yeşil direği geçtikten sonra vakar içerisinde Merve tepesine kadar yürür. Merve tepesine gelince “Beytullah’a” karşı yüzünü çevirir; Allahû Teâla (cc)’ya hamd-ü sena, Resûl-i Ekrem (sav)’e salât-ü selâm, tekbir, tehlil ve duada bulunur. Safa ile Merve arasında yedi şavt gelir-gider!.. Sonuç olarak; Safa tepesinden Merve’ye dört gidiş ve merve’den safaya üç dönüş yapılmış olur. Sa’yi tavaftan sonra yapmak şarttır. Hatta bir kimse tavaftan önce sa’y etmiş bulunsa; bu sa’yi tavaftan sonra iade etme durumundadır.(126)
989 Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphe yok ki “Safa” ile “Merve” Allah’ın şearindendir. İşte kim o beyti (Kâbe-i Muazzama’yı) hacc veya Umre (Kasdı) ile ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde üzerine bir beis yoktur. Kim gönlünden kopararak bir hayır işlerse, mükâfatını görür. Çünkü Allah taatlerin ecrini veren, (Her şeyi de) Hakkı ile bilendir”(127) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime’yi esas alan Hanefi fûkahası; “Safa” ile “Merve” arasında sa’y etmek vaciptir, rükün değildir” hükmünde ittifak etmiştir.(128) Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Sa’y'a nereden başlanacağı hususunda” kendisine yapılan bir müracaatı izah ederken: “Allahû Teâla (cc)’nın kendisiyle başladığı ile (Safa tepesi) başlayınız”(129) hükmünü esas alan, Hanefi fûkahası, sa’y amelinin “Safa” tepesinden başlaması gerektiğine kail olmuştur. İmam-ı Şafii (rh.a) indinde; “Safa ile Merve” arasında sa’y, haccın rüknüdür.
990 Sa’yi tamamlayan mükellef; Mescid-i Haram’a girip iki rek’at namaz kılar.(130) Eğer hacca niyyet etmişse, ihramlı olarak Mekke’de Terviye gününe (Zilhicce’nin 8.nci günü) kadar kalır. Her fırsat buldukça Kâbe-i Muazzama’yı tavaf eder. Zira Resûl-i Ekrem (sav): “Beyti tavaf namazdır. Namaz ise vazolunmuşların en hayırlısıdır”(131) buyurmuştur. (Ancak bu tavaflardan sonra Safa ile merve arasında sa’y etmez!) Kâbe-i Muazzama’yı tavaf eden mükellefin; her yedi şavt’tan sonra iki rek’at namaz kılması esastır. Çünkü Resûl-i Ekrem (sav): “Tavaf eden mükellef, her yedi şavt için iki rek’at namaz kılsın”(132) hükmünü beyan buyurmuştur. Hanefi fûkahasının indinde bu namaz vaciptir. İmam-ı Şafii (rh.a) ise “Sünnet” olduğunu esas almıştır.(133)
991 Terviye gününden bir gün önce imam bir hutbe okur!.. Bu hutbe’de insanlara Haccın Menasikini izâh eder. Hacc esnasında üç hutbe vardır. Bunlar:
1. Terviye gününden bir gün önceki hutbe,
2. Arefe günü Arafat’ta okunan hutbe,
3. Zilhicce’nin onbirinci (Bayram’ın ilk günü) Mina’da okunan hutbedir.
Bu hutbeler arasında oturulmaz. Ancak Arefe günü okunan hutbe iki hutbe olduğu için ikisinin arasında bir miktar oturulur. Bu hutbelerin hepsi zevalden (Yani öğle namazından) önce okunur. Yalnız Arefe günü hutbe zevalden sonra, fakat yine de öğle namazından az önce okunur. Tebyinde de öyledir.(134) Terviye günü sabah namazından ve güneşin doğmasından sonra hep birlikte Mina’ya gidilir. Efdal olan budur. Ancak güneş doğmadan önce gidilmiş olsa da caizdir. O gece Mina’da geçirildikten sonra; Arefe gününün sabah namazı edâ edilir. Daha sonra topluca Arafat’a doğru yola çıkılır. Mükellefin Mekke’de geceleyip, Arefe gününün sabah namazını orda kıldıktan sonra Arafat’a yönelmesi ve Mina’ya da uğraması, caizdir. Fakat böyle yapmak Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetini terk etmek olduğu için, güzel bulunmamıştır.
992 İmam-ı Merginani: “Tevriye gününde Mekke’de sabah namazını kıldığı zaman, Mina’ya hareket edilir. Arefe günü sabah namazını kılıncaya kadar orada ikamet edilir. Zira rivayet edildi ki; “Peygamber (sav) Tevriye gününde Mekke’de sabah namazını kıldı. Güneş doğduktan sonra Mina’ya hareket etti. Mina mevkiinde öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını edâ etti. Sabah Namazından sonra Arafat’a doğru yola çıktı.” Şayed Arefe gecesi Mekke’de kalıp, sabah namazını orada edâ ettikten sonra Arafat’a doğru yola çıksa ve Mina’ya uğrasa kifayet eder. Zira Mina’da Arefe gününde, herhangi bir hacc menasikini edâ etmek sözkonusu değildir. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetini terketmesi sebebiyle isaet (Hata) etmiş olur”(135) hükmünü beyan etmektedir.
993 Mina’dan topluca Arafat’a doğru hareket edilir. Bir mü’minin; Mina’dan güneş doğmadan önce tek başına Arafat’a doğru hareket etmesi, “Tekebbür” tehlikesi dikkate alınarak hoş bulunmamıştır. İmam-ı Muhammed (rh.a) “el Asl” isimli eserinde; “Arafat’a cemaat halinde inmek esastır. Zira tek başına inmekte tekebbür (Kibirlenme) tehlikesi vardır. Hal ise tevâzu ve ihlâsı gerektirir. Cemaat halinde dua ve ibadetin kabulü daha umulan bir husustur”(136) hükmünü beyan etmiştir. Arafat’ın her yeri vakfe için müsaittir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): “Arafat’ın her yeri vakfe için uygundur. Ancak Batn-ı Arene’den uzak durunuz. Müzdelife’nin her yerinde vakfe yapılabilir. Fakat muhassir vadisinden uzak durunuz”(137) hükmünü beyan buyurmuştur. Vakfe’de en faziletli mekân “Cebel-i Rahme” denilen kısımdır. Zevâlden sonra, hacc emiri veya imam hutbe’ye çıkar ve Müezzin de ezân okur. Tıpkı Cum’a Namazında olduğu gibi hacc emiri veya imam “Hutbe’yi” okur. Feteva-ı Hindiyye’de: “İmam bu hutbede insanlara Arafat ve Müzdelife vakfelerini, şeytan taşlamanın hükmünü ve mahiyetini, kurban kesmeyi, traş olmayı, ziyaret tavafını ve Bayram’ın ikinci gününe kadar hacc’da yapılması icabeden bütün amellerin nasıl edâ edileceğini izah eder. Gâyetü’s Sürûci’de de böyledir. Sonra minberden iner, öğle namazının vaktinde, öğle ve ikindi namazlarını (Cem’i takdim) birlikte kıldırır. Bu namazlarda imam açıktan okumaz, gizli kıraat eder. Bu namazlar için, sadece bir ezân okunur ve kamet getirilir. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir. Bu iki namaz esnasında öğle namazının ilk sünnetinden başka, nafile bir namaz edâ edilemez. Bunların arasında nafile namaz kılınırsa mekrûh olur. Ayrıca böyle bir durumda ikindi ezanı tekrar okunur. Kafi’de de böyledir. Kezâ bu iki namaz arasında, yemek, içmek vb.. şeylerle meşgul olmak da mekruhtur. Siracû’l Vehhac’da da böyledir”(138) hükmü kayıtlıdır.
994 Bundan sonra hacc emiri veya imam; sünnet olan gusül abdestini alır ve Cebel-i Rahme’nin yakınında Kâbe-i Muazzama istikametine dönerek vakfe’ye durur.(139) Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Vakfelerin en hayırlısı, kendisiyle kıbleye istikbal edilenidir”(140) buyurduğu bilinmektedir. Arafat vakfesinin iki şartı vardır:
Birincisi: Vakfe’nin Arafat’ta yapılması,
İkincisi: Vakfe’nin belirli zamanda edâ edilmesidir.
Niyyet etmek Vakfe’nin şartlarından değildir. Ancak niyyet etmek ve kıble’ye karşı vakfede durmak efdaldir. Vakfe’yi güneşin battığı zamana kadar uzatmak vaciptir. Vakfe’nin sünnetleri ise şunlardır: Gusül abdesti almak, iki hutbe, öğle ve ikindi namazlarını cemetmek, bu namazlardan sonra vakfe yapma hususunda acele etmek, oruçlu olmamak, devamlı abdestli olmak, imama yakın bulunmak ve onun arkasında olmak, vakfe’ye kalben hazır olmak ve dünyevi kaygılardan, endişelerden ve dünyevi işlerden zihnen sıyrılmak, vakfe esnasında dua ile meşgul olmak ve kafirlerin gelip-geçeceği yollarda vakfe yapmamak!.. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)’in vakfe yaptığı siyah ve büyük kayanın yanında vakfe yapmak!.. Eğer oraya yaklaşmak güç ise, imkân nisbetinde yakın olmaya çalışmak. Bahru’r Raik’te de böyledir.(141)
995 Vakfe sırasında dua etmek esastır. İmam-ı Merginani: “Bu hususu izah” ederken şunları kaydediyor: “Zira Resûl-i Ekrem (sav)’in vakfe esnasında dua ettiği rivayet edilmiştir ve denilmiştir ki: “Peygamber (sav) yemek isteyen miskin gibi ellerini uzatarak arefe gününde dua ederdi”. Mükellef dileği gibi duada bulunur. Her ne kadar bazı dualar hususunda eserler varid olmuşsa da!..”(142) Feteva-ı Hindiyye’de: “Alimlerimiz vakfeye mahsus muayyen bir dua rivayet etmemişlerdir. Çünkü insanlar burada gönüllerinden geçtiği gibi dua ederler. Bedai’de de böyledir. Ancak Arafat’ta ekseri insanların yaptıkları dua şudur”(143) denilmektedir.
Manası: Allahû Teâla (cc)’dan başka ilâh yoktur, bütün putları ve tağutları reddederim. Allahû Teâla (cc)’nın ortağı yoktur, hüküm koyma hakkı (mülk) O’na aittir. Hamd da yalnız O’na mahsustur. Hayat veren de öldüren de O’dur!.. Allahû Teâla (cc) mutlak hayat sahibidir, kat’iyyen ölmez. Hayır O’nun kudret elindedir ve Allah herşeye hakkı ile kadirdir. Ancak Allahû Teâla (cc)’ya kulluk ederiz ve Allahû Teâla (cc)’dan başka Rabb (Terbiye edici, hüküm koyucu) tanımayız!.. Allah’ım!.. Kalbime nûr ver, kulağıma nûr ver, gözüme nûr ver. Allah’ım! Kalbimi genişlet ve benim işimi kolaylaştır. Allah’ım!.. Bu yer, cehennem ateşinden sana sığınmanın ve ondan korunmak isteyenin makamıdır. Affınla beni cehennem ateşinden koru ve rahmetinle beni cennetine koy!.. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Beni İslâm’a kavuşturduğun gibi, onu benden sıyırıp alma ve beni ruhumu alıncaya kadar İslâm üzere bulundur. Allah’ım ben İslâm üzereyim.”
966 Güneş battığı zaman Ulû’lemr (Hacc emiri) ve cemaat; sükûnet ve vakarla Müzdelife’ye hareket ederler.(144) Müzdelife’ye giderken yavaş yavaş yürümek efdaldir. Feteva-ı Hindiyye’de: “Hacıların Müzdelife’ye Hacc emirile birlikte dönmeleri ve onun önüne geçmemeleri uygun olur. Ancak Hacc emiri, güneş battıktan sonraya kalırsa, Müzdelife’ye vaktinde girebilmek için cemaat ondan önce gider. El İhtiyar Şerhü’l Muhtar’da da böylerdir”(145) hükmü kayıtlıdır. Müzdelife’ye doğru harekete geçen mükellef; tekbir, kelime-i Tevhid ve devamlı olarak Telbiye getirir. Allahû Teâla (cc)’ya hamdü senâ’da bulunur ve bol bol istiğfar eder.
997 Müzdelife’de yatsı namazının vakti girince; Müezzin ezân okur ve bunun arkasından kamet getirir. Hz. Cabir (ra)’den rivayet edilen hadis’te; “Peygamber (sav) akşam ve yatsı namazını bir tek ezân ve ikametle cem etti”(146) buyurulmuştur. Dolayısıyla Ulûlemr veya Hacc emiri ile birlikte; cemaat önce akşam namazını, daha sonra da yatsı namazını arka arkaya kılarlar. Bu iki namaz arasında kat’iyyen nafile namaz kılınmaz. Feteva-ı Hindiyye’de: “Müzdelife’de akşam ve yatsı namazını, cem’i tehirle tek başına kılmak caizdir. Bu Arafat’taki cem’i takdimin hilâfınadır. Ancak efdal olan, cemaat olarak imamla birlikte kılmaktır. İzah’ta da böyledir. İmam Mahbubi: “Müzdelife’deki Cem’de; hutbe, Ulû’lemr, cemaat ve ihram şart kılınmıştır” demiştir. Kifâye’de de böyledir. Yatsı namazı kılındıktan sonra Müzdelife’de gecelenir. Muhıyt’te de böyledir”(147) hükmü kayıtlıdır.
998 Müzdelife’de gecenin bir kısmını dua ve zikirle geçirmek müstehabtır. Mükellef; şeytan taşlamada kullanmak üzere nohut büyüklüğünde 70-80 adet taş toplar ve güzelce yıkar!.. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra)’dan rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (sav) Müzdelife’de sabah namazını gecenin son karanlığında edâ etmiştir.”(148) Dolayısıyla “Ferc-i Sadık” beklenmez, tıpkı Arafat’ta ikindinin öne alındığı gibi, erken kılınması caiz olur.(149) İmam veya hacc emiri, sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra vakfe yapar. Feteva-ı Hindiyye’de: “Vakfe esnasında cemaat imamın ardında ve dilediği yerde durur. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir. Müzdelife’de “Kuzeh” dağının başında ve imamın arkasında vakfe yapmak daha efdaldir. Tahavi Şerhinde de böyledir. Vakfe esnasında Allahû Teâla (cc)’ya hamd-ü senâ’da bulunulur, tehlil, tekbir, telbiye ve Resûl-i Ekrem (sav)’e salâtü selâm getirilir. Zâd’da da böyledir. Muhassir vadisinin dışında, Müzdelife’nin her yerinde vakfe yapılabilir. Feteva-ı Kadıhan’da da böyledir. Muhassir vadisi (Batn-ı Muhassir) denilen mevkie gelen mükellef, eğer yaya yürüyorsa süratini artırır, binekli ise hayvanını harekete geçirir ve bir ok atımı kadar böyle yapar. Kirmani böyle söylemiştir. Hidaye Şerhi’nde de böyledir”(150) hükmü kayıtlıdır. Müzdelife’de vakfe’nin vakti; fecrin tulûundan, ortalığın iyice ağarmasına kadardır. Güneş doğunca, Müzdelife vakfesinin vakti tamam olur. Fecrin doğmasından önce; hiçbir mazereti yokken müzdelife’yi terkeden kimsenin bir kurban kesmesi gerekir.
999 Hava iyice aydınlandıktan sonra ve güneş doğmadan az önce imam cemaatle birlikte Müzdelife’den Mina istikametine hareket eder.(151) Müzdelife’den yola çıkmanın son haddi güneşin doğmasına iki rek’at namaz kılabilecek kadar bir müddetin kalmış olduğu andır. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir.(152) Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Şüphesiz ki bugünkü ibadetimizin (Menasikimizin) birincisi, taş atmamız, sonra kurban kesmemiz, sonra da traş olmamızdır”(153) buyurduğu bilinmektedir. Mina’ya varan mükellef; Akabe Cemresinin bulunduğu yere gelir ve bu cemreye yedi adet nohut büyüklüğünde (Müzdelife’den topladığı) taş atar. Her taşı atarken “Tekbir” alır. Tesbih ve tehlil getirmek de caizdir.(154) Telbiye, ilk taşın atılması ile birlikte kesilir. Zira Resûl-i Ekrem (sav)’in Akabe Cemresine attığı ilk taş ile birlikte telbiye’yi kestiğini; Hz. Cabir (ra), rivayet buyurmuştur.(155) Mükellef; Akabe cemresine taş atarken şu duayı okur: (156)
“Bismillâhi vallâhû Ekber!.. Rağmenliş’şeytâni vehizbihî Allâhümmec’al haccî mebrûren ve sa’yî meşkûren ve zenbî mağrûren”
Mânası: “Allahû Teâla (cc)’nın adı ile başlarım. Yemin ederim ki, Allah (cc) en büyüktür!.. Şeytan ve Şeytan’ın partisine (Düzenine) hakaret olsun ve Şeytani güçler kahrolsunlar diye bu taşları atıyorum.(157) Allahım!.. Haccımı kabul buyur, say-ü gayretimi şükre lâyık eyle ve günahlarımı bağışla.”
1000 Şeytan taşlarken, mü’minlerin birbirlerine eziyyet vermemeye gayret etmeleri esastır. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav): “Birbirinize eziyyet vermeden ufak taşları atmanızı lüzûmlu görürüm”(158) buyurduğu bilinmektedir. Akabe cemresine yedi taş atıldıktan sonra kurban kesme gündeme girer. Yalnız hacca niyet etmiş olan kimselere (Müfrid’e, İfrat haccı yapan kimseye) kurban kesmek vacip değildir. Bunlar kurban kesmek istemiyorlarsa, başlarını tıraş ederler. Temettü ve Kıran haccını yapan kimselere kurban kesmek vaciptir.(159) Bunlar kurbanlarını kestikleri an, saçlarını tıraş ederler. Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Saçlarını tıraş edenlere Allah rahmet etsin”(160) duasında bulunduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası “Resûl-i Ekrem (sav)’e iktida noktasından saçın tamamını tıraş etmek efdaldir”(161) hükmünde ittifak etmiştir. Ancak bir özürü mevcutsa kısaltmakla yetinir. Feteva-ı Hindiyye’de: “İhramdan çıkmak için, makina ile tıraş olmak caizdir. Siracü’l Vehhac’ta da böyledir. Tıraş olma esnasında berberin (Tıraş eden kimsenin), sağdan başlaması ve tıraş olan kimsenin başının sol yarısını önce tıraş etmesi sünnettir. Fethû’l Kadir’de de böyledir. Tıraş olduktan sonra saçı defnetmek müstehaptır. Aynı şekilde tıraş olurken dua etmek ve tekbir getirmek de müstehabtır. Tıraş olduktan sonra saçın atılmasında da bir beis yoktur. Ancak helâya veya yıkanılan yere atmak mekruh olur. Bahru’r Raik’te de böyledir”. İhramdan çıkınca, tırnakları kesmek bıyığı kısaltmak, tıraştan sonra etek tıraşı yapmak da müstehaptır. Gayetü’l Sürûci ve Şerhu’l Hidaye’de de böyledir. Tıraş olan kimse, sakalından birşey almaz; alırsa birşey de lâzım gelmez. Tebyin’de de böyledir”(162) hükmü kayıtlıdır. Resûl-i Ekrem (sav)’in; Akabe cemresini taşlayıp, kurbanını kesen ve tıraşını olan mükellefle ilgili olarak: “Onun için herşey helâldır, ancak kadınlar (cinsi münasebet) değil”(163) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası “İhram sebebiyle haram olan şeyler, kadınlarla cinsi münasebet ve cinsi münasebetin davetçisi hükmünde olan öpme, kucaklama vs. hariç, helâl olur”(164) hükmünde ittifak etmiştir.
1001 Akabe Cemresini taşlayan, kurbanını kesen ve tıraşını olan mükellef; mümkün olursa aynı günde ziyaret tavafını yapar. Bu tavaf farzdır.(165) Aynı gün mümkün olmazsa; bayramın ikinci ve üçüncü gününde eda eder. Daha fazla tehir etmez. Feteva-ı Hindiyye’de: “Tıraş olan kimseye bu tıraşı ile, kadınla cinsi münasebet hariç diğerleri helâl olmuştu. Ziyaret tavafının ilk dört şavtını yaptığı zaman, kadınla cinsi münasebet kendisine helâl olur. Çünkü tavafın bu ilk dört şavtı rükündür. Kalan üç şavtı ise vaciptir. Bir kimse (Akabe cemresini taşlayıp, kurban kesip, tıraş olduktan sonra) tavaf etmedikçe, aradan uzun yıllar geçse bile, kendisine kadınla münasebet helâl olmaz. Bu hususta icma vardır”(166) hükmü kayıtlıdır. Hacc-ı İfrad’a niyetli olan mükellef; daha önce kudûm tavafından sonra Safa ve Merve arasında sa’yını edâ etmişse, bu farz olan tavaftan sonra sa’y etmez. Kıran ve Temettü haccına niyetli olanlar ise ziyaret tavafından sonra sa’y ederler. Daha sonra yeniden “Mina’ya dönülür ve orada gecelenir. Bunun sünnet olduğu bilinmektedir.(167)
1002 Hacc ibadetini edâ eden mükellef; bayramın ikinci günü, güneş zeval noktasına vardıktan sonra üç cemre’yi de taşlar. Taş atmaya “Hayf Mescidi’nin” yakınında olan cemreden (Küçük şeytan) başlar ve ona yedi taş atar. Her taşı atarken “Allahû Ekber” der!.. Daha sonra onu takip eden Cemre’ye -ki buna “Cemretü’l Vusta” (Orta Şeytan) denir- yedi taş atar. Sonra Akabe Cemresi’ne gelir ve ona da yedi taş atar. Küçük ve orta cemrelerin yanında bir miktar durması icabeder, ancak son cemrenin yanında durması gerekmez. Kafi’de de böyledir.(168) Bayramın üçüncü gününde de; tıpkı ikinci gününde olduğu gibi, zeval vaktinden sonra cemreleri taşlar. Bundan sonra eğer Mina’dan ayrılmak isterse, dördüncü günün taşları sakıt olur.(169) Ancak Mina’da kalırsa, bütün cemrelere yedişer taş daha atar ki; toplam yetmiş taş olur!..
1003 Mekke’nin dışından gelen mükellef’ler; ayrılmak istedikleri zaman “Veda” tavafını yapmak durumundadırlar. Essah olan kavle göre “Veda” tavafını yapmak hacc ibadetini edâ edenler için vaciptir. Umre yapanlar için ise gerekli değildir. Ayrıca veda tavafı hayızlı ve nifaslı olanlara haccı zayi etmiş bulunanlara da vacip değildir. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir.(170)
1004 Vedâ tavafı yedi şavt olarak edâ edildikten sonra; Makam-ı İbrahim’e veya Mescid-i Haram’ın müsait bir yerine geçilerek “Tavaf” namazı iki rek’at olarak kılınır. Daha sonra “Zemzem” suyundan içmek üzere kuyuya inilir ve kıbleye karşı dönülerek ayakta içilir!… Bu sırada mükellef içinden geldiği gibi dua eder.
1005 Kâbe-i Muazzama’nın kapısı ile Hacerü’l Esved arasında kalan “Mültezem” denilen yerde, sağ el kapıya doğru uzatılarak Allahû Teâla (cc)’dan rahmet dilenir ve göz yaşı dökülür. Yeryüzü müstekbirlerine ve tağutlara karşı, mü’minlerin muzaffer olması için dua edilir. Cihad gayreti ve şehadet mertebesinin üstünlüğü dikkate alınarak, “Şehid” olma arzusu beyan edilir. Bir müddet tekbir, Kelime-i Tevhid ve Resûl-i Ekrem (sav)’e salât-ü selam getirildikten sonra, Hacerü’l Esved istilâm edilir. Daha sonra yüzü Kâbe-i Muazzama’dan ayırmadan, huşû ve ihlâs içerisinde Mescid’den çıkılır.
KADINLARIN HACC İŞLERİ: Hacc ibadetini edâ hususunda, kadın ile erkek arasında herhangi bir fark yoktur. Yalnız şu hususlarda farklılık sözkonusudur.
1. Kadınlar, erkekler gibi başlarını açamazlar. Yalnız yüzlerini açık bulundururlar. (Peçe kullanmazlar)
2. Telbiye getirirken seslerini, ancak kendileri işitecek kadar yükseltirler.
3. Safa ile Merve arasında “Sa’y” ederken, yeşil işaretler arasında koşmazlar ve “Tavaf” esnasında Remel yapmazlar.
4. Saçlarını dibinden tıraş etmezler, ancak uçlarından biraz keserler.
5. Kalabalık ve sıkışık durumlarda, Hacerü’l Esved’i istilâm etmezler.
6. Safa ve Merve tepelerine çıkmazlar.
7. Kendilerine ait her çeşit dikişli elbise ve ayakkabı giyerler. Hayız ve nifaz hallerinde, temizlik için yıkanırlar ve tavaftan başka bütün vazifelerini yaparlar. Hayız ve Nifas sebebiyle farz olan ziyaret tavafını yapamayanlar, temizlendikten sonra bu farzı edâ ederler. Erkekliği ve dişiliği meşkuk olan “Hünsa-i Müşkil” durumunda olan kimseler, kadınlar hükmüne tabidir. Yani hacc ibadetini, kadınlar gibi edâ ederler.(171)
1007 İhramlı olan bir kimse, Mekke-i Mükerreme’ye uğramadan, Arafat’taki “Vakfe”ye yetişirse, hacc ibadetine kavuşmuş demektir.(172) Zira Resûl-i Ekrem (sav)’in: Hacc Arafa’dır. Kim Arafa’ya kavuşursa, hacca kavuşmuş demektir. Kim de Arafa’yı fevt ederse (Kaçırırsa) haccı kaçırmış demektir”(173) buyurduğu bilinmektedir. Arafe gününün zevalinden itibaren, Kurban bayramı gününün fecri

Kurbanla ilgili Diger Meseleler Akika Kurbani

Hz. Hunneş (ra)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Ali (ra)’yi iki koç keserken gördüm ve ona: “- Bunlar nedir?” diye sordum. Hz. Ali (ra): “- Resûl-i Ekrem (sav) bana kendisi için kurban kesmemi vasiyyet etmişti, işte ben onları kesiyorum” buyurdu.(359) İslâm ûleması; herhangi bir mükellef, ölüm anında kendisi için kurban kesilmesini vasiyyet ederse, onun adına kurban kesilmesi caizdir” hükmünde müttefiktir.
   AKİKA KURBANI: Önce “Akika” kelimesi üzerinde duralım. Çocuğu ilk defa tıraş etmeye “Akk”, çocuğun ilk saçlarına da “Akika” denir. İslâmi ıstılâlta: “Çocuğun doğumundan yedi gün sonra başındaki tüyleri tıraş edib, adını koyduktan sonra Allahû Teâla (cc)’ya şükür için kesilen kurbana “Akika kurbanı” denir. Hz. Aişe (r.anha) validemiz: “Resûl-i Ekrem (sav) bize erkek çocuklar için iki, kız çocukları için de bir koyun “Akika” kesmemizi emretti”(360) Akika, tetavvû (Nafile) olan bir kurbandır. Resûl-i Ekrem (sav) bizzat kesmiş ve kesmeleri için mü’minleri teşvik etmiştir. Nitekim bir Hadis-i Şerif’te: “Erkek çocuğu için akika kurbanı kesilmelidir. Onun için kan akıtarak gelecek belâları defedin”(361) buyurulmuştur. Akika kurbanı çocuğun doğumunun 7′nci gününde kesilmelidir. Eğer bu mümkün olmazsa 14′ncü veya 21′nci günleri de kesilebilir.
1080 Resûl-i Ekrem (sav) Cahiliyye döneminde araplar arasında yaygın olan “Atire ve Fer’a” kurbanlarını kaldırmıştır. “Atire”; Receb ayına saygı için kesilen kurbana verilen isimdir. “Fer’a” ise; deve, koyun ve keçinin ilk doğurduğukları yavruya verilen isimdir.(362) Cahiliyye döneminde araplar; bu ilk yavruyu, putlar önünde keserlerdi. Resûl-i Ekrem (sav): “Artık Fer’a ve Atire kurbanları yoktur”(363) emrini vererek bunları yasaklamıştır.
1081 İster bir şarta bağlı olsun, ister olmasın Allahû Teâla (cc)’nın rızası için kesilmek üzere nezredilen (Adanan) kurbanı kesmek vacibtir.(364) Muayyen nezr (Adak) yapan kimse, nahr (Bayram) günleri içerisinde nezrini yerine getiremezse, kurbanlık hayvanı diri olarak tasadduk eder.(365) Vücûbunun şartlarına haiz olan kimse de kurbanı, (Nahr günlerinde) kesemezse, tasadduk etme durumundadır. Kurban kesecek olan mükellefin, kurbanını bizzat kendisinin kesmesi efdaldir.(366) Vekâlet vererek bir başkasına kestirmesi de caizdir.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com