Namaz Abdesti Ve Gusl”ün (Boy Abdestinin) Tıbbî Açıdan Faydaları

09/21/2007

Rabb’imizin emirlerinde birçok hikmetler ve insan sağlığına tesir eden tıbbî birtakım faydalar vardır. Yasaklarında ise, bir çok zararların olduğu muhakkaktır.
Rabb’imizin emirlerinin en üstünü ise şüphesiz ki namazdır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) bizlere Kur’ân-ı Kerîm’de: “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar ibadet et.” buyurmaktadır. Namaz kılan Mü’min ruhî, bedenî bir çok faydalara kavuşur. Peygamber’imiz (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirilmiştir. Bunlar: Güzel koku, sâliha kadın ve gözümün nuru namazdır.” buyurmuşlardır.(1) Bu hadis-i şerifte zikredilen, “Gözümün nuru, namazdır.” ibaresini bazı tıp mütehassısları, namazın göz sağlığı ile yakından alâkası olduğunu vurgulamış ve şunları ifade etmişlerdir:
“Göz nuru” denen görme gücünün her yaşta zinde kalabilmesi için gözün, uzak-yakın, çok uzak,çok yakın olmak üzere farklı mesafelere bakarak gözün bu “uyum temri” ni yaptığını ve bununda bazı göz bozukluklarını giderdiği ve bu sebeple namazda iken gözleri yummanın mekruh olmasının hikmetinin bu olduğunu söylemişlerdir.
Bir göz mütehassısı ise bu hadis-i şerifle ilgili olarak şunları ifade etmiştir: “Gözün namazdaki tadil-i erkânın, namazın karanlıkta kılınmasının mekruhluğunun, gözümüzün katarakt ve glokomdan (karasu hastalığı) korunması için hususi işaretler olup, “İki gözümün nuru, namaz…” hadisi, namazın değer verilen, sevilen bir kıymet olduğunu ifade ettiği gibi, “İki gözüme nur veren, namaz…” ibaresinde bu hikmetin (ilgili hastalıklara şifa oluşun) saklı olduğu kanaatindeyiz.
Kişi sevdiği ile karşılaştığı zaman: “Seni görünce gözüm, gönlüm aydınlandı.” diyerek psikolojik bir sevinci ifşa ettiği gibi, namaz da direkt olarak maddî gözümüzün sağlığında etkilidir. Gözün içindeki lens denilen uyumla merceğin anatomik, fizyolojik ve biyolojik hususiyetlerini bilenler bu ifadelerin gerçekliğini daha iyi anlayacaklardır.”(2) Böylelikle namaz kılanların gözleri muntazam olarak eğilip doğrulmaktan ötürü, daha kuvvetli kan deveranına malik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin olur. Bu kan ve göz sıvısı deveranı gözü “katarakt” hastalığından korur.
Namaz kılmaktaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır. Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler günlük hayatta çalıştırılmayan adale ve eklemleri çalıştırarak artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler. Koruyucu hekimlikte muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir. Uykuyu tanzim eden önemli husus namazdır. Hatta vücut da biriken statik (durgun) elektriklenme secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.
Namaz da yapılan hareket yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar. Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hafıza ve şahsiyet bozukluklarına namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.
Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül hem maddî, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz temizliğin ta kendisidir. Zira hem bedenî hem de ruhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbadet görevini yerine getiren bir kimse ruhen dinlenmiş, temizlenmiş olur. Günlük hayatımızda ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken el, yüz ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları için en güzel bir korunmadır.
Mikroplar, parazit bakterilerin bazıları vücuda deri yoluyla da dahil olurlar. Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır. Yüzün yıkanması cildi kuvvetlendirir baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete geçirir. Devamlı abdest alanların ihtiyarlasalar bile yüzlerindeki güzelliklerin gitmemesi bu yüzdendir. Abdest alırken boynunun meshedilmesi ile boyun damarlarının gevşemesi ve rahatlaması temin edilmiş olunur. Bu da boyun hastalıklarından boyun kireçlenmesine, engel teşkil eder.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz abdest esnasında ayakları yıkadıktan sonra el parmaklarının uçlarının ayak parmaklarının diplerine temas etmesini tavsiye buyurmuşlardır. Bunun tıbbî faydası ise el parmaklarındaki, tırnaklardaki tırnağın kendine mahsus olan suyu eller ayak parmaklarına temas ettirilince ayağa sirayet eder, buda ayaklardaki mantar ve benzeri birçok ayak hastalıklarını önlediği tespit edilmiştir.
Vücudumuzun normalde statik (durgun) elektrik dengesi vardır. Vücut sağlığı bu elektriksel denge ile yakından alâkalıdır. Psikolojik gerilimler, iklim şartları, giyim eşyaları, farklı yaşam koşulları, işyeri ortamları ve guslü gerektiren hâllerde bu denge bozulur. Bu elektriksel yük, öfke hâlinde normalin dört katına, guslü gerektiren hallerde 12 katına çıkmaktadır. Günümüzde “kızıl ötesi” (enfra rouje) ışınlarla dış derinin özel fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflarda ihtilâm olduktan sonra vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tespit edilmiştir. Bu tabaka derinin oksijen alışverişine engel olduğu gibi cildin renginin bozulmasına ve çabuk karışmasına sebep olur. Bu durumdan kurtulmak için vücudun iğne ucu kadar yer dahi kalmayacak şekilde tamamen yıkanması gerekir. Böylece su zerreleri olumsuz elektrik gerilimini alarak vücudu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül tıbbî yönden de mutlaka yapılması gereken bir temizliktir. Cünüplüğe sebep olan durumlarda büyük bir enerji harcanmakta, kalp ve dolaşım hızı artmakta, solunum hızlanmaktadır. Vücudun aşırı çalışmasıyla da yorgunluk bitkinlik uyuşukluk ve gevşeklik hissedilmekte, umumiyetle zihnî faaliyetler oldukça yavaşlamaktadır. Gusül ile vücut eski zindeliğini kazanır. Vücudu belirli aralıklarla devamlı yıkamak, koruyucu hekimlik yönünden fevkâlâde önemlidir.
Abdest ve gusül abdestinin dolaşım sistemi üzerinde de olumlu tesirleri bulunmaktadır. Damarlardaki sertleşme ve daralmayı önler. Lenf sistemi burun arkası ve bademcikler yıkanarak uyarılmaktadır. Abdest ve gusülle kolaylaşan lenf dolaşımı seviyesinde lenfosit denen savaşçı hücreler vücudu zararlı unsurlardan korurlar ve vücut direncini arttırırlar.(3)

KAYNAKLAR:
1. Buhârî’de Rivayet Edilmiştir.
2. K.Sitte, c.6-11, s.141.
3. Yavaş, Hasan, Namaz Kitabı, Hakikât Yayıncılık.

teravih namazı‏

09/18/2007

 

HZ.ALİ DEN rivayet edıldıgıne gore;
Her kim ramazan ayının 1.gecesi teravih namazı kılarsa Allah o kımsenın tum gunahlarını bagıslar,
2.gecesı teravih namazı kılsa;anne ve babasının gunahları af olur,
3.gecesı kılsa melekler o kula derler kı sana mujdeler olsun Allah ibadetını kabul buyurdu ıstedıgın serefe kavustun gunahların af oldu der,
4.gecesi kılsa Tevrat,Zebur,İncıl,Kuran-ı Kerım hatmetmiş sevabı verılır,
5.gecesı kılsa Mescıdı Aksa da,Mekkede,Medınede namaz kılmış gıbı sevap alınır,
6.gecesı kılsa Kabe yı tavaf etmış gıbı sevapalınır,
7.gecesı kılsa Firavun ile yapılan savasta bulunmus gıbı sevap alınır,
8.gecesı kılsa Bedır savasında HZ.MUHAMMED(sav)efendımızle bulunmus gıbı sevap alınır,
9.gecesı kılsa Hz.Davud(a.s) ıbadet etmıs gıbı olur.(Hz.Davud en cok ıbadet eden peygamberdır)
10.gecesı kılsa dunya selamet ve saadetı ihsan edılır,
11.gecesı kılsa annesını karnından dogdugu gunku gıbı gunahsız olarak ruhunu teslım eder,
12 gecesı kılsa kıyamet gunu,Allahın huzuruna yuzu,ayın ondordu gıbı parlak oldugu halde cıkar,
13.gecesı kılsa ikıyamet gunu butun kotuluklerden korunur,
14.gecesı kılsa tum melekler teravıh namazını tastamam kıldıgına sahıtlık ederler,işte o yuzden Allah o kımseyı kıyamet gunu sorguya cekmeyecektır,

15.gecesı kılsa tum melekler,Arş ve Kursi dekıler dua ve rahmet okurlar,
16.gecesı kılsa Allah kısıye bırtane Cehennemden kurtuluş,bırtanede Cennete gırış beratı yazar
17.gecesı kılsa Peygamberlerın sevabına erışir,
18.gecesı kılsa bır melek söyle seslenır:”Ey Allahın kulu!Şunu bılkı Allah senden ve ana babandan hoşnuttur,
19.gecesı kılsa Allah Firdevs cennetınde kı derecesını yuceltır
20.gecesı kılsa Allah kendısıne Cennette nurdan bır koşk hazırlar,
22.gecesı kılsa Kıyamet gunu her turlu gam ve dusunceden uzak kalır,
23.gecesı kılsa Allah Cennette bır şehir inşa eder
24.gecesı kılsa Yırmıdört duası allah katında kabul olunur,
25.gecesı kılsa Allah kabir azabını azaltır,
26.gecesı kılsa Allah kırkyıllık sevap bahşeder,
27.gecesı kılsa Kıyamet gunu,Sırat koprüsünü şimşek gıbı hızla gecer,
28.gecesı kılsa Allah Cennette derecesını bin kat yükseltir,
29.gecesı kılsa Allah teravih kılan mümine  bin tane kabul olunan delil sevabı verir,
30.gecesı kılsa ULU ALLAH TERAVIHIN TASTAMAM KILAN KULUNA SÖYLE SESLENIR
“Ey kulum!…Rengarenk Cennet meyvalarından diledigınce ye.Selsebil suyu ile yıkan;Kevser havzından kanakana iç.Ben senın Rabbın,sende benım kulumsun…”HAYIRLI RAMAZANLAR ALLAH HERSEYI GONLUNUZE GORE VERSIN…

5 dakikada Kur’an’ı hatim sevabı alabilirsiniz!

09/17/2007

5 dakikada Kur’an’ı hatim sevabı alabilirsiniz!

Efendimiz şöyle buyuruyor: “Sizden biri bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan âciz midir? Kim, “Kul hüvallâhü ehad. Allahü’s Samed” suresini okursa Kur’an’ın üçte birini okumuş sayılır.” (Tirmizi, Fedailü’l Kur’an, 2896)

Kur’an’ın özü tevhid, nübüvvet ve haşirdir. İhlas Sûresi (Kul hüvallahü ehad. Allahü’s Samed. Lem yelid. Ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.) diğer sûre ve ayetlerde olduğu gibi bu üç önemli düsturu içermektedir.

Kur’an rahmettir, berekettir. Kur’an nur dolu mucize bir kitaptır. Okudukça rahatlar ve kendinizi öteler aleminde hissedersiniz. Kur’an’ın kendisi bizzat şifa kaynağıdır. Dertlilere derman, sıkıntıda olanlara ferahlık kaynağıdır.

O, bu dünyanın yakıcı ateşiyle kavrulmuş dudaklara bir hayat suyu, kasvetli gönüllere moral kaynağıdır.

Her harfine kaç sevap veriliyor?

İbni Mes’ud (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber’i (sas) dinledim. Şöyle diyordu: “Kur’an-ı Kerim’den tek harf okuyana bile bir sevap vardır. Her sevap on misliyle kayda geçer. “Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum. Aksine Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir.” (Tirmizî, Sevâbü’l Kur’an, 16, 2912) Yüce Rabb’imizin (cc) lütfuna bakalım ki, Kur’an’ın her harfine 10 sevap veriyor. Kur’an’da 323 bin 70 harf vardır. Buna göre hesap edebiliriz. Kur’an’ı cuma, bayram, Ramazan, Kadir Gecesi gibi mübarek ve özel vakitlerde okuduğumuzda ise her harfine verilen sevap karşılığı 1’e 700 hatta 1’e 700.000’e kadar çıkmaktadır. Böyle mübarek vakitleri kesinlikle ihmal etmemeli, hesaplar ve rakamların aciz kaldığı engin rahmete kavuşmak için okudukça okumalıyız.

ÖNEMLİ___(YaŞayan Hurafeler__kadin Ve Hurafe)_____ÖNEMLİ

09/13/2007

Tarih incelendiğinde görülüyor ki kadın, haklar bakımından asırlar boyu ihmal edilmiş, horlanmış, en ağır zulüm, baskı ve işkencelere maruz tutulmuştur. 19. yüzyılın ortalanna kadar, gerek Avrupa, gerekse Asya’da kadın, hukukundan yoksun bırakılmıştır.
Mesela: Yahudi kızları babalarının evlerinde hizmetçi kabul edilmiş, ÎRAN’da MEZDEK, ana ve kız kardeşle evlenmeyi meşru gören yeni bir din kurmuştu!.. Çin ve Hind gibi çok eski milletlerde de kadının sosyal mevkisi çok düşüktü. Hind’de kadın, zavallı bir yaratık olarak kabul ediliyor, her türlü aşağılık arzulara alet ediliyordu. Vedaları okumaktan uzak tutuluyor, ayin ve merasimlere kabul edilmiyordu. Kadının dini efendisine hizmet etmekti. Görevi ve değeri, eğer kocası ölmüş ise onun cesedi üzerinde kendisini yakmasıydı.

Eski Yunanlılarda da kadın, medeni haklar adına hiçbir şeye malik değildi. Kadın kocasının, kocası yoksa babasının, o da olmazsa akrabasından diğer erkeklerin vasiliği altında yaşardı. Kocası onu istediği zaman boşar ya da başkasına devredebilirdi.

Eski Roma’da da kadının durumu çok feciydi. Hatta Roma’da bazı toplantılarda, kadının ruhsuz ve edebi hayattan nasibi olmayan bir hayvandan ve şeytanın iğrenç işinden ibaret bulunduğuna dair kararlar alındığı bile vakidir<49>.

Ortaçağda Bizans’ın en şaşaalı zamanlannda bile kadının sosyal mevkisi çok düşüktü. Bizans’ta kadının durumu kısaca şöyleydi:

Kadın erkeğin malı idi. Onda istediği gibi tasarruf hakkı vardı. Hayat ve ölümü eşinin elindeydi. Köle olarak kabul edilirdi. Kadının önce babasının, evlendikten sonra kocasının, kocası ölünce de oğlunun esiri idi. Kadın bir şehvet ****ı addolunurdu. En medeni olan Atinalılar arasında bile kadın çarşılarda satılır, .başkalarına ihale olunurdu. O sadece evin düzeni, çocuklara bakmak için lâzımdı<50>.

1788 yıllarına kadar kadın ingiltere’de de kocasına mutlak itaata mecbur olup hemen hemen hiçbir hakka sahip değildi.

1888 yılında İngiliz piskoposlarından “Dour”, Vestminister kilisesinde yaptığı bir konuşmasında şöyle diyordu. “Bundan 100 sene evveline gelinceye kadar kadın, erkeğin sofrasına oturmak hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi.

Kocası da başının ucuna kocaman bir sopa asardı ki karısı ne zaman bir emrini tutmazsa, onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocukları ise analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi(51).

İslâmiyetten önce Arap Yarımadası’nda da kadının durumu yürekler acısı idi. Araplar kızlara karşı olan nefrette o kadar ileri gidiyorlardı ki, yaşama hakkını dahi onlara çok görüyorlardı. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi kendilerine göre fazilet kabul ediyorlardı. Herhangi birisinin bir kız çocuğu dünyaya geldiği zaman öfkesinden ne yapacağını bilemezdi.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim onların bu insanlık dışı davranışlarını şöyle anlatır:

“Onlardan birine kız doğumu müjdesi verilince öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Onu utana utana tutsun mu? Toprağa mı gömsün?..” (Nahl Suresi, Âyet, 58,59).

İslama kadar bütün dünyada kadın değersiz bir yaratık olarak kabul edilmiş, yüzyıllar boyu ona hiçbir sosyal hak tanınmamıştır.

İslâmdan önce Hz. İsa kadınlar hakkında iyi düşünceliydi, onların hukukunu korumak istedi. Ama kilise Hıristiyanlığın kadınlar hakkında şefkat ve merhamete dayanan ilkelerini istediği biçimde değiştirdi. Hatta Hıristiyan azizlerinin katlettirdiği binlerce kadının acıklı öyküleri tarihte yazılıdır.

İlk âyetinden itibaren dünyada yeni bir çığır açan, dünyaya kurtuluş yollarını gösteren İslâm, o zamana kadar kadınlara verilmeyen haklar getirmiş, kadını özgürlüğüne kavuşturmuştur. İslâm’a göre kadın erkeğinin eşi, yardımcısı ve danışmanı olarak kabul edilmiştir. Ona, aile içerisinde söz hakkı tanınmış ve birtakım görevlerle yükümlü kılınmıştır. Hz. Muhammed (S.A.S.): “Kadın da kocasının evinde bir çobandır ve yönetimi altında olanlardan sorumludur”(52) buyurmuş, onun aile içinde sözsahibi olduğunu cihana ilan etmiştir.

İslâmda kadına işkence etmek, onu horlamak, küçük görmek, mal varlığına tecavüz etmek yoktur. Kadına aile içinde ve toplumda saygı esastır. Peygamberimiz: “En hayırlınız kadınlarına karşı en iyi davrananınızdır”(53) buyuruyorlar.

İslâm esaslarına göre kadın da erkek gibi inanç, amel ve ahlâk hükümleriyle yükümlüdür. İyilik ve doğruluk üzere davranmada, kötülüklerden sakınmada aynen erkek gibidir.

Kadın hukuk açısından ve haklarını kullanması bakımından o zamana kadar dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan ve hiçbir dinde görülmeyen geniş yetkilere kavuşmuştur. Şöyle ki:

“İslâmda kadın malı, nefsi ve zimmeti üzerine istediği gibi tasarruf hakkına maliktir. Kimsenin iznine ve hakimin müdahalesine ihtiyacı yoktur. Evlenme, alım-satım, kiraya verip alma, bağış yapma, kefil alma, ödünç para verme, şirket kurma, vekalet, sulh ve ibra, dava ve ikrar gibi bilcümle hususlarda erkek gibidir. Erkek gibi gayrimeşru fiil ve hareketlerinden mal ve vicdan bakımından sorumludur”‘54′.

Tanıklık ve diyet gibi bir kaç mesele de erkekle eşit tutulmamıştır. Ancak bu insan hakları bakımından değil, kadınların özelliklerinden ötürüdür.

İslâm kadınlara siyasal tercihlerini kullanma hakkını da tanımıştır. Hz. Peygamber kadınların oylarını kabul etmiştir.

İslâm tarihinde hadis, fıkıh, tarih, siyaset ve tıp gibi bilim dallarında yetişmiş pek çok ünlü kadın vardır.

Mesela Hz. Peygamberimizin muhterem eşi Hz. Aişe Kur’an, hadis, edebiyat ve tarih ilminde kaynak kabul edilen bir bilgin hanımdır. Ayrıca fetva veren meselelerin hukuki hükmünü bildiren 7 büyük sahabiden biri olarak kabul edilir.

Üçüncü Abbasi Halifesi Mehdi’nin kızı Hayzüran, siyasal bilimlerde ünlüdür. Yine Hicri 5. asrın bilgin hanımlarından ŞEHDE, Bağdat Camii’nde devrin en büyük edip ve bilginlerine tarih ve edebiyat konferansları vermiştir. İslâm tarihinde böyle daha pek çok bilgin hanımefendiler vardır(55).

Dünyanın her yerinde insan haklarının çiğnendiği, insan ve kadın ticaretinin yapıldığı, kadına hiçbir hakkın tanınmadığı, her türlü zulüm ve hareketin reva görüldüğü, bir **** gibi elden ele satıldığı, hatta uzun süre “Kadının ruhu var mıdır, yok mudur?” diye tartışmasının yapıldığı bir çağda, İslâm’ın ve sevgili Peygamberimizin kadın haklarına karşı gösterdiği titizlik, hiç şüphesiz yüce dinimiz İslâm’ın getirdiği yeniliklerdir. Tarih budur, gerçek budur.

1789 Fransız Büyük îhtilali’nin, kan akıtarak yazdığı “Hukuku Beşer Beyannamesi” ve ondan çok yıllar sonra, Birleşmiş Milletlerin “İnsan Hakları Beyannamesinden”, insanlığın çok uzak olduğu bir dönemde ta 15 asır önce, İslâm’ın kadına tanıdığı haklar hiç de küçümsenecek ölçüde değildir.

İslâm’da kadına saygı bir anlamda Peygamberin buyruklarına saygıdır. Çünkü kadın varlığımızın devamlılığının kaynağıdır.

Sevgili Peygamberimiz Veda hutbesinde:

“Ey insanlar! Sizin kadınlarınız üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler.Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranınız. Eşlerinize şefkatle muamele edin. Siz onları Allah’ın ahdi ile aldınız. Onlar size Allah’ın ahdi ile helâl olmuştur” buyurmuşlardır.

İslâm kadını bu şekilde değerlendirmesine rağmen, maalesef bazı cahil kişilerin gözünde o, hâlâ “saçı uzun, aklı kısa” kabul edilerek ezilmeye, horlanmaya mahkûm bir varlık gibi muamele görmektedir.

Ancak kadın hakkında söylenen bir sürü hurafenin mevcudiyeti de bir gerçektir. İşte kız, kadın ve gelinler hakkında söylenen hurafelerden bazı örnekler.

—Evden çıkan erkek işine giderken önünü kadın keserse işi ters gider.

—Kısa boylu kadın uğursuzdur.

—Hayızlı (aybaşılı) kadın sebze bahçesinden geçerse sebzeleri kurutur.

—Hayızlı kadın akşam ezanından sonra küpten turşu çıkarırsa turşu bozulur.

—Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.

—Bir kız akşam ezanı okunurken merdiven altından geçerse kısır kalır.

—Cuma günü ezan okuyan müezzine kızın başörtüsü veya mendili sallattırılırsa nasibi çıkar.

—Çocuğu yaşamayan bir kadın bir yatıra “Bunu sana sattım” der ve kurban kestirir. Çocuk dünyaya gelince eğer kız ise adını satı, oğlan olursa Satılmış koyar. Aksi halde çocuğu yaşamaz.

—Çocuğu ölen kadın Cuma günü iş yapmaz.

—Gelin olanın duvağı evde kalmış kızın başında çözülürse bahtı açılır.

—Evde kilitlenen kilit, bayram sabahı veya Cuma günü, namazdan önce imam tarafından camide açılırsa kızın bahtı açılır.

—Çocuğu yaşamayan kadın yeniden doğum yaptığında 40 evden topladığı parçalarla gömlek dikip çocuğuna giydirirse çocuğu yaşar ve ömrü uzun olur.

—Aş yeren bir kadın çirkin bir yere bakarsa çocuğu çirkin olur.

—Doğum yapan kadın yedigün çocuğunun yanından dışarı çıkmaz. Çıkarsa cinniler gelir çocuğu götürür. Başka bir çocukla değiştirir.

—Doğuran kadının (lohusanın) bulunduğu yere süpürge, Kur’ân, soğan, sanmsak aşılırsa “alkansı” lohusa ve çocuğa zarar vermez.

—Lohusa kadının ve çocuğun yastığı altına iğne, çuvaldız, kama, bıçak konursa albasmaz.

—Bir hamile kadın ölü yıkanırken suyundan atlarsa çocuğu baygın doğar (Kıbrıs).

—Evli birinin yüzüğünü bekar kız takarsa kısmeti kesilir (Kıbrıs Halk İnanışları).

—Bekar kız, evli birinin gelinliğini giyerse kısmeti kesilir (Kıbrıs).

—Hamileyken yumurta yiyen kadının çocuğu haylaz olur (Kıbrıs).

—Hamileyken anında anahtar açanın doğumu kolay olur (Kıbrıs).

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com