Damat ve Gelin, Kayınvalide ve Kayınpederinin Ellerini Öpebilir Mi?

11/19/2007

Damat kayınvalidesinin, gelin de kayınpederinin ellerini öpebilirler. Bu konunun fıkıhta tartışılmış olmasının sebebi, birisine dokunurken şehvet duymanın onunla evlenmiş gibi sayılması ve bundan dolayı da onun yakınları ile evlenmenin haram olması (hurmet-i musâhere) ihtimalidir. Hanefîler bu konuda “bu yoldan haramlık oluşur” hükmünü benimsedikleri için, ihtimal kapısını kapatmak maksadıyla, mesela “gelin-kaynata yakınlığında, kaynata genç ise gelin, diğer örnekte kaynana genç ise damat onların elllerini öpmemelidirler” demişlerdir.

İmam Şâfiî’ye göre ise bırakın ten temasında şehvet duymayı, daha ileri boyutta bir ilişki bile -zina olduğu için- hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.

Şu halde bu konu, üzerinde ictihadların birleştiği bir konu değildir. Kaynana- damat, gelin-kayınpeder arasında böyle duyguların oluşacağını varsaymak da yakışıksız bir varsayımdır. Genel olarak müslümanlar hakkında hüsnü zan beslemek gerekir, anormal durumlar kurallara temel ve dayanak olamaz.

Özetle gelin kayınpederinin ve damat kayınvalidesinin ellerini saygıyla öpebilir.

Mehir ve Kocaya İtaat

SORU:

Mehrini alamayan kadın hakkında “kocasına itaat etmesi gerekmez” şeklinde bir

hüküm var mıdır?

CEVAP:

Mehrini almamış olan kadın da kocasına, meşru alanlarda itaat edecektir.

Ancak yerleşim yerinden göçme konusunda mehrini almadıkça itaat etmeme

hakkı vardır.

Talak (Boşanma)

Aile kurumu insan ferdi ve cemiyeti bakımından çok önemli bir kurumdur. Bu önemli fonksiyonunu yerine getirebilmesi için de istikrarlı, huzurlu, mutlu olmaya elverişli olması gerekir. Geçimsizliğin, kavganın, gerginliğin, ayrılıp ayrılıp yeniden birleşmenin süregeldiği bir aile düşünelim, bu ailenin iki tarafı da mutlu ve huzurlu olamaz, olamayınca dünya ve ahirete yönelik faaliyetlerinde de verimli ve başarılı olamazlar. Kafalarında daima “ben ne olacağım, biz ne olacağız…” sorusu bulunur. Çocuklara gelelim; onlar da mutlu, huzurlu ve başarılı olamazlar, aile kurumunun saygınlığı, aile yuvasının en sıcak, en güvenli yuva olduğu konularında yanlış bilgi, olumsuz duygu ve şuur edinirler. Bu sebeple İslam, evlilik birliğini, başka dinlerde ve hukuk sistemlerinde olduğu gibi, şartlar ne olursa olsun devam edecek veya eşya alımı gibi kutsallığı ve saygınlığı bulunmayacak bir akit olarak telakki etmemiş, orta bir yol tutmuştur.

Boşanma Allah’ın sevmediği bir tasarruftur, bu sebeple boşamadan önce sabırla ve ısrarla devam etmeyi denemek gerekir. Ancak iki tarafın veya tek tarafın olanca gayretine rağmen evlilik birliğinin, yukarıda işaret edilen fonksiyonu yerine getirerek devam etmesi mümkün görülmediği, bu kanaat hasıl olduğu zaman da ayrılma meşru olacaktır. Denemenin bir boyutu da, geri dönüş mümkün olacak şekilde boşanmadır. Böyle bir boşanma sonunda da iddet dolunca (kadının bir başkasıyla evlenmesi yasak olan süre geçince) kadın, önceki kocasıyla evlenmek mecburiyetinde değildir, onunla olduğu gibi başka biriyle de evlenebilir. Diyelim ki bir başkasıyla evlendi, bununla da sürdüremedi veya bu kocası öldü, şimdi isterse eski kocasıyla yeniden, istemezse başkasıyla evlenebilir. Geri dönüşü mümkün olmayan boşama, üç ayrı zamanda (kadın âdet görüp temizlendikçe cinsel temas yapmadan üç ayrı ay içinde) yapılan üç boşamadır. Bir ay (temiz hal) içinde birden fazla boşama bir boşama olarak değerlendirilir. Ailenin istikrarını koruyabilmek için “boşanıp boşanıp yeniden evlenmeyi” zorlaştırarak sınırlayan bir tedbir zorunlu olmaktadır. İşte bu tedbir, üçüncü kez boşamadan sonra, aynı çiftin yeniden evlenmesini yasaklamaktır. Bu yasak da ebedi değildir; bir başkası ile aile kurup yaşamak üzere evlenip sonra geçimsizlik yüzünden veya başka sebeplerle ayrılan kadın -kendisini vaktiyle üç kere boşamış olan- eski kocasıyla isterlerse evlenebilecektir; çünkü muhtemelen çocuklar vardır, ayrılığın doğurduğu problemler olmuştur. Yalnızca beklemek değil, bir başka ciddi ve samimi evlilik yaparak deneyimi geliştirmek, insanları tanımak, evlilik birliğini koruma ve aksaklıklara tahammül etme gücünü arttırmış olabilir. İşte bu vb. gerekçelerle, öyle bir deneyimden sonra yine geçimsizlik, yine boşanma veya ölüm olur da eski eşle yeniden bir deneme yapma ihtiyaç ve isteği bulunursa buna izin ve imkan verilmiştir.

Tarihte ve günümüzde hülle diye meşhur olan, fakat meşru olmayan, İslam’a aykırı olduğu halde ona yamanan bir uygulama vardır. Buna göre, çoğu kez geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde boşama gerçekleşmediği halde önce karının -bir başka kocaya varmadıkça- eski kocası ile yeniden evlenemeyeceğine fetva verilmekte, sonra bunu sağlamak için bir geçici koca (hülleci) bulunmakta, bununla bir evlenme akdi yapılarak kadınla cinsel temas yapması sağlanmakta, sonra -bazen zor kullanarak- hüllecinin kadını boşaması temin edilmekte, zorunlu süre beklendikten sonra -hatta cehalet yüzünden bazen süre de beklenmeden- eski kocaya nikahlanmaktadır. Bu uygulamanın İslam’a aykırı, iğrenç ve çirkin taraflarını sıralayalım:

a) Bir kadın boşanınca âdet görüyorsa üç âdet görüp temizleninceye kadar beklemesi (iddet) gerekir, beklemeden, başka bir kocaya varamaz. Kocası ölen kadının iddeti ise dört ay on gündür.

b) Geçici evlilik yapmak haramdır. Hülle evliliğinde taraflar, akit yaparken söylemeseler bile daha önce bu evliliğin geçici olduğu, birleştikten sonra boşama yapılacağı üzerinde anlaşmaktadırlar.

c) Peygamberimiz, aile kurmak için değil de, boşanmış kadının eski kocası ile evlenmesini sağlamak için nikah yapan erkeğe “kiralık teke” adını vermiş ve bunu yapanlara lanet okumuştur.

d) Hülleci, ortada geçerli bir sebep bulunmadığı halde karısını boşamakta, Allah’ın sevmediği bir şey yapmaktadır.

Hüllecilik İslam’a aykırıdır, üç ayrı zamanda, geçerli bir şekilde boşanmış bir kadının, aynı koca ile dördüncü kez evlenmesi caiz değildir.

Yukarıda açıklanan gerekçelere dayalı olarak, üç kere boşanmış, iddetini doldurmuş, samimi ve ciddi olarak (aile kurup yaşamak amacıyla) başka birisiyle evlenmiş, ama bu evliliği de sürdüremediği için boşanmış veya bu ikinci kocası ölmüş bir kadın, yine iddetini doldurduktan sonra eski kocası ve muhtemelen çocuklarının da babası olan adamla isterlerse yeniden evlenebilirler. Geçirilen bunca tecrübe bu ikinci evliliğin sürekli olmasına yardımcı olabilir.

Kadının Kocasına İtâati (Secde Hadisi)

Secde hadisine uydurma demek mümkün değildir; hem muteber kaynaklarda rivayet edilmiştir hem de metninde bir sakatlık yoktur. Irak taraflarına gidip gelen bir sahâbe orada insanların, saygı göstermek için üst yöneticilere secde ettiklerini görmüş, Hz. Peygamber’in (s.a.) buna onlardan daha layık olduğunu düşünmüş, dönünce bu düşüncesini Peygamberimize açmıştı, şöyle buyurdular:

- Ben vefat ettikten sonra kabrimin yanından geçsen ona secde eder misin?
- Hayır.
- Öyleyse (yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara) secde etmeyin. Eğer bir kimseye secde edilmesini emredecek olsaydım, Allah, kadınlara karşı erkeğe bir hak verdiği için ona secde etmelerini emrederdim. (Ebû Dâvûd, Nikah, 40; Şerhi Avnu’l-Ma’bûd, 6/177; Tirmizî, Radâ’, 10)

Metinden de anlaşılacağı üzere hadisin asıl konusu Allah’tan başkasına (fani, yaratılmış varlıklara) secde edilemeyeceği ile ilgilidir. Bu münasebetle Peygamberimiz, kadınların üzerlerindeki koca hakkının da önemine vurgu yapmıştır. Başka âyet ve hadislerde de kocanın üzerindeki kadın hakkı anlatılmıştır.

Erkeklerin hakkı, bir derecelik üstünlüğü “aile reisliği” ile ilgilidir. Koca hem ailenin geçimini sağladığı, hem de aileyi temsil, koruma ve yönetme bakımından daha uygun bulunduğu için ailenin reisi olması uygun görülmüştür.

İslam insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. İnsanın varlığı, yaratılış gayesinin gerçekleşmesi ancak bir topluluk içinde olabileceği için dinin hükümleri arasında “topluğun düzeni” ile ilgili talimat ve tavsiyelerde bulunmuştur. En küçük fakat en önemli topluluk birimi ailedir; o da küçük bir topluluk olduğu için düzen gerektirmiş, bu sebeple aile fertlerinin birbirlerine karşı konumları, hak ve sorumlulukları belirlenmiştir.

Peygamberimiz’in (s.a.) çocuklarla ana baba, karı ile koca, fert ile onun hısım ve akrabası arasındaki bağı, karşılıklı hakları ve sorumlulukları üzerine söylediklerini bu çerçeve içinde anlamak gerekirken bazı erkekler, geçmişte ve günümüzde “kadının kocasına itâati” konusundaki hadisleri çerçevesinden saptırmışlar, karılarına zulmetmek, onları esirler, hatta köleler haline getirmek için kullanmışlar; yemek tuzlu oldu diye, kadın yatağa veya çalışmak üzere tarlaya gelmedi diye …onu azarlamış, hatta dövmüşler, bu selahiyeti de İslam’dan aldıklarını söylemişlerdir.

Evet Hz. Peygamber’in (s.a.) hadisleri arasında “Kulun kula secde etmesi caiz olsaydı kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim”, “Bir koca karısını yatağına çağırır da -karısı gelmezse- sabaha kadar ona melekler lanet eder”, “Kadın evinize, istemediğiniz bir kimseyi sokarsa onu yola getirmek üzere -başka çare kalmadığında- hafifçe dövebilirsiniz” mealindeki hadisler gibi uyarılar, teşvik ve irşatlar vardır. Ama Kur’an’da ve Sünnette “eşlerimize karşı makul ve meşru davranmamız”, “onlara evlilik bağı içinde maddi veya manevi zarar vermekten uzak durmamız”, “ya iyilikle, güzellikle evli kalmamız yahut da yine iyilik ve güzellikle ayrılmamız” emredilmiştir. Velileri tarafından sevmedikleri, istemedikleri kimselerle evlendirilmiş kızlar ve kadınların nikahlarını Peygamberimiz iptal etmiştir. Kendi kızı Hz. Fâtma, kocası Ali’nin ikinci evliliğine razı olmamış, O da (s.a.) kızının tarafını tutmuş, damadına “ya Fâtma’yı boşamasını yahut da ikinci evlilikten vazgeçmesini” söylemiştir. Zaman zaman Hz. Fâtıma ile kocası tartışmışlar, küsüşmüşlerdir; bu durumda Sevgili Babası kızına “sana melekler lanet eder, hemen barış, dediğini yap” buyurmamış, Hz. Ali karısını dövmeye kalkışmamış, Peygamberimiz (s.a.) aralarına girerek onları barıştırmış, normal evlilik hayatına dönmelerini sağlamıştır. Bizzat kendi eşleri dini emir konusu olmayan bazı hususlarda ona itiraz etmişler, ondan yapmak istemediği bazı şeyleri istemişler, bir müddet küs kalmışlar, sonra konuşarak anlaşmış, barışmış ve mutlu hayata dönmüşlerdir. Hz. Peygamber (s.a.) çok yaygın bulunan “kadın dövme olayını” yasaklamış, birden gelen bu kesin yasaklama alışılan düzeni bozduğu için bilahare “evlilik hukukuna riayet etmeyen kadına karşı son çare olarak ve hafif olmak şartıyla” izin vermiştir; ancak kendisi ömrü boyunca eşlerine bir fiske vurmamış, “Karılarını dövenler hayırlılarınız değildir”,” Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz” buyurmuştur.

Aile hayatının düzgün yürümesi, kocanın otoritesini kötüye kullanmaması kadar kadının da kadınlığını istismar etmemesi için yapılmış tavsiyeleri tek taraflı olarak ve bağlamlarından kopararak alan ve karşı tarafa zulmeden, baskı yapan kimseler, Allah ve Resûlü’nün murat ve maksatlarının dışına çıktıklarını bilmelidirler. Ve bilmelidirler ki, hiçbir beşere (bunun içinde koca, ana, baba ve devleti yönetenler de vardır) itaat mutlak değildir. Hiçbir kimseye haksız olan, meşru olmayan emir ve isteklerinde itaat edilmez. Eğer bir kadın kocasına kırılmışsa, onun gül yaprağından nazik gönlü örselenmiş, kalbi incinmişse kocanın yapacağı şey “Hemen dediğimi yap, ben reisim, bana itaat edeceksin, etmezsen sana melekler lanet ederler…” demek yerine “En iyileriniz kadınlarına en iyi davrananlarınızdır” hadisine uyarak onun gönlünü almak, meseleyi açık yüreklilikle ve sevgiyle çözmektir.

Allah Sevgisine ulaşmanın yolu O’nun Örnek olarak gönderdiği Kâmil İnsan’a uymak, onu hayatta rehber edinmek, izinden asla sapmamaktır. O’nun söylediklerinin bir kısmını alıp bir kısmını almamak yerine, sözlerini bir bütün halinde ve maksadına da dikkat ederek alıp uygulamaktır. Eğer bu yapılır, bu yol ve usul takip edilirse müslümanlar ölmeden, cennete gitmeden de -dünyada olabilecek ölçüde- mutlu olur, mutlu yaşarlar.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com