Allah, ümit dolu insanları sever

11/26/2007

Allah, ümit dolu insanları sever

Mümin, bereketli toprak gibidir, yağan yağmuru emer ve etrafının yemyeşil gümrah olması için vesilelerle doludur. Hayata bakışı, yürüyüşü, tepkileri ile bir mümin Rahmanî esintilerin, peygamberî davranışların en mükemmel timsalidir.
Mümin, hayatın bir imtihan olduğunu peşinen kabul eden kişidir. Bilir ki, her nimet şükür, her musibet sabır ister. Her halinde, nimette de külfette de sınandığını, kendisini bir büyük Zâtın izlediğini her an hisseder.

Hayatın lezzetleri olduğu gibi acıları da vardır. Bu yolda düzlükler olduğu gibi yokuşlar ve inişler de vardır. Hastalık-sağlık, gençlik-yaşlılık, hürriyet-esaret, zenginlik-fakirlik halleri imtihan terazilerinin kefelerini oluşturur. Bazen işler hep rast gider. Siz istemeseniz de işleriniz yolunu bulur, ummadığınız yerlerden imkanlar ve fırsatlar sizi kuşatır. İşte mümin o an şükür secdelerine kapanır ve küfran-ı nimete düşüp de isyan edenlerden olmaktan korkar. Yine, bir musibet anında hemen kendini toparlayıp, Bu da geçer Yâ Hû deyip, musibeti göndereni, kendisini imtihan edeni, bu musibetteki şahsi hatalarını düşünür teselli bulur.

İnsan maddeten, manen ve sosyal olarak geniş imkanlara sahip bulunurken, birden yapayalnız kalınca, işleri rayında giderken birden bozulunca bir anda sarsılıverir. Bazen öyle olur ki, kime el uzatsa eli boş kalır, kimden yardım istese herkes sırtını döner. İşte o noktada kişinin mayası ve altyapısı kendisini göstermeye başlar. Hayata baktığı pencere ve o pencerenin genişliği, o kişinin o sıkıntılardan kurtulmasına yol açacak fırsatların da büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Mümin o an Hz. Eyyûb (as) gibi olmalı, verenin de alanın da O (cc) olduğunu bilip, tevekkülle boyun eğmelidir. Mümin, musibetle karşılaşınca, İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn (Biz muhakkak ki Allah içiniz, ve muhakkak ki yine Ona döndürüleceğiz.) der.

Toplum hayatında çevremize baktığımızda aynı musibetlerin ya da nimetlerin farklı insanlarda farklı tepkilere sebep olduğunu görürüz. Yağmurun her yere yağıp da her yerin yeşermediği gibi, musibetler ya da nimetlere olan insani tepkiler de aynı olmaz. Nimetin de musibetin de Sahibini (cc) bilemeyenler başını taştan taşa vuran, karamsarlık vadilerinde çaresizce koşturan insanlardır.

Allah, ümit dolu insanları sever

Hz. Musa

İnkar edenler tarafından engellenmeye çalışılan Peygmaberlerden biri Hz. Musadır. Kavmi düşmanlar karşısında korkuya kapılıp ümitsizliğe sürüklenirken, Hz. Musa asla ümitsizliğe kapılmamış, Allahın mutlaka kendileriyle birlikte olduğunu bir an için dahi unutmamıştır. Hz. Musanın bu samimiyet ve teslimiyetine karşılık Allah da onlara büyük bir mucizeyle yardım etmiş, denizin yarılmasını ve böylece onlar için bir yol açılmasını sağlamıştır:

İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musanın adamları: Gerçekten yakalandık dediler. (Musa) Hayır dedi. Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir. Bunun üzerine Musaya: Asanla denize vur diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. (Şuara Suresi, 61-63)

Hz. Eyüp

Ağır bir hastalıkla mücadele eden Hz. Eyüp de durumundan dolayı asla en ufak bir teessür veya ümitsizliğe kapılmamış, derin bir bağlılıkla Allaha yönelmiş, Allahtan şifa dilemiştir. Hastalığında hayır görmüş, sabretmiştir. Kuranda anlatılan bu davranışıyla bütün müslümanlara güzel bir örnek teşkil eden Hz. Eyüp’ün ümit dolu sabrı ile ilgili ayetler şu şekildedir:

Kulumuz Eyüpü de hatırla. Hani o: Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti. Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su diye vahyettik). Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma. Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 41-44)
Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)

Hz. Yusuf

Hz. Yusufun babası Hz. Yakup da Kuran’da güzel ahlakıyla, Allaha olan sadakatiyle övülen, örnek gösterilen bir Peygmaberdir. Diğer oğullarının Hz. Yusuf üzerine kurdukları hileli plan üzerine Allah’tan ümidini hiç kesmemiş ve bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmiş, onun geri gelmesini Allah’tan istemiştir:
Dedi ki: Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allaha şikayet ediyorum. Ben Allahtan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum. Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allahın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez. (Yusuf Suresi, 86-87)

Hz. İbrahim

Tarih boyunca yaşamış olan bütün Peygmaberler, bütün elçiler Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesmemeyi emretmişlerdir. Hz. İbrahim’e bir çocuğu olacağının müjdesini vermeye gelen elçiler de aynı davranışta bulunmaktadırlar:
Dediler ki: Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma. (Hicr Suresi, 55)
Hz. İbrahim de Allahın Kuranda övdüğü bir Peygmaberdir. Ancak ihlasıyla, samimiyetiyle ve Allaha bağlılığıyla her zaman müslümanlara önder olmuş bir Peygmaber olan Hz. İbrahimi kavmi gereği gibi takdir edememiş, onu yakarak öldürmeye kalkışmıştır. Bu olayda da Hz. İbrahim Allaha çok büyük bir sadakat göstermiş, ümidini hiçbir şekilde yitirmeden Allahın rahmetine güvenmiş, güzel bir teslimiyetle kaderine teslim olmuştur. Allah da kendisine hiçbir zarar ve eziyet dokunmadan ateşi ona esenlik kılmış, onu kurtarmıştır.

Bunun üzerine kavminin (İbrahime) cevabı yalnızca: Onu öldürün ya da yakın demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)

Biz de dedik ki: Ey ateş, İbrahime karşı soğuk ve esenlik ol. (Enbiya Suresi, 69)

LA İLAHE İLLALLAH’IN FAZİLETİ

08/30/2007

- Su’dâ’I-Mürriyye radıyALLAHu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın vefatından sonra Hz. Ömer, (bir gün kocam) Talha’ya uğradı. (Onu üzgün bularak:) “Neyin var, niye üzgünsün? Amca oğlun (Ebu Bekr’in) halife oluşu mu seni üzdü?” dedi. Talha: “Hayır! Lakin ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Ben bir kelime biliyorum, her kim ölümü anında onu söylerse mutlaka amel defteri için bir nur olur ve onun cesedi ve ruhu, ölüm anında o kelime sebebiyle bir rıza, bir rahmet bulacaktır” buyurduğunu işittim” dedi. Ben bu kelimenin ne olduğunu o ölünceye kadar sormadım. (İşte bunun için üzgünüm)” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Ben o kelimeyi biliyorum. O, Resülullah aleyhissaltu vesselâm’ın amcası (Ebu Tâlib)e vefatı anında teklif ettiği kelime-i tevhiddir. Eğer Resülııllah aleyhissalâtu vesselâm, amcası için, kelime-i tevhidden daha kurtarıcı bir şey bilseydi onu (söylemesini) emrederdi” dedi.”

 - Muâz İbnu Cebel radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ölen bir nefis (ölüm anında) ALLAH’ın bir ve benim ALLAH elçisi olduğuma şehadet eder, kalbi de bunu tasdik ederse, ALLAH mutlaka ona mağfiret kılar.”

 - Ümmü Hâni radıyALLAHu anh  anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “La ilahe illALLAH (ALLAHtan başka ilah yoktur)” kelimesini fazilette hiçbir amel geçemez ve bu kelime hiçbir günahı bırakmaz, (affettirir).”

 - Ebu Sa’îd radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, sabah namazının peşinden La ilâhe illALLAHu vahdehu la şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr (ALLAH’tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir)” derse kendisine, Hz. İsmail evlatlarından bir köleyi âzâd etmiş gibi sevap yazılır.”

 - Kudame İbnu İbrahim el-Cümahî radıyALLAHu anh’ın anlattığına göre: “Kendisi, Hz. Abdullah İbnu Ömer İbni’l-Hattab radıyALLAHu anhüma’ya gidip geliyordu. Bu uğramaları esnasında yaşça delikanlı ve üzerinde kırmızıya boyanmış iki parça giyecek vardı. Kudâme devamla der ki: “Abdullah İbnu Ömer bize Resülullah aleyhissalatu vesselâm’ın kendilerine şunu anlattığını söyledi: “ALLAH’ın kullarından bir kul dedi ki: “Ey Rabbim! Senin zâtının celaline ve senin hâkimiyetinin azametine layık şekilde sana hamd olsun.” Bu hamd kulun amelini yazmakla muvazzaf iki meleği aciz bıraktı. Onlar (bunun sevabını) nasıl yazacaklarını bilemediler. Bunun üzerine melekler göğe çıktılar ve: “Ey Rabbimiz! Senin kulun öyle bir kelam söyledi ki, nasıl yazacağımızı bilemiyoruz” dediler. ALLAHTeâla hazretleri, -kulun söylediği sözü en iyi bilen olduğu halde-: “Benim kulum ne söyledi?” diye sordu. Melekler: “Ey Rabbimiz! O kul: “Ya Rabbi lekel-hamdu kemâ yenbaği li-Celâli vechike ve azîmi sultânike” söyledi” dediler. Bunun üzerine ALLAH Teâla hazretleri o iki meleğe buyurdu ki: “Kulum bana kavuşup da ben onu söylediği söze (hamde) karşılık mükâfaatlandırıncaya kadar siz o sözü kulumun söylediği gibi yazınız” buyurdu.”

 - Hz. Aişe radıyALLAHu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm sevdiği bir şeyi görünce: “Hamd o ALLAH’a mahsustur ki sâlih şeyler sadece onun lütuf ve nimetiyle tamamlanır” derdi. Hoşlanmadığı bir şey görünce de: “Her durum üzerine ALLAH’a hamd olsun” derdi.”

 - Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle derlerdi: “Elhamdulillah alâ külli hail. Rabbi eüzu bike, min hâli ehli’n-nâr” (Her hal için ALLAH’a hamdolsun. Ey Rabbim cehennem ehlinin halinden sana sığınırım.”

 - Hz. Enes radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “ALLAH kuluna bir nimet verdiği zaman kul “Elhamdülillah” derse, kulun verdiği (yani hamd demek suretiyle ödediği, kendine sağlayacağı menfaatçe) aldığından efdal (üstün) olur.”

 - Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh’ın anlattığına göre: “Kendisi ağaç dikerken yanına Resülullah aleyhissalâtu vesselâm uğrar ve: “Ey Ebu Hureyre! Şu diktiğin nedir?” der.

“Kendim için bir fidan dikiyorum!” cevabını verir. Aleyhissalâtu vesselam: “Sana, senin için daha hayırlı bir dikilecek fidan göstereyim mi?” buyurur. Ebu Hureyre: “Göster! Ey ALLAH’ın Resülü!” der. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: “SübhanALLAHi velhamdülillahi ve lâ ilahe illALLAHu vALLAHu ekber (ALLAH bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. ALLAH’tan başka ilah yoktur, ALLAH en büyüktür)” de! Bunu söylersen her bir kelimesi için sana cennette bir ağaç dikilir.”

 - Nu’man İbnu Beşîr radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “ALLAH’ın celalinden zikrettiğiniz tesbih (sübhanALLAH), tehlil (lâ ilahe illALLAH) ve tahmid (elhamdülillah) cümleleri Arş’ın etrafında dönüp dururlar. Onlar tıpkı arı oğulu uğultusu gibi uğultu çıkararak, sahiplerini andırırlar. Sizden biri, Arş’ın civarında kendisini andırtan birisinin olmasından hoşlanmaz mı?”

 - Ümmü Hani radıyALLAHu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a geldim ve: “Ey ALLAH’ın Resûlü! Bana (kolay ve sevabı büyük) bir amel gösterin. Zira artık ben yaşlandım, zaafa ugradım ve şişmanladım” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm derhal şu cevabı verdiler: “Yüz kere ALLAHuekber de! Yüz kere elhamdulillah de, yüz kere sübhanALLAH de. (Bunu yapman senin için) ALLAH yolunda eğerlenip gemlenmiş yüz attan daha hayırlıdır. (Kurban edilmiş) yüz deveden daha hayırlıdır. Yüz köle azad etmekten daha hayırlıdır.”

 - Ebu’d-Derdâ radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki: “Sana sübhanALLAHi velhamdulillahi ve la ilahe illALLAHu vALLAHu ekber” demeyi tavsiye ederim. Zira bu kelimeler, günahları döker, tıpkı ağacın yapraklarını dökmesi gibi.”

İSTİĞFAR

 - Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yüz sefer ALLAH’a istiğfarda bulunurum.”

 - Ebu Musa radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yetmiş kere ALLAH’a tevbe ve istiğfarda bulunurum.”

 - Huzeyfe radıyALLAHu anh anlatıyor: “Benim dilimde, aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına olmazdı. Bu halimi Aleyhissalâtu vesselâm’a söyledim. Resülullah: “İstiğfar bakımından ne haldesin? (Bu kusurunun bağışlanması için günde yetmiş kere istiğfar et!” buyurdular.”

 - Abdullah İbnu Busr radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Amel defterinde çok istiğfar bulunana ne mutlu!”

 - Hz. Aişe radıyALLAHu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhisselatu vesselâm şöyle dua ederdi: “Ey ALLAHım! Beni, güzel amel işledikleri zaman(bunun mükâfaatıyla) müjdelenen ve hata işlediği zaman da istiğfar edenlerden eyle!”

Emanetlere ve Sözlere Sadık Kalmak

07/27/2007

ALLAH-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
 
“Onlar, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.” (Mü’minun: 8)
 
 
Emanete ihanet etmek ve verilen sözlerde durmamak, insanların en çok işledikleri suçlardandır. Fakat mü’min, hangi konuda olursa olsun yasaklanan ve küçük düşürücü olan bu fiillere asla yaklaşmaz.

Mesela; iş verenin malları da işçisine bir nevi emanettir. Hem işçinin hem de iş verenin, anlaşma şartlarına mutlaka riayet etmeleri gerekir. Aksi halde, emanete riayet edilmemiş ve verilen sözlerde durulmamış olunur. Bu tür ameller, münafıklık alametlerindendir.

Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şu dört şey kimde bulunursa halis münafık olur. Her kimde bunlardan bir tanesi bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur. Bunlar:

- Kendisine emanet edilen şeye ihanet etmek,

- Konuşurken yalan söylemek,

- Verilen sözde durmamak,

- Kavga anında haktan ayrılmak.” (Buhari, Müslim)

Bu, işte bu kadar hassas bir meseledir. Bu sebeple, muhafaza edilemeyecek emanetler kesinlikle alınmamalıdır. Fakat, titizlik göstererek muhafaza edilecekse, emanet almak iyi bir ameldir ve sahibine sevap kazandırır.

Ahid konusunda da aynı şeyler geçerlidir. Fakat öncelikle ve her halukarda, istisnasız yerine getirilmesi gereken ahid, ALLAH-u Teâlâ’ya verilen ahiddir. O’nun emirleri mutlaka yerine getirilmelidir. İnsanlara ise yerine getirilemeyecek sözler verilmemeli, şayet veriliyorsa mutlaka yerine getirilmelidir. Yukarıda belirtildiği gibi bu sözleri yerine getirmemek nifak alametidir ve meydana gelen maddi zararlardan da kişi sorumlu olur.

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com