40 yaş üstü kadınlar daha uzun yaşıyor

09/25/2006

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de 40 yaş üstü kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşadığını belirterek, erkekleri “karşı karşıya oldukları sağlık riskleri” konusunda uyardı.

Bakanlık, yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenmenin özellikle 40 yaş üstü erkeklerde, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında yer aldığını bildirdi. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Türkiye’de, 40 yaş üstü erkeklerin yaşam sürelerinin, kadınlara oranla daha kısa olduğuna dikkat çekilerek, Türkiye’de erkeklerin karşılaştığı sağlık risklerinin başında kroner kalp hastalıklarının yer aldığı bildirildi. Açıklamada, Türkiye’de kroner kalp hastalıklarından ölüm oranının, tüm ölümler içinde yüzde 43 oranıyla ilk sırada yer aldığı vurgulanarak, bu ölümlerin önemli bir bölümünün “41-58 yaş grubu”nda yer alan erkeklerde gerçekleştiği ifade edildi.

Kroner kalp hastalıklarının erkeklerde, kadınlara oranla daha erken yaşlarda görüldüğü belirtilen açıklamada; yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenmenin, özellikle 40 yaş üstü erkeklerde, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında yer aldığı kaydedildi.

Türkiye’de 40 yaş üstü erkeklerin yaklaşık yüzde 53′ünün sigara içtiğine dikkat çekilen açıklamada, bu yaş grubunda bulunan erkeklere yönelik şu uyarılar yer alıyor:

“Yeterli ve dengeli beslenin. Yeterli ve dengeli beslenme, 4 besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır. Bu besinler, süt grubunda yer alan süt, peynir ve yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır. Bu besinlerin önerilen tüketim miktarları kişiye özgü olarak değişmekte, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumu bu oranları etkilemektedir. Alkol ve sigaradan uzak durun. Sigara, öldürücü zararları nedeniyle çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Alkol tüketimi ise sindirim enzimlerini bozup, karaciğer ve beyin üzerinde olumsuz etki yapar. Sigara akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserine, alkol kullanımı ise karaciğer ve yemek borusu kanserine yol açar. Yağlar konusunda ölçülü olun ve doymamış yağları tercih edin. Tereyağı, diğer hayvansal yağlar ve margarinlerin çoğu doymuş yağlardır ve kolesterol düzeyini artırırlar. Ayçiçek, soya, mısırözü gibi bitkisel yağların çoğu ise doymamış yağlardır ve kolesterol içermezler. Bu nedenle yemeklerin doymamış yağlarla birlikte zeytinyağı ile pişirilmesi ve tüketimi, sağlık açısından daha yararlı. Günlük protein ihtiyacınızı hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalardan dengeli olarak alın. Besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edin. Kolesterol miktarı, kırmızı et, sakatat gibi hayvansal gıdalarda yüksektir. Besinler tüketilirken kolesterol içerikleri göz önünde bulundurulmalı. Posalı besinleri sıkça tüketin. Posanın kan kolesterolünü düşürücü etkisi vardır. Sebze ve meyveler posa, vitamin ve mineral içeriği zengin olan besinlerdir. Bunun yanında kuru baklagiller, yulaf, mercimek, mısır, buğday ve ekmek gibi posa yönünden zengin besinler beslenmede yer almalıdır. Şekerli içecek ve tatlı tüketiminizi azaltın, şeker içeriği az olan besinleri tercih edin. Şekerler saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi, vücut ağırlığının artmasına ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin de azalmasına neden olur. Tuz tüketimine dikkat edin. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında yakın bir ilişki var. Ayrıca fazla tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılmasını artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur.

Tuz tüketimini azaltmak için; lezzetine bakmadan yemeklere tuz eklemeyin. Tuz içeriği düşük besinler tüketin. Sebze ve meyve tüketimini artırın. Vücut ağırlığınızı dengede tutun, fiziksel aktivitenizi artırın. Vücut ağırlığının normalden az yada çok olması çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bu nedenle kilonuzu normal sınırlar içinde tutmak için yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Hareketli bir yaşam sürmeye çalışın; kısa mesafeleri yürüyün. Çok gerekmedikçe asansör ve yürüyen merdivenleri kullanmamaya özen gösterin. Her gün en az 30-45 dakika yürüyüş yapın.”

Sivilce hakkında bilmediğimiz gerçekler

Akne hemen her yaşta insanlara sıkıntı veren bir cilt iltihaplanmasıdır. Akne hakkında bilinmesi gerekenleri Kozmed Cilt Sağlığı Merkezi’nden Dr. Canan Savaş yazdı.

Akne neden olur?

Normalde yağ bezlerin salgıladığı yağ deri yüzeyine çıkar. Ergenlik döneminde yağ salgısı artar. Yoğunlaşmış yağ kütlesi yağ bezi kanalını tıkayarak “komedon” denilen siyah ve beyaz noktaları oluşturur. Deride bulunan bazı bakterilerin de etkisiyle iltihap ortaya çıkar.

Akne nerelerde olur?

Genelde yüz özellikle alın ve yanak da sık olur. Sırt, göğüs ve kollarda da çıkabilir. Erkeklerde gövdede yerleşim kadınlara göre daha sıktır.

Kimler akneye yatkındır?

Genetik, ırksal, hormonal, psikolojik faktörler kişinin akneli olmasında etkilidir. Bazı ilaçlar ve kozmetikler de akne yapabilir. Bazı meslekler akneyi etkiler. Sıcak ve rutubetli çevre akne için iyi değildir.

Akne hangi yaşlarda olur?

Akne, ergenlikte daha fazla olmak üzere tüm yaş gruplarında görülebilen bir sorundur. Ergenlik çağındakilerin yüzde 80′inde farklı şiddetlerde akne vardır. 25-40 yaş arasında kadınların yüzde 5′i erkeklerin ise yüzde 1′i hala tedavi gerektiren aknelere sahiptir.

Aknenin hayat boyu seyri nasıldır?

Genellikle akne ergenlikte başlar ve 20 yaşlarına kadar biter. Bazı hastalarda ise devam eder. 25 yaşlarından sonra aknenin devamının nedenini henüz tam bilmiyoruz. Bu tip genellikle şiddetlidir ve yüz dışında sırt bölgesi gibi vücut tutulumu da yapabilir. Kadınlarda adet kanamalarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda da özellikle kadınlarda yetişkinliğe kadar akne görülmeyebilir.

Yüzü sık sık yıkamak akneyi iyileştirir mi?

Cildi genel olarak temiz tutmak gerekir ama sivilceyi tedavi etmede yeterli değildir. Cildimizi fazla temizlemek ve tahriş etmek başka sorunlar oluşturabilir ve akneyi de kötüleştirebilir.

Cinsel ilişki aknelerin geçmesinde etkili midir?

Düzenli seks hayatının akneye bir etkisi yoktur. Yani akne evlenince geçmez.

Diyetin faydası olur mu?

Çikolata, yağlı yiyecekler, kuruyemişler sık suçlanır. Ancak bilimsel olarak akneye neden olduğu ya da akneyi arttırdığı saptanmış bir yiyecek yoktur. Bununla birlikte sağlıklı beslenme herkes için olduğu gibi akneli hastalar için de gereklidir. Ama bazı yiyeceklerin aknenizi arttırdığını düşünüyorsanız bunlardan uzak durabilirsiniz.

Sivilceleri sıkmak zararlı mıdır?

Akneler ellenmemeli ve sıkılmamalıdır. İltihap yayılabilir. İz bırakma riski artar.

Adet kanamaları akneyi etkiler mi?
Bu dönemlerde akne kötüleşebilir. Adetten 2-7 gün önce kadınların yüzde 70 i aknede bir artıştan bahsetmişlerdir.

Hamilelikte akne nasıl seyreder?

Bazı hastalarda artarken bazı hastalar da azalabilir. Hamilelik ilaç kullanımını ve tedaviyi büyük ölçüde kısıtlar.

Stres akneye sebep olur mu?

Stres akne de genellikle suçlanır. Stres vücudumuzda hormonal değişikleri de içeren birçok etki yapar ve akne gelişiminde etkili olabilir. Psikolojik baskı altındaki akne hastaları genelde sivilceleriyle daha çok oynar, sıkar ve patlatırlar. Bu da sivilcelerin artmasına neden olur. Diğer açıdan aknenin kendisi başlıca stres kaynağıdır. Etkili bir tedavi alan hastaların çoğu stresten fazla etkilenmez.

Akne psikolojik bakımdan hastayı nasıl etkiler?
Akne fiziksel bir rahatsızlık olarak algılansa da, duyguları büyük ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle akne göz ardı edilmemeli, psikolojik sıkıntılar da ciddiye alınmalıdır. Akne toplumda kişinin sıkılganlık hissetmesine, kadın/erkek ilişkilerinde rahatsızlıklara sebep olabilir. Bazen iş yaşamını da etkiler. Arkadaşlık ilişkileri, okul başarısı etkilenebilir. Kendine güven azalabilir

Akne neden tedavi edilmelidir?

Akne cildimizde ve psikolojimizde izler bırakabilir. En önemli tedavi nedeni bu izleri önlemektir. Aknenin cildimizdeki izlerinin tedavisi akne tedavisinden daha zordur ve yüzde yüz sonuç alındığı söylenemez. Tedavi sonucunda kişinin akneli geçireceği dönem kısalmış olur. Çünkü genelde ergenlik yüzündendir ve geçer denilen bu durumun ne kadar zamanda geçeceğini tahmin etmek zordur. Bazen yıllarca devam eder.

Akne neden iz bırakır?

Aknenin derinliği ne kadar fazla ve akne ne kadar büyükse iz bırakma eğilimi o kadar yüksektir. İzler çok çeşitli büyüklükte olabilir. Genelde çöküklükler şeklindedir ama kabarıklıklar da olabilir. Bu hastalar gerçekten acilen tedavi edilmelidir çünkü akne devam ettikçe izler artacaktır. Derinin yüzeyini bozmayan izler ise genelde kızarıklık, kahverengilik şeklinde renk değişiklikleridir, aylarca sürebilir.

Sivilcede deriye sürülen ilaçlar ne zaman ve nasıl kullanılır?

Hafif ve orta şiddetteki akne tedavisinde çoğunlukla bu tür ilaçları kullanırız. Antibiyotik tedavisiyle birlikte de kullanılabilir. Kullanılan ilaçlar krem, jel, losyon, temizlik ürünleri şeklinde olabilirler. Aknede sürülen krem veya losyonlar sadece akne üzerine değil, tüm akneli bölgeye sürülmelidir. Yoksa yeni akne çıkışı engellenemez.
Krem tedavilerinin bile günde kaç kez ve nasıl uygulanacağı önemlidir. Bazılarını akşamları kullanmak gerekir Ya da birkaç krem verildiyse bazı kremler aynı anda kullanılmaz. Çoğu sivilce kremi ciltte hafif kızarıklık, kuruma yapabilir. O yüzden çok fazla miktarda ve sıklıkta sürülmemelidir. Başlangıçta tahrişi önlemek için her gün sürülmeyebilir. Bu durum hastaya iyi anlatılmazsa hasta yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakabilir ya da tedaviden yeterli sonuç alınmaz. Bazı kremler de koyu renkli eşyaları beyazlatabilir. Hastalar bunu bilmezse birçok kıyafet ve çarşaf kullanılmaz hale gelebilir.

Ağızdan ilaç tedavisi ne zaman verilir?

Antibiyotik tedavisi harici tedavilerin yeterli olmadığı durumlarda uzun süreli kullanılabilir. Özellikle adet bozukluğu ve tüylenme şikayeti olan bayan hastalar hormonal açıdan da incelenmelidir. Doğum kontrol hapı gibi ilaçlar bu durumlarda kullanılır. Retinoid tedavisi A vitaminine benzer bir ilaçtır. Diğer tedavi yöntemlerine cevap vermeyen veya hızla iz bırakan akneleri olan hastalarda uygulanabilir.

Retinoid tedavisi nasıl bir tedavidir?

Retinoid tedavisi yalnızca cilt hastalıkları uzmanı tarafından uygulanabilen çok etkili bir tedavidir. Hastaya onay formu doldurularak verilir. Kadın hastaların tedavi süresince ve tedaviden sonraki 1 ay boyunca hamile kalmaması gerekir. Düzenli kan tahlilleri ve aylık muayenelerle hasta takip edilir.

Akne izleri nasıl tedavi edilir?

Akne izlerinde laser, dermabrazyon, kimyasal peeling, dolgu maddeleri, cerrahi yöntemler kullanılabilir. Hastaya göre kullanılacak yöntem değişir.

Lazer tedavisi kime yapılır?

Lazer tedavileri öncelikle izleri gidermeye yöneliktir. Akne tedavisinde kullanımıyla ilgili çalışmalar da vardır. Akne tedavi edildiğinde bazı hastalarda akne yerlerinde kalan kızarıklıklar ve deri yüzeyini bozan izler hastalar için büyük kozmetik problem oluşturmaya devam eder.

Lazerler nasıl etki eder?

Lazer sistemlerinin bazıları deride soyma yaparak etkili olurlar. 5-10 gün içinde deri yara olup iyileşir. Bir süre hafif bir kızarıklık olabilir. Bu lazerler iz, lekelenme, enfeksiyon gibi riskler nedeniyle sınırlı hastalarda deneyimli doktorlar tarafından uygulandığında başarılı olabilir.
Deriyi soyan lazerlerin uygulama zorluğu nedeniyle kullanımları çok sınırlıdır. Yeni lazer sistemleri bu açıdan çok avantajlıdır. Aslında uzun yıllardır kılcal damar tedavisinde kullanılan Pulse-dye lazer artık hafif ve orta şiddette sivilce ile birlikte olan kızarıklığın tedavisinde kullanılıyor. Ben de bu lazerle hastanın günlük yaşamını etkilemeden çok başarılı sonuçlar aldım. Bu lazerin ayrıca kollajen üretimini arttırıcı etkisi bulunuyor. Çöküklükler kabarıklıklar şeklinde oluşan izlerde de faydalı olabiliyor. Bu lazer FDA onaylı yurtdışında da çok kullanılan bir lazer çeşidi.

Pulse dye lazer tedavisi kolay mıdır?

Pulse-dye lazer tedavisi hastayı kısa sürede etkili ve güvenli bir şekilde görünüm açısından da memnun eden bir tedavidir. Tedavi süreci hastanın normal yaşamını sürdürmesini kısıtlamaz. Deri yüzeyini etkilemez. Birkaç gün sürebilen kızarıklık, morluklar olabilir. Kapatıcıyla kapatılabilirler. İşe, okula devam edebilirler.

Kaç tedavi seansı gerekir?

Sonuçlar 3-4 haftada alınmaya başlar. Genel olarak bir kaç seans tavsiye edilir. Her tedavi seansı 15-20 dakika kadar kısa sürer.

Tedavi ağrılı mıdır?

Hayır. Tedavi sırasında hafif bir rahatsızlık duyulabilir. Bu genelde bir lastiğin deri yüzeyine çarpması şeklinde bir histir.

Akne Tedavisinde yapılan yanlışlar nelerdir?

En önemli eksiklik hasta doktor iletişimidir. Hastanın akne hakkında fazla bilgiye sahip olmaması, hastalara yoğunluk içinde akne ve tedavi hakkında fazla bilgi verilememesi bir müddet sonra tedavinin yan etkiler nedeniyle ya da işe yaramıyor diye bırakılmasına neden olabilir. Bazı hastalar da ilaçları düzensiz kullanmakta bu yüzden de başarılı sonuç alamamaktadır.

Akne tedavisi ne kadar zamanda biter?

Hastaların bazıları kısa sürede sonuç bekler, Her hasta için uygun bir tedavi yöntemi mutlaka vardır. Ancak kişiden kişiye değişmekle birlikte tedavi nispeten uzun sürer. Akne tedavisi basamaklar halinde uygulanır. Mevcut tedaviye cevap alınamıyorsa bir üst basamağa geçilir. Bunun içinde genelde 4-8 hafta kadar beklemek gerekir.

Tedavi sonrası akne tekrarlarsa ne yapmalı?

Öncelikle akne geçse bile doktorla konuşmadan ilaçların bırakılmaması gerekir. Bu gibi durumlarda hastalığın tekrarlama riski daha fazladır. Bazı hastalarda akneler inatçıdır ve gerekirse tedaviler doktor kontrolünde tekrarlanabilir ve sonuç alınır.

Güneşlenmek akneye iyi gelir mi?

Güneş banyosu genelde akne için yararlıdır. Ancak hastaların yüzde 20′sinde kötüleşme gözlenir, bunun nedeni rutubetli bölgelerde bulunma ve fazla terleme dolayısıyla cildin gözeneklerinin daha çok kapanmasıdır. Bronzlaşmak akneyi baskılar, fakat bu durum da geçicidir. Güneş deri kanseri riskinin artmasına neden olduğundan ve aknede etkili birçok tedavi varken güneşte ve solaryumda yanmak önerilmez. Ayrıca akne tedavisinde kullanılan birçok ilaç güneşe karşı duyarlılık yapar ve yan etkiler gelişebilir.

Traş olurken nelere dikkat etmelidir?

Sakalların büyüdüğü yönde, sakalların yumuşamasını sağlamak için duş alırken ya da duştan hemen sonra ve cilde hasar vermeden traş olmak gerekir. Tedavi esnasında cilt hassaslaşır ve kullanılacak ürünlerin doktora danışılmasında fayda vardır.

Makyaj yaparken ve kozmetik kullanımında nelere dikkat etmelidir?

Makyajda yağsız ürünler kullanılmalıdır. Ağır makyaj, gözenekleri tıkar ve aknenin daha kötü olmasına neden olur. Mümkün olduğunca fazla makyaj yapılmamalıdır. Bazı akne ilaçları deride tahriş ve kurumaya neden olurlar ve normalde kullandığınız temizleyiciler, tonikler cildinizin daha da kötüleşmesine neden olur. Bu çok sık yapılan bir hatadır ve çoğu hasta ilaçların alerji yaptığını düşünerek tedaviyi bırakır.

Yazı: dr.canan@kozmed.com
THE HEALTH NEWS .org  siteden alıntı.

Kadınlar Ağrıya Dirençli

Ergenlikle başlayan adet ağrıları, sonrasında gebelik ve doğum… Hemen her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılara maruz kalıyor. Bu ağrı deneyimleri ise kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.

Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette de farklı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler değişik ağrı deneyimlerine neden oluyor.

Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, “Ağrı vücudun belirli bir bölgesinden kaynaklanan, bir doku hasarına bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili hoş olmayan, duyusal bir histir” diye ağrıyı tanımlayarak şöyle devam ediyor:
“Tekrarlayıcı ağrı yakınmaları bakımından kadın ve erkek cinsleri arasındaki farklılıklar ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde sürer. Çocukluk çağında da cinsiyet farklılıklarına bağlı ağrı şikayetleri olabilir. Genellikle kız çocukları, ailenin ilk çocukları ve alt sosyo-ekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu psikolojik bir olaydır. Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.”

KADINLAR VE ERKEKLER FARKLI AĞRILAR YAŞIYOR
Ağrı konusunda kadın ve erkek arasındaki farklıkların üç temel sebebi bulunuyor: Hormon ve organ farklılıkları, kültürel ve toplumsal rollerdeki farklılıklar ve adale farklılıkları.

Kadınların cinsiyet organları ve hormonal değişimleri farklı ağrı deneyimlerine yol açıyor. Kadınların çoğu adet ağrısı, yumurtlama ağrısı, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrılar yaşıyor. Tüm genç kızların yaklaşık yüzde 50’si erken ergenlik döneminde adet ağrısı deneyimine sahip. Geç ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 75’e ulaşıyor. Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artıyor.

Değişen kadın erkek rollerinin ve yaşamdaki biçimlerinin ortaya çıkardığı durumlar da ağrı üzerinde çeşitli etkilere sahip. Örneğin bu yüzyılın başında, bel ağrılarının erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü kabul edilirdi. Ancak endüstriyel toplumların hızlı gelişimi sonucunda kadının iş hayatına ve üretime giderek daha aktif katılması, bel ağrıları konusundaki kadın erkek farklılığını ortadan kaldırdı. Kadın adalelerinin daha zayıf, erkek adalelerinin ise daha güçlü olması ise bazı ağrıların kadınlarda daha fazla ya da daha sık görülmesine neden olabiliyor.

KADINLARIN AĞRI DENEYİMİ DAHA FAZLA
Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda da etkili bir rol oynuyor. Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Dr. Selçuk Dinçer bunu şöyle açıklıyor:
“Beyindeki kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonsal değişiklikler ağrı algılaması, iletimi ve duyarlılığı bakımından her iki cinste farklılığa yol açmaktadır. Deneysel araştırmalara ait bilgiler, biyolojik faktörlerdeki değişikliklerin kadınlarda baş ağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olmasına neden olduğunu düşündürmektedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda etkilidir.”

Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni var: Birincisi kadın ve erkeğin yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahip olması, ikincisi ise kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olması. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrıya tepkiyi de belirliyor.

Dolayısıyla ağrılar karşısında erkek ve kadın, aralarındaki farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izliyor. Kadın ağrı duyduğunu rahatlıkla dile getirip doktora başvururken erkek bu konuda kadına oranla daha çekingen ve kendini saklamaya meyilli oluyor. Bu, kadının toplumdaki rolüyle ilgili sosyo psikolojik bir farklılık. ‘Kadın, sosyal sorumlukları gereği ağrısının bir an önce geçmesi için tedavi yolu ararken erkek, ağrısının olduğunu belirtmekten bile kaçınmaktadır’ diyen Prof. Dr. Özyalçın, kadınların erkeklerden daha çok ağrı yaşadığı yanılgısının kaynağında kadınların ağrıyı daha çok dile getirmesinin yattığını söylüyor.

Kadınların ağrıya erkeklerden daha dayanıklı ve dirençli olduğunu söylemek de mümkün. Bunun bir nedeni, kadınlarda östrojen gibi bazı hormonların ağrıdan koruyucu özelliklere sahip olması. Yapılan araştırmalara göre kadınların, örneğin ameliyat sonrası ağrılarda daha az ağrı kesici kullandığı ortaya çıkmış. Ancak erkeklik hormonlarının da ağrı giderici etkileri olduğuna ilişkin araştırmalar da bulunmaktadır. Kadınların ağrıya daha dirençli olmalarının önemli bir nedeni de ağrı konusunda daha deneyimli ve daha hazır olmaları. Özellikle doğum yapmış kadınların doğum ağrısı deneyimi ve pek çok kadının adet ağrısı deneyimi kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.

Genel Kronik Ağrı Sıklığında Cinsiyet Farklılıkları

BAŞAĞRILARI
Migrenin ergenlik döneminde kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla daha sık görüldüğü belirlenmiş. Yaş arttıkça aradaki fark giderek azalıyor. Auralı migren (klasik migren) kadınlarda daha sık görülürken, aurasız migren (basit migren) erkeklerde daha sıktır. Ayrıca bazı migren tipleri kadınların hormonal dönemleriyle doğrudan ilişkili. Adetlerin başlangıcında hormonal değişimle birlikte migren atakları artıyor. Buna menstrüasyona bağlı migren adı veriliyor. Sadece adet döneminde migren ağrısı hisseden hastalar da bulunuyor.

Gerilim tipi başağrıları, çene ekleminden kaynaklanan ağrılar, oksipital nevralji, trigeminal nevralji gibi baş bölgesi ağrıları kadınlarda daha sık görülüyor. Bununla beraber küme başağrısına erkelerde daha sık rastlanıyor.

BEL VE KOL BACAK AĞRILARI
Bel ağrıları sıklığında kadın ve erkekler arasındaki ağrı sıklığı farkı, kadınların da aktif çalışma hayatına giderek daha fazla katılımı ile azalıyor. Tabi bunda kadınlar arasında sigara içiminde artış, hamilelik gibi etkenlerin de rolü var. Kadınlarda el bilek kanalı sıkışmasına, adalelere (piriformis sendromu, miyofasyal ağrı sendromu), toplardamar hastalıklarına (varis) bağlı ağrılara daha sık rastlanıyor. Erkeklerde ise daha çok atardamar yetmezliklerine bağlı ağrılar gözleniyor.

Ayrıca fibromiyalji sendromu, romatoid artrit, multipl skleroz, lupus eritamatozis, yemek borusu yangısı, intertistiyel sistit, kronik kabızlık gibi ağrılı seyreden rahatsızlıklar kadınlarda daha yaygın gözleniyor. Pankreas hastalığı, mide ülseri, zona ağrıları erkelerde kadınlardan daha çok görülüyor.

KADINLARA ÖZGÜ AĞRI TİPLERİ
Adet Ağrısı (Dismenore)
Adet ağrısı yumurtalığın yarattığı gerilimle ortaya çıkıyor. Adet ağrısı olan kadınların yüzde 33’ü orta şiddette, yüzde 32’si şiddetli ağrılı iken yüzde 14’ü dayanılmaz şiddette ağrıları olduğunu belirtiyor. Kadının sosyal hayatını, günlük aktivitelerini ve çalışma koşullarını oldukça olumsuz etkileyen adet ağrıları, çok şiddetli olduğu dönemlerde kadının iş hayatından tamamen uzaklaşmasına sebep olabiliyor.

Adet ağrılarının, birincil ve ikincil dismenore olmak üzere iki tipi var. Birincil dismenore kolik tarzında görülen bir ağrı ve genellikle hafif yaşanıyor. Yapısal bir bozukluktan kaynaklanmıyor. Hastanın günlük aktivitesini engellediği zaman ağır olarak nitelendiriliyor. Prof. Dr. Özyalçın, “Vakaların çoğunda, ağrı adetten yarım gün önce başlar bir günden az sürer” diyerek eşlik eden semptomları şöyle sıralıyor: “Birincil adet ağrılarında bulantı, kusma, ishal de olabilir. Bu tip adet ağrıları birkaç yıl içinde kendiliğinden kaybolabilir. Fakat 10 hastanın 8’inde ilk çocuğun doğumundan sonra kaybolur. İleri derece adet ağrıları birçok genç kızda ve kadında işten, okuldan ayrı kalmaya yol açabilir. Hafif ve orta bulgular analjeziklerle tedavi olur.”

Birincil dismenore ağrısı genellikle tüm karın bölgesinde ya da simetrik olarak kasıkta gelişiyor. Sırta, alt belin üstüne, yanlarda ise bir ya da iki kalçaya yayılıyor. Tam mekanizması bilinmemekle birlikte, ağrının rahim kaslarındaki gerginlik artışına, normal adet gevşemesinin olmamasına, kan akımında geçici bir tıkanıklık olmasına bağlı olabileceğini söylemek mümkün. Bu durum artmış ya da ritmik olmayan, rahim kasındaki kasılmalara ve rahim duvarında sinir uçlarının duyarlılık artışına yol açıyor.

Adet dönemi ağrısı bir rahatsızlığın belirtisiyse ya da bir rahatsızlığın sonucunda ortaya çıkıyorsa, buna ikincil dismenore dendiğini belirten Dr. Dinçer ikincil dismenorenin, rahmin yerleşim posizyon bozuklukluklarından, gelişmeyle ilgili sorunlardan, ek hastalıkların çıkardığı sorunlardan ve bazı rahim kası urlarından kaynaklanabildiğini söylüyor.

Ters dönük rahime bağlı ağrı
Rahimin ters dönmesi, erişkin kadınların yüzde 15 ile 20’sinde görülüyor. Ağrı genellikle adet öncesi (premenstrüel) dönemde daha şiddetli olup, adetin birinci veya ikinci gününden sonra azalıyor. Rahimin ters dönmesi belirti vermezse tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak ağrı şikayetleri oluşursa, rahim ağzına halka yerleştirilerek rahim yeniden şekillendiriliyor. Ağrı şikayeti tedavi sonrası kaybolursa yerleştirilen halka 6 ile 8 hafta bırakılıyor. Ağrı tekrar oluşmazsa halka çıkarılıyor ve gerekmedikçe başka tedavi uygulanmıyor.

Endometriozise bağlı ağrı
Rahim iç duvarını oluşturan hücrelerin, rahim iç bölgesi dışında vücudun başka bir yerinde ortaya çıkmasıyla oluşuyor. Özellikle yumurtlama dönemlerinde bu hücrelerin rahim içindeymiş gibi davranması sonucunda ortaya çıkan ağrılı sorunlardır. Rahim dokularının vücudun başka yerlerinde yapışmış olmasından ortaya çıkan bu ağrı, sadece adet günlerinde görülüyor. Çıktığı yere göre bulgu veriyor. Eğer rahim dokusu bacaktaysa bacak ağrıyor ya da kalçadaysa ağrı kalçada hissediliyor.

Yumurtalık kisti ağrısı
Yumurtalık kistlerine bağlı ağrı şikayetleri seyrek de olsa daha çok gençlerde görülüyor. Genelde doğum kontrol haplarıyla tedavi ediliyor. Kistin kaybolması ile birlikte ağrı şikayetleri de geçiyor. Kist oluşumunun sık tekrarı durumunda ise cerrahi girişim uygulanıyor. Prof. Dr. Özyalçın bu tip ağrılarla ilgili şunları söylüyor: “Yumurtalık kistleri, belirli hormonların aktif olduğu dönemlerde gerilir ve bu gerilimin artmasına bağlı yumurtalık ve kasıkta ağrılar hissedilir. Kistin bulunduğu yerlerde, kalçaya ve bele yayılan ağrılar şeklindedir. Bütün kistler ağrı yapmaz. Ağrı kistin durumuna ve büyüklüğüne göre değişir. Bazen kistler patlayarak akut ağrılı sorunlara yol açabilirler. Bu gibi durumlar hemen ameliyat gerektirebilir.”

Belirgin patoloji olmaksızın gelişen kronik pelvik (kalça) ağrılar
Jinekolojik kaynaklı olan fakat herhangi bir nedenin bulunmadığı kronik ve tekrarlayan pelvik (kalça) ağrıları da kadınlarda sıkça görülüyor. Bu ağrı, kadın cinsel organlarının pelvik bölgede yerleşmiş olmasından kaynaklanıyor. Bazı vakalarda ağrının psikolojik kaynaklı olduğunu vurgulayan Dr. Selçuk Dinçer, “Psikiyatrik araştırmalar, çocukluk yaşta ya da daha ileri yaşlarda cinsel veya fiziksel tacize uğramış kadınlarda pelvik ağrıların arttığını gösteriyor. 2000 yılında yapılan bir araştırmaya göre ABD’de 9 milyon kişi bu ağrıyı yaşıyor. Bu vakaların yüzde 70’inin tanısı ise konulamamış. Tanı maliyetleri ise oldukça yüksek. En önemli belirtisi karnın alt bölgesi ve bel ağrısıdır. Ağrı şikayetleri adet öncesi dönemde daha şiddetli olup, adetin birinci, ikinci gününde şiddeti azalır. Tam olarak tanımlanmış başarılı bir medikal tedavisi yoktur. Hastanın yakınmalarına tatminkar bir açıklama bulunamasa da, bu şikayetlerin ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Doktorun, hastanın ailesi ve sosyal durumu hakkında bilgi edinmesi çok önemli. Psikolojik problemler, bu tip nörotik davranış biçimine eşlik edebileceği için tedavide bu durumun mutlaka göz önüne alınması gerekiyor” diye konuşuyor.

Psikolojik kaynaklı rektal perineal (kalça) ve cinsel organ ağrıları
Uzmanlar, psikolojik kaynaklı kalça ve cinsel organ ağrılarını genellikle tacizle ilişkilendiriyor. Bu ağrı tipine, şizofreni ya da majör depresyon bulguları eşlik edebiliyor.

Adet ortası ağrı (Mittelschemerz)
Mittelschemerz, iki adet ortasındaki yumurtlama döneminde gerilime bağlı olarak oluşan bir ağrı tipi. Daha çok 20-30 yaş arasındaki genç kadınlarda görülüyor. Ağrı birkaç saat ile bir iki gün arasında sürüyor. Ancak kimi zaman bu süre dört güne kadar çıkabiliyor.

Mittelschemerz, 20-30 dakika süren şiddetli ağrı ile başlayıp yavaş yavaş kayboluyor. Karnın alt bölgesinde, tek taraflı veya iki taraflı ağrı olarak ortaya çıkıyor. Belirli bir patolojik nedeni olmasa da, olgunlaşmakta olan yumurtanın tüp yada rahim kasında yaptığı kasılmaların yarattığı gerginlik artışı sonucunda oluştuğu biliniyor. Eğer ağrı şiddetli değilse tedavisi için basit ağrı kesiciler yeterli.

Tüberküloz salpenjit
Yumurtanın, yumurtalıktan rahime geçtiği kanalda tüberküloz oluşması dolayısıyla görülen ağrı. Gelişmiş ülkelerde oldukça seyrek görülse de az gelişmiş ülkelerde halen gözlemlenen bir sorun. En sık görülen belirtileri kısırlık, kalça ağrısı, genel durumda düşkünlük yani günlük aktivitelerin yerine getirilmemesi ve adet bozuklukları. Antitüberküloz ilaç tedavisi uygulanıyor. Tedavinin 18 ay ile 2 yıl arasında sürmesi gerekiyor. İlaç tedavisine rağmen ağrı ve kalça ile ilgili semptomlarda azalma olmuyorsa cerrahi müdahele gerekebiliyor.

Posterior Parametrit
Rahimin yanlarından çıkarak, rahimin pelvis içindeki yerinde kalmasını sağlayan bağlardan biri olan ligamentum latum denilen yapının içinde bulunan gevşek bağ dokusuna parametrium adı verilir. Parametriumda ortaya çıkan enfeksiyon, iltihapsız ödem (enflamasyon) durumlarında alt karında bazen de belde ağrı olabilir.

KAYNAK: Acıbadem Hastanesi

Kadınlarda Hipertansiyon

Türkiye’de, erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37’sinde hipertansiyon görülürken, erkeklerde bu oran yüzde 28…

Hipertansiyonun görülme sıklığının, yaşlanmayla birlikte arttığını belirten Satman, şöyle konuştu:
“Hipertansiyon, ilk olarak 25-55 yaşlarında ortaya çıkar. 20 yaşından önce tek bir nedene bağlanamayan (primer hipertansiyon) çok nadirdir. Bu yaş grubundaki hipertansiyon çoğu kez başka bir hastalıktan, (böbrek yetersizliği, böbrek veya kalp damarlarının daralması, böbrek üstü bezinde ur bulunması gibi) kaynaklanmaktadır. 50-55 yaş grubunda yüzde 47, 60-65 yaş grubunda yüzde 62, 70 yaşından sonra yüzde 74 oranında hipertansiyon görülmektedir.”

Satman, hipertansiyonun erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37’sinde, erkeklerde ise yüzde 28 görüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Hipertansiyon, kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle kadınlarda hipertansiyon erkeklerden yüzde 32 oranında daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında kadınlarda obezite ve diyabetin daha yaygın olması, hormonal nedenler, hareketsizlik ve bazı ilaçların (romatizma ilaçları, kortizonlu ilaçlar ve östrojen gibi hormonal ilaçlar vb.) kullanılması sayılabilir.”

“ERİŞKİN NÜFUSUN YÜZDE 30’U HİPERTANSİYONLU”
Türkiye’de 20 yaş ve üzerindeki erişkin nüfusun yüzde 30’unun hipertansiyonlu olduğunu vurgulayan Satman, şunları kaydetti:
“Hipertansiyonlu kişilerin yaklaşık olarak yarısından biraz fazlası (yüzde 54), kan basıncı yüksekliğinin farkında değildir. Hipertansiyonu olduğunu bilen hastaların ancak yüzde 45’i düzenli ilaç kullanmaktadır ve bunların da sadece yüzde 40’ında kan basıncı kontrol altında bulunmuştur. Dünyada çeşitli toplumlarda erişkin nüfusun hipertansiyon sıklığı ise yüzde 25 civarındadır.”
THE HEALTH NEWS .org    siteden alıntı.

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com