Estetik Ameliyat Câiz mi?

06/17/2007

İSLAMDA KADIN 

Estetik Ameliyat Câiz mi?

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Allah şeytana lanet etti  ve o şöyle dedi “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağı ve onlara emredeceğim, hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisa Suresi 119)

Allah Resulu  buyuruyor:
“Allah, iğreti saç takana da taktırana da, dövme yapana da, yaptırana da lanet etsin.”

Bir kadın Peygamberimize gelerek
“Ey Allah’ın resulu, kızım, kızamık çıkardığı için saçları döküldü. O’nu evlendirdim, kendisine peruk takabilirmiyim? dedi.
Allah Resulu “Peruk takana da taktırana da Allah lanet etsin” buyurdu.

Diğer bir hadis-i şerifte:
“Güzellik için iğne ile dövme yapan ve yaptıran kadına, tüy yolan ve yolduran kadına, dişlerini seyrekleştiren ve Allah’ın yaratmasını bozan kadına Allah lanet etsin.”

Hadis-i Şerifte “Güzelik için dişlerini birbirinden ayıranlar” ifadesi meseleyi açık bir şekilde izah ediyor. Bir kadın veya erkeğin  zaruret olmadan dişlerini inceltmesi, burnunu ve göğsünü düzelttirmesi, yüzünü gerdirmesi Allah Resulü’nün lanet ettikleri şeylerdir, haramdır.

Ancak doğuştan insanın haareketine veya konuşmasına zarar veren “altı parmak, yapışık parmak veya yarık dudak” gibi organlar düzeltilebilir.

Ayrıca konuşma veya harekete zarar vermeyipte ruhsal yönden zarar veren insanın her girdiği mecliste  başkalarının dikkatini çekecek, kendini hakir gösterecek, hissi veya psikolojik olarak kendisini ızdırap içinde bırakacak çirkin bir yer varsa kendini üzen bu asli sıkıntıyı giderme niyeti olduğu müddetçe böyle bir ameliyata mahsur yoktur.

Herhangi bir kaza sonucu meydana gelen yaralarda estetik ameliyatla eski durumuna getirilebilir.

Hiçbir zaruret olmadan yalnız güzellik maksadı ile yapılan değişiklikler, ameliyatlar haramdır.
Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Kur’an’da Sağlık ve Bulaşıcı Hastalıklar

İSLAMDA KADIN 

Kur’an’da Sağlık ve Bulaşıcı Hastalıklar

Kur’an-ı Kerim asırlardan beri, düşünce, duygu ve davranışlarımıza yön verdiği gibi, sağlığımızı da olumlu yolda etkilemiştir. Teknmiğin ilerlemesi, Kur’an-ı Kerim’in emir ve yasaklarındaki hikmetleri daha iyi ortaya koymaktadır. Bütün çıkmazları ve çaresizlikleri ona başvurarak halletmek isteyenlerin O, şüphesiz imdadına yetişecektir.
Kur’an-ı Kerim buyuruyor:
“Başınıza her ne musibet geldiyse, kendi ellerinizin kazanmasıyladır.”((Şura Suresi 30). Hastalığa genellikle insanların sebep olduğu bu âyet-i celilede vurgulanmıştır. ayrıca hiçbir kusuru bulunmayan  masum kimselerede hastalık ve musibetler gelebilir. Bu, ya o müslümanın derecesini yükseltmek için veya sabırla, ona daha çok mükafat kazandırmak içindir.
Kur’an-ı Kerim’deki birçok haramların hikmetleri bugün anlaşılmaktadır.
Âyetlerin iniş sırasında tam olarak bilinmiyordu. Fuhşun zührevi hastalıkları doğurduğu da, yine çağımızın başlarında farkedilen bir olaydır. Ancak bugün bütün yasakların sebeplerini bildiğimizi de iddia edemeyiz. AIDS’in %73 oranında fuhşa dayandığını bundan yirmi yıl önce söylemek  mümkün değildi. Bunun gibi bundan 10-15 yıl sonra bu yasaklara bağlı yeni hastalıkların çıkmayacağı söylenemez.
Allah2ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçmak mumin için yegane gayedir. Fakat, haramların hastalıklar da dahil çeşitli olumsuzluklara yol açacağından şüphe etmeyiz.

Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Organ Nakli

İSLAMDA KADIN

Organ Nakli

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI

(Organ Nakil)
KARAR TARİHİ : 03.03.1980
Hacettepe Üniversitesi Tıp. Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Mehmet Haberal’ın ölmüş kimselerden alınacak organ ve dokuların, tedavileri ancak bu yoldan yapılabilecek hastalara nakli konusunda, Başkanlık Makamından havale olunan dilekçesi Kurulumuzca incelendi.

Yapılan müzakere sonunda :

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet’in delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet’te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslam fakihleri tarafından bu umumi kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.

Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.

Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap… vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En’am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.

Söz konusu ayet-i celilelerden, İslam fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır.

O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;

  • Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,
  • Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)
  • Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.

İslam fakihleri,

  • Karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,
  • Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,
  • Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,

Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim, Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu’nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle;

“…âmmenin menfaat ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak âmme zararının önlenmesi, hayatta bulunmaları sebebiyle daha şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer’î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınarak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyle ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmanın, İslamî hükümlerin bir gereği olduğu…” ifade olunmuştur.

İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mübah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, “tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı…” beyan edilmiştir.

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise “yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı…” ifade olunmuştur.
Yurdumuz dışında, çeşitli İslam Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir.
Kurulumuzca da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır.

  • Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi,
  • Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması,
  • Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması,
  • Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması,
  • Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması,
  • Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir. 

el-İsra Suresi , 70; et-Tin Suresi, 4
el-Hidaye, el-İnaye ve Feth’ül-Kadir 1/65; Fethu babi’l-İnaye, 1/126; Fetevay-ı Hindiye, 2/390
Cessas, Ahkamü’l-Kur’an, 1/156; İbnü’l-Arabi, Ahkamü’l-Kur’an, 1/55; Kurtubi, 2/232 ve 7/73; İbn Hazm, el-Muhalla, 7/426
Fetevay-ı Hindiye, 2/296; el-Va’yü’l-İslami, Sayı 137, Yıl 1396, Kuveyt; Istılahat-ı Fıkhiye,3/157
Fetevay-ı Hindiye 2/390
Kaynak:
1) Diyanet Başkanlığı Sitesi  

Tüp Bebek

İSLAMDA KADIN 

Tüp Bebek

Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde;
a. Döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikahlı eşlere ait olması, yani bunlardan herhangi biri yabancıya ait olmaması;
b. Döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde (yumurtanın sahibi olan eşin rahminde) gelişmesi;
c. Bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben sabit olması;
şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir.

Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması sebebiyle caiz değildir.
Kaynak:
1) Diyanet Başkanlığı Sitesi 


YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com