Çürümüş kemikler nasıl dirilir

05/13/2007

Hz.Resulallah (s.a.v) Efendimiz Mekke’lilere ölümü ve tekrar dirilmeyi haber verince, kafirlerden Übey b. Halef, gitti kabristandan çürümüş bir kemik buldu, kemiği elinde ufalayarak Allah Resûlü’nün yanına geldi. Kendisinin ilk yaratılış hâlini unutup alaylı bir tavırla:

“Ya Muhammed! Şu çürümüş kemiklere mi can verilecek ? Sen Allah’ın bu kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” diye sordu. Efendimiz (s.a.v):

“Evet, Allah seni diriltecek ve cehenneme sokacaktır.”(1) cevabını verdi. Bu olay üzerine Yüce Rabbimiz şu ayetleri indirerek, Resûlünü tasdik buyurdu:

“Resûlüm, tekrar dirilmeyi inkar eden o kafire deki:

O kemikleri ilk defa yaratan Allah tekrar diriltecek.

O Allah, yaratacağı her şeyi en iyi bilendir.

Yeşil ağaçtan sizin için kırmızı ateşi çıkaran O’dur.

Gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi ?

Evet, elbette güç yetirir.

O her şeyi hakkıyla bilen ve dilediğini yaratandır.” (2)

——————
(1) İbnu Kesir, Tefsir, VI,593. Riyad, 1997.
(2) Yasin,79-81.

Devamlı Oruç

Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh’ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve âlim bir kişiydi, Resulûllah aleyhisselâmın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi âdet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine:

— Kocan nerede, hâli nasıldır? diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki:

— Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alâkadar olacak zaman bulamamaktadır.

Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh’ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, «Hanımın müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun» dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.

Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah’ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselâm:

— Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen? diye sordular.

Abdullah radiyallahu anh’ın, «Evet, ey Allah’ın Resulü» şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular:

— Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibâdet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfatlanır. Bu;, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.

Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh’e az gelmişti. Peygamber aleyhisselâm bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselâm «Bu Davud aleyhisselâmın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz» buyurdular. Bununla beraber Resulûllah aleyhisselâmın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti:

— Peygamber aleyhisselâmın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu…

(Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)
Aişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edilir ki:

Resulûllah aleyhisselâm, kendisinin süt kardeşi olan. Osman bin Maz’ûn radıyallahu anh’ı huzuruna çağırtmış ve şöyle demişti:

— Sen benim sünnetimden ayrıldın mı? Osman bin Ma’z’ûn radıyallahu anh;

— Hayır, vallahi, ey Allah’ın Resulü! Ben ancak senin sünnetini taleb ediciyim, cevabında bulununca, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

— Ama ben hem uyuyor, hem de namaz kılıyorum; hem oruç tutuyor, hem de (devamlı) tutmuyorum ve kadınlarla da nikahlanıyorum. Şu halde Allah’tan kork, yâ Osman! Çünkü senin üzerinde ailenin hakkı var, misafirlerinin hakkı var, nefsinin hakkı var. Bu bakımdan devamlı değil, bazen oruçlu ol, bazen de oruçlu olma, geceleri de hem namaz kıl, hem de uyu!..

(Ebû Davud)

Efendi Kim?

Efendimiz(s.a.v.) sahabelerine bir ikram sırasında hizmette bulunurken,uzaklardan gelen bir atlı yanlarına yaklaşarak:

-”Bu kavmin efendisi kim? O’nu arıyorum”dedi.

Efendimiz(s.a.v.) bu soruya,gurur olur endişesi ile “benim” diye cevap veremedi. Ve o anda sahabelerine hizmet etmekte olduğundan,asırlar boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap niteliği taşıyan şu sözlerle mukabele etti:

-”BİR KAVMİN EFENDİSİ ONA HİZMET EDENDİR.”

**Senin her sözüne, tevazuuna, canlarımız feda ya Resulallah**

Ey ölüm meleği, yumuşak davran !

Ensar’dan bir zat vefat etmek üzereydi. Alemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz de bu zatın yanında bulunuyor, onunla ilgileniyordu. Efendimiz (s.a.v) ölüm meleği Azrail’in (a.s) geldiğini gördü ve aralarında geçen konuşmayı şöyle haber verdi.

Resûlullah (s.a.v), ölüm meleğine:

- Ey ölüm meleği, bu sahabeme yumuşak davran; şüphesiz o bir mü’mindir.” buyurdu. Ölüm meleği Azrail (a.s) şöyle dedi.

- Gönlün hoş, gözün aydın olsun; bil ki ben her mü’mine yumuşak davranırım. Ey Muhammed, şunu bil: Ben bir insanın ruhunu alınca, onun ailesinden birisi feryat ederse, ben ruh elimde olduğu halde adamın evinin kapısında durur ve:

“Bu feryat da ne oluyor? Vallahi biz bu kimseye zulmetmedik, ecelinin önüne geçmedik, kendisi için takdir edilen vakitten önce gelmedik. Onun ruhunu aldığımız için bir günaha da girmedik. Eğer Allahu Teala’nın yaptığına razı olursanız, sevap alırsınız. Eğer üzülür ve kızarsanız, günaha girersiniz. Sizin bizi ayıplayacak bir durumunuz yok. Hem biz size daha çok geleceğiz. Siz kötü halden sakının, kötü ölümden sakının.” derim.

Ey Muhammed! Yer yüzünde köylü-şehirli, iyi-kötü kim varsa, ben her gün onları gözden geçiririm. Ben onların büyüğünü ve küçüğünü kendilerinden daha iyi tanırım. Vallahi Ya Muhammed, Allahu Teala’nın izni olmadan ben bir sineğin canını almaya güç yetiremem.”

Bu hadisi nakleden Cafer b. Muhammed (rah) demiştir ki:

“Bana şu haber ulaştı: Azrail Aleyhisselam insanları namaz vakitlerinde gözden geçirir. Ölüm anında ruhunu almak için baktığında, eğer o kimse namazlarını muhafaza eden bir kimse ise, melek ona yakın durur, şeytanı ondan uzaklaştırır. Bu arada melek ona: “Lâ ilâhe illallah Muhammedu’r-Resûlullah” sözlerini telkin eder. Bu, gerçekten büyük bir hâldir.” (1)

——————
(1) Ebu Nuaym, Marifetü’s-Sahabe, II,231 No:2572. (Beyrut,2002); Tabarani, el-Kebir, No: 4188; İbnu Hacer, el-İsabe, I,425; Suyuti, Şerhu’s-Sudur,77; el-Muttaki, Kenz, No:42194; Heysemi, ez-Zevaid,II,326.

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com