Kadir Gecesi mîlâddır.

10/04/2007

Kadir Gecesi mîlâddır

Kadir Gecesi sadece Kur’an’ın inmesi demek değildir. Kardeşliğin, vahdetin, sevginin, merhametin, zulme tahammülsüzlüğün, diri diri toprağa gömülen kızların kurtarılması, kadın haklarının tecellisidir. Yani O miladdır.

İnsanlık tarihinin dönüm noktası; Kadir Gecesi

Kadir Gecesi denildiğinde, sizin ruh aleminizde inkişaf eden manevi hatıra nedir? Kur’an-ı Azümişşan’la özdeşleşmenin zirvesi olan bu geceyi nasıl idrak etmek gerekir?

Kadir Gecesi’nin kadrini bilmek lazım. Kadir Gecesi insanlık tarihinin de dönüm noktasıdır. Hz. Peygamber hayatında değil sadece. Çünkü Hz. Peygamber daha Peygamber olmadan önce Kadir Gecesi tespit ediliyor. Ve Kur’an’la özdeş hale getiriliyor. Kadir Gecesi, bir anlamda Müslümanların ufkunda bir hatıradır. Nebevî bir dönemin ve Cebrail Aleyhisselam’ın yeniden inişinin tecellisidir dikkat ederseniz. Kadir Sûresi’nde “Tenezzelül melaiketüh verruhu fiha bi iznih Rabbihim”. O gece melekler ve ruh iner. Ruhtan maksat Cebrail Aleyhisselam’dır. Hiçbir gece değil o gece iniyor. Çünkü Hz. Muhammed(s.a.v.)’e o gece indi. O ilk hatıra sürekli tazeleniyor. Yani Kur’an hiç eskimiyor. Kur’an ilk gece Hira’da indiği gibi şu anda.

Kadir Gecesi, Kur’an Medeniyeti’nin dünyaya doğması demektir. Sadece Kur’an’ın inmesi demek değildir. Kardeşliğin, vahdetin, sevginin, merhametin, zulme tahammülsüzlüğün, diri diri toprağa gömülen kızların kurtarılması, kadın haklarının tecellisinin hepsinin başlangıcı, yani miladıdır O. Aksi durumda Kadir Gecesi’ni anlamamış oluruz.

Bu geceyi Hz. Peygamberin değerlendirdiği gibi değerlendirmek lazım. Hz. Peygamber, Kadir Gecesi’nde çok dua ederdi. Yani sabaha kadar, fecir vaktine kadar bu fırsatı, fırsat bilmek lazım. Yani fırsatçılık yapmak lazım.

Kadir Gecesi’nin gününün gizliliği çok önemli. Ramazan’ın tekli ve son on gününde aranması salık verilir. Ama bazı alimler, Kadir Gecesi’nin yılın her gecesinde aranması gereğini ifade ederler. Yani her geceyi Kadir Gecesi bilmek lazım.

Pek çok hayır ve bereketi bünyesinde barındıran, manevî haz ve vecdin doruğa ulaştığı Ramazan ayının son günlerine yaklaşmanın hüznünü taşırken, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ne kavuşuyor olmanın sevinç ve heyecanını yaşıyoruz. 19 Ekim Perşembe gününü 20 Ekim Cuma gününe bağlayan gece Kadir Gecesi’dir.

Zaman ve mekanlar; kendilerinde meydana gelen önemli olaylarla değer kazanırlar. Kadir Gecesini bu derece değerli kılan en önemli sebep de Kur’ân-ı Kerîm’in bu gece indirilmeye başlanmış olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in nüzulü ve Peygamberimizin insanlığa son peygamber olarak gönderilmesi, dünya tarihinin en önemli hadisesidir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu gece hakkında şöyle buyurulmaktadır: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”[1]

Kadir Gecesini gereği gibi anlayıp hakkıyla değerlendirmenin yolu, Kur’ân-ı Kerîm’in eşsiz mesajlarını anlamaktan geçer. Bu itibarla, Kadir Gecesi; Kur’ân-ı öğrenme ve Rasûlüllah’ı tanıma, onların öngördüğü fazilet ilkeleri doğrultusunda yaşama ve her türlü kötülüğü terketme vesilesi kabul edilmelidir. Zira, insanlara dünya ve âhiret mutluluğunu sağlamayı hedefleyen ve manevi varlığımızı karartan her türlü olumsuzluktan arındırarak, bizi üstün ahlâkî değerlere yönelten Kur’ân’dır. O’nun getirdiği ilke ve prensiplerin özünde aydınlık, hoşgörü, dostluk ve kardeşlik vardır. O, insanlar arasında sevgi, uzlaşma, yardımlaşma, kardeşlik ve istikrarı sağlayacak; fert ve toplum planında pek çok ahlâkî ve sosyal problemin hak ve adalet çerçevesinde çözülmesine ışık tutacak ve insanlara gelişme yollarını göstererek onları geleceğe hazırlayacak ilâhî ölçüleri içeren bir kitaptır. Kur’ân’ın bu özelliği, “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler”[2], “Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz….”[3] ayetleriyle dile getirilmektedir.

Sayısız manevî güzelliğin yaşandığı ve mükafatların sınırsız olarak verildiği bu gecede;özümüze dönerek gaflet içinde geçen günlerimizi sorgulamalı, kendimizle hesaplaşmalı, iyi ve güzel davranışlarımızı artırmaya, kötü davranışlardan uzaklaşarak kalbimizdeki manevî kirleri temizlemeye çalışmalıyız.

Bu gece; Yüce Allah’ın bizlere bilgi, anlayış ve ihlâs vermesini, doğruyu bulduktan sonra kalplerimizi saptırmaması ve bizi affetmesi için dua edelim. Acı ve sıkıntı içindeki yüzlerin gülmesi ve göz yaşı dökerek yaşamak zorunda kalan insanların kurtuluşu için neler yapabileceğimizi düşünelim. Sevgili Peygamberimiz, faziletine inanarak ve sevabını da yalnız Allah’tan bekleyerek bu geceyi ihya edenlerin, geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdesini vermiştir.[4]

Konuyu Peygamber Efendimizin Hz. Aişe annemize bu gecede yapılmasını tavsiye ettiği duâ ile bitirelim. “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet”[5]

Ramazan Dosyasi

1. Ramazan ile Yenilenmek
2. Gelin Imanlarimizi Tazeleyelim
3. Hayir ve Bereket Ayi Ramazan
4. Oruç ve Takva
5. Orucun Fazileti
6. Oruç Gerçek Bir Arinma Olmali
7. Iman Kardesligi ve Oruç

1. Ramazan ile Yenilenmek

Dünyada hareket halindeki her seyin zaman zaman tazelenmeye, silkinmeye, arinmaya ve adeta hayata yeniden basliyormus gibi dinçlesmeye ihtiyaci vardir. Çünkü akip giden zaman monotonlasmaya, durgunlasmaya sebep olur. Bu yüzden ara sira akip giden zamanin farkina varmayi ve silkinmeyi saglayacak özel uygulamalarin ve dönemlerin olmasi gerekir. Bes vakit namaz günlük hayatimizda bunu saglar. Cuma namazlari haftada bir farkli bir ortamda, bizimle ayni inanci paylasanlarla bir araya gelerek silkinmemize, belli bir ümmetin mensubu oldugumuzun farkina varmamiza vesile olur. Ramazan ayi da yillik silkinmeyi, bir yil içinde tutan paslardan arinmayi, gevseyen vidalari sikmayi ve böylece sahip oldugumuz inanç dogrultusunda bir dirilis gerçeklestirmeyi saglar.

Allah Teala, mübarek Ramazan ayini özel olarak seçmis ve onu on bir ayin sultani yapmistir. Onu özel olarak seçtiginden dolayi da Kur’an-i Kerim’in indirilisi de bu ayda gerçeklestirilmistir. Sonra da müminlerin bu ayda bütün nefsani paslardan arinarak din ve inançta tazelenmeleri, kendilerine gelmeleri, adeta bir dirilis gerçeklestirmeleri için bu aya özel bir ibadet koymustur.

Oruç, iman ve ihlasta samimiyeti simgeleyen müstesna bir ibadettir. Çünkü oruç tamamen Allah’la kul arasinda olan bir ibadettir. Sevabini da Allah verecektir. Oruç Allah ve ahiret inanci konusundaki samimiyetin de göstergesidir. Çünkü bu konuda tereddütleri olanlar birtakim dünyevi hesaplarla diger ibadetleri yerine getirebilirler. Ama oruç tamamen Allah’la kul arasinda oldugundan bu ibadeti Allah için ve sevabini ahirette Allah’tan umarak yerine getirirler.

Oruç, ayni zamanda bir azim ve irade terbiyesidir. Bu ibadetle insan nimetler içinde olsa da belli bir zaman süresince onlardan yararlanmayarak itaat konusundaki kararliligini ve iradesine hakim olmadaki basarisini ortaya koyacaktir.

Orucun temel hikmetlerinden biri de açlik ve izdirap içinde olan Müslümanlarin sikintilarini tatmak ve onlarin dertlerini anlamaktir. Iste bu hikmetin temelinde de ümmet bilinci var. Yüce Allah tüm Müslümanlari tek bir ümmet kilmis, onlari kardes ilan etmis ve birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerini istemistir.

Sonuç itibariyle oruç bir tazelenme, iman tazeleme, nefis terbiyesi, iman kardesligini ve ümmet bilincini iliklerine kadar hissetme çabasidir.

ÇOCUK VE RAMAZAN

ÇOCUK VE RAMAZAN 

Çocuk meraklidir. Çocuk heveslidir. Çocuk saf, temiz, iyi niyetlidir. Davranislari, düsünceleri ön yargisizdir. Içinden geldigi gibi, düsündügü gibi yapar. Hayal dünyasi genistir. Olmazlarin içinde hayaliyle gezinir ve onlarin güzelligi ile hep güler. Çiçekler solmayinca, çocuklar aglamayinca güzeldirler. Onlari aglatmamak gerekir. Bombalarin, enkazlarin, yoksullugun, sadizmin, bencilligin altinda ezilmemeli çocuklar. Çocuk güzelin, iyinin, mutlulugun kahramani olmalidir.

Ramazan bir hos, bir güzel aydir, aylar içinde. Oruç da o ayin gülü. O gülden koklamak, o gülü seyretmek güzeldir. Ramazan gibi has bir ayin, has gülü orucu Mü’minler doya doya koklarlar, onu tâ cigerlerine kadar doldururlar. Mü’minlerin çocuklari da o aydan büyük zevk alirlar.

Normal ibadetlerden biri olan oruçta, senede bir kere gelmesinden dolayi evlerde büyük bir degisim yasanir. Evlerde gece hayati baslar. Ramazan öncesi tatli bir heyecan ve telas kaplar evleri. Alinmayan müstesna yiyecekler o ayda borç harç alinir. O ayda, yemeklerin, tatlilarin sayisi ve çesidi çogalir. Hele iftar öncesi evin haniminin memnun, edali telasi ve ezan dakikasinda yemegin sofrada olusu…

Aile fertleri uyuyor. Evin hanimi gece ikinci yarisinda kalkmis, mutfakta uykulu gözlerle, ama mutlu, yemek yapiyor. Sofra hazirliginda. Derken, sofra kurulmaya hazir hale gelince, oruç tutma yükümlülügü olanlar uyandirilir. Mahmur gözlerle, el yüz yikamaya gidenlerin sallanislari da pek hostur hani. Sofraya oturulur, besmele çekilir, mahmur bakislarla yemek fasli baslar. O da ne? Içerden bazi sesler gelir. Bu, evin küçük çocuklarinin sesleridir. Kasik seslerini ve yanan isigi merak ederler. Aksam demisti ya “Beni de sahura kaldirin, ben de oruç tutacagim.” Büyükler de “Sen küçüksün” demislerdi. Ama merak öldürülür mü, merak uyutur mu? “Acaba ne yiyorlar?” Yorganin altinda saga-sola dönerek, uyanik oldugunu belli etmeler. Acaba biri “gel” der mi? Hele bir “gel” dese çocuk nasil mutlu oturur sofraya. Böylece meraki gider, yorganin altinda kipir kipir eden gözlerin sahibinin.

Oruç tutmak büyük zevk verir çocuklara. Açligin zorlugunu, ailesine kendisini ispat etmenin mutlulugu yeter. O gün oruç tutar. Sonra iftar saati yaklastikça heyecan artar. Dakikalar geçmek bilmez. Bir elinde bir meyve, diger elinde seker gibi kirintilar, aksam yemeginin hos kokulari arasinda beklenen ses: Top sesi. Ha atildi ha atilacak derken “gümm” sesiyle, mutlulugun doruguna ulasan çocuklar. Hangisini önce yiyecegini bilmeyen çocuklar. Sonra sofradaki, mutlulugun en küçük üyesi olmanin güzelligi. Çocugun orucu güzeldir. Seytanin belini kiran bir oruç, çocuk orucu.

Yemek sonrasi, neler neler yemek ister. O gün büyümüstür. Öyleyse, babasinin gittigi yere gitmelidir. Camiye, teravih namazina… Arka saflardaki çocuklarin kikirdamalarini, ön saftaki çocuklar merak eder. Büyükler rükûya varinca hemen kosusmaya, etrafi kolaçan etmeye baslayan çocuklar. Teravihin uzunlugundan usanip yarida birakilmasi, büyüklerin sert uyarilari ve homurdanmalari sonucu gerçeklesebilir.

“Bak sakin orada kosturma, gülme, yaramazlik yapma.” gibi tembihlerle camiye götürülen çocuklarin, tüm masumiyeti camiye yansirken, vakit geçtikçe, çocuklara galebe çalar ve verdigi sözleri unuturlar. Kikirdar, güler, oynar, kosar, elleri bagli yürür, gözleriyle her yeri kolaçan eder ama yine de camide oldugunu unutmazlar.

Mevlid ve çocuk. Okutulan mevlidin arkasindan dagitilan simit, lokum, tatli, çocuk için o kadar degerlidir ki. Onun için mevlidi usanma pahasina dinlemeye çalisir. Mevlid öncesi dagitilirsa ne alâ, dinlemek, oturmak zorunda degil. Ama, sonra dagitilirsa, o zaman is kötü. Sahi, mevlid sekerlerini niçin önce büyüklere dagitirlar? Ondan çocuklar daha sevinçli olmaz mi? Hele yetmeyiverirse sekerler. Çocugun ümidi, hayal kirikligi ne olacak? Bu sebeple, sevindirme önce çocuklardan baslamalidir. Bir sekerlik mutlulugu çocuklardan esirgemeyelim. Mevlid maksadina ulassin.

Iftari, sahuru, teravihi, mevlidi ile çocuklar ramazani severler. Onun, insanlari mutlu edici havasini doya doya solurlar. Iftar sofrasinda, önünde mis gibi kokan ve insana gülen yemekleri, tatlilari iftar saatinde beklemenin anlik tadini, hiçbir dis baski olmadan, açliga ragmen sabretmenin büyüklügünü, göremedigimiz ama bize her türlü güzellikleri bahseden Allah’i ögrenir, yasar çocuklar. Iftarla beraber yemenin zevkiyle, yiyemeyenlerin acisini da hatirlar.

“Tekne orucu”yla baslayan ve ömrün sonuna kadar giden oruç yükselisi, ramazan maneviyati, çocuklar için çok önemli, büyükler için özlenesi günlerdir.

Bu zevkten, bu mutluluktan çocuklari mahrum etmeyiniz. Onlarin oruç isteklerine karsi çikmayiniz. Tutulan oruçlardan, kilinan namazlardan dolayi çocuklari tebrik edelim, ödüllendirelim. Çünkü çocuk hafizasi unutmaz. Cami, teravih, mevlid, iftar, sahur… Hepsini büyükler su anda “Ahh eski ramazanlar!” diye hasretle aniyorsa, çocuklar da bu kavramlari ve bu kavramlarla yasamayi ögrenecek ve unutmayacaktir.

Kaynak: Fehmi Reyhan, ilkadim dergisi

ÇOCUK VE RAMAZAN

ÇOCUK VE RAMAZAN 

Çocuk meraklidir. Çocuk heveslidir. Çocuk saf, temiz, iyi niyetlidir. Davranislari, düsünceleri ön yargisizdir. Içinden geldigi gibi, düsündügü gibi yapar. Hayal dünyasi genistir. Olmazlarin içinde hayaliyle gezinir ve onlarin güzelligi ile hep güler. Çiçekler solmayinca, çocuklar aglamayinca güzeldirler. Onlari aglatmamak gerekir. Bombalarin, enkazlarin, yoksullugun, sadizmin, bencilligin altinda ezilmemeli çocuklar. Çocuk güzelin, iyinin, mutlulugun kahramani olmalidir.

Ramazan bir hos, bir güzel aydir, aylar içinde. Oruç da o ayin gülü. O gülden koklamak, o gülü seyretmek güzeldir. Ramazan gibi has bir ayin, has gülü orucu Mü’minler doya doya koklarlar, onu tâ cigerlerine kadar doldururlar. Mü’minlerin çocuklari da o aydan büyük zevk alirlar.

Normal ibadetlerden biri olan oruçta, senede bir kere gelmesinden dolayi evlerde büyük bir degisim yasanir. Evlerde gece hayati baslar. Ramazan öncesi tatli bir heyecan ve telas kaplar evleri. Alinmayan müstesna yiyecekler o ayda borç harç alinir. O ayda, yemeklerin, tatlilarin sayisi ve çesidi çogalir. Hele iftar öncesi evin haniminin memnun, edali telasi ve ezan dakikasinda yemegin sofrada olusu…

Aile fertleri uyuyor. Evin hanimi gece ikinci yarisinda kalkmis, mutfakta uykulu gözlerle, ama mutlu, yemek yapiyor. Sofra hazirliginda. Derken, sofra kurulmaya hazir hale gelince, oruç tutma yükümlülügü olanlar uyandirilir. Mahmur gözlerle, el yüz yikamaya gidenlerin sallanislari da pek hostur hani. Sofraya oturulur, besmele çekilir, mahmur bakislarla yemek fasli baslar. O da ne? Içerden bazi sesler gelir. Bu, evin küçük çocuklarinin sesleridir. Kasik seslerini ve yanan isigi merak ederler. Aksam demisti ya “Beni de sahura kaldirin, ben de oruç tutacagim.” Büyükler de “Sen küçüksün” demislerdi. Ama merak öldürülür mü, merak uyutur mu? “Acaba ne yiyorlar?” Yorganin altinda saga-sola dönerek, uyanik oldugunu belli etmeler. Acaba biri “gel” der mi? Hele bir “gel” dese çocuk nasil mutlu oturur sofraya. Böylece meraki gider, yorganin altinda kipir kipir eden gözlerin sahibinin.

Oruç tutmak büyük zevk verir çocuklara. Açligin zorlugunu, ailesine kendisini ispat etmenin mutlulugu yeter. O gün oruç tutar. Sonra iftar saati yaklastikça heyecan artar. Dakikalar geçmek bilmez. Bir elinde bir meyve, diger elinde seker gibi kirintilar, aksam yemeginin hos kokulari arasinda beklenen ses: Top sesi. Ha atildi ha atilacak derken “gümm” sesiyle, mutlulugun doruguna ulasan çocuklar. Hangisini önce yiyecegini bilmeyen çocuklar. Sonra sofradaki, mutlulugun en küçük üyesi olmanin güzelligi. Çocugun orucu güzeldir. Seytanin belini kiran bir oruç, çocuk orucu.

Yemek sonrasi, neler neler yemek ister. O gün büyümüstür. Öyleyse, babasinin gittigi yere gitmelidir. Camiye, teravih namazina… Arka saflardaki çocuklarin kikirdamalarini, ön saftaki çocuklar merak eder. Büyükler rükûya varinca hemen kosusmaya, etrafi kolaçan etmeye baslayan çocuklar. Teravihin uzunlugundan usanip yarida birakilmasi, büyüklerin sert uyarilari ve homurdanmalari sonucu gerçeklesebilir.

“Bak sakin orada kosturma, gülme, yaramazlik yapma.” gibi tembihlerle camiye götürülen çocuklarin, tüm masumiyeti camiye yansirken, vakit geçtikçe, çocuklara galebe çalar ve verdigi sözleri unuturlar. Kikirdar, güler, oynar, kosar, elleri bagli yürür, gözleriyle her yeri kolaçan eder ama yine de camide oldugunu unutmazlar.

Mevlid ve çocuk. Okutulan mevlidin arkasindan dagitilan simit, lokum, tatli, çocuk için o kadar degerlidir ki. Onun için mevlidi usanma pahasina dinlemeye çalisir. Mevlid öncesi dagitilirsa ne alâ, dinlemek, oturmak zorunda degil. Ama, sonra dagitilirsa, o zaman is kötü. Sahi, mevlid sekerlerini niçin önce büyüklere dagitirlar? Ondan çocuklar daha sevinçli olmaz mi? Hele yetmeyiverirse sekerler. Çocugun ümidi, hayal kirikligi ne olacak? Bu sebeple, sevindirme önce çocuklardan baslamalidir. Bir sekerlik mutlulugu çocuklardan esirgemeyelim. Mevlid maksadina ulassin.

Iftari, sahuru, teravihi, mevlidi ile çocuklar ramazani severler. Onun, insanlari mutlu edici havasini doya doya solurlar. Iftar sofrasinda, önünde mis gibi kokan ve insana gülen yemekleri, tatlilari iftar saatinde beklemenin anlik tadini, hiçbir dis baski olmadan, açliga ragmen sabretmenin büyüklügünü, göremedigimiz ama bize her türlü güzellikleri bahseden Allah’i ögrenir, yasar çocuklar. Iftarla beraber yemenin zevkiyle, yiyemeyenlerin acisini da hatirlar.

“Tekne orucu”yla baslayan ve ömrün sonuna kadar giden oruç yükselisi, ramazan maneviyati, çocuklar için çok önemli, büyükler için özlenesi günlerdir.

Bu zevkten, bu mutluluktan çocuklari mahrum etmeyiniz. Onlarin oruç isteklerine karsi çikmayiniz. Tutulan oruçlardan, kilinan namazlardan dolayi çocuklari tebrik edelim, ödüllendirelim. Çünkü çocuk hafizasi unutmaz. Cami, teravih, mevlid, iftar, sahur… Hepsini büyükler su anda “Ahh eski ramazanlar!” diye hasretle aniyorsa, çocuklar da bu kavramlari ve bu kavramlarla yasamayi ögrenecek ve unutmayacaktir.

Kaynak: Fehmi Reyhan, ilkadim dergisi

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com