Sihir Kitapları

10/02/2006

Süleyman (a.s.)ın mülkünde fitne zuhur edip, hükümetini yitirdiği zaman, insan ve cin şeytanları pek azıtmış, dinsizlik çok ileri gitmişti. Fitneyi çıkaran ve daha sonra Süleyman (a.s.)’a mağlup düşen ve onun emrine girip, hükmüne tabi olan bu şeytanlar “bennâ’, ğavvâs ve âherîn”  namiyle üç ayrı sınıftır.

Bunlar içinde birtakım desiseci sanatkarlar da vardı. Vahiy kaynağından uzak olan bu şeytanlar, meydana gelen ve gelecek olan olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım bilgiler edinirler ve bu bilgilerin her birine yüzlerce yalan ve pislik karıştırarak gizli gizli yaymaya çalışırlardı. Bu işlere alet etmek için kahinleri seçerler ve onlara çeşitli telkinlerde bulunurlardı.

Bu cinlerin bazı haberleri doğru çıktıkça kahinler bunlara güvenir, ancak onlar bunun yanında binlerce yalan dolan da yayarlardı. Derken bu kahinler, bu bilgileri kaleme aldılar, bu konularda kitaplar yazdılar. Cin çağırma, sihir yoluyla gönül çelme hakkında türlü türlü sihir ve efsun (büyü) kitapları meydana getirdiler. Bu arada geçmiş ve gelecek olaylar hakkında habere benzer efsaneler, masallar, yalanlar ve dolanlar yaydılar. Tarih olayları ve gerçekleri tahrif olunarak, halkın duygu ve düşüncelerini yanlış yollara sevk edecek hurafeler yayınlanır ve bunlar arasına bazı bilimsel gerçekler ve hikmetli sözler karıştırılarak, konular çok kötü bir şekilde istismar edilirdi. Bu suretle cinler gaybı biliyor diye birtakım kanaatlar genellik kazanmıştı.

Bu şeytanların yalan ve dolanları yüzünden fitne çıkmıştı. Hz. Süleyman’ın hükümdarlığı ve devleti bir müddet elinden çıkmıştı. Nihayet Allah’ın izni ve yardımıyla Süleyman Aleyhisselâm bunlara galip geldi ve üstünlük sağladı, hepsini hükmü altına alıp, tam anlamıyla kendisine bağlı olarak birtakım hizmetlerde kullandı ve o zaman bütün bu kitapları toplatarak tahtının altında bir mahzene kapattı.

Hz. Süleyman’ın vefatından bir müddet sonra hakikati bilen âlimler de kalmayınca şeytanlardan insan suretinde birisi çıkıp “Ey insanlar! Bilmiş olunuz ki, Süleyman b. Davut, bir peygamber değil de bir sihirbaz idi, cinleri, şeytanları, rüzgarları hep sihirle büyüler ve kullanırdı. O neye erdi ise hep sihir bilgisi sayesinde erdi. İnanmazsanız, sakladığı kitaplarını bulur, anlarsınız.” dedi, o kitapların saklı olduğu yeri gösterdi. Orayı açtılar, gerçekten de birçok kitap çıkardılar. O kitaplar sihir ve efsane kitapları idi. Bunun üzerine “Süleyman sihirbaz imiş, hükümetini sihir ile idare edermiş.” diye yalan ve iftiralar yayılmaya başladı.

Zaten Mısır’dan beri İsrailoğulları arasında sihir ve hokkabazlık bilinirdi. Fakat durum bu sefer bambaşka bir renk almıştı: Bir taraftan siyasî ve ictimaî entrikalarla Süleyman (a.s.)’ın devleti aleyhine işletilmiş, diğer taraftan onun dünyayı hükmü altına alışı, bu sihir ilmi sayesinde gerçekleşmiştir diyerek, yine onun namına iftira edilerek sihir teşvik edilmeye çalışılmıştır. O derece ki, daha sonra gelen İsrailoğulları, ona bir peygamber değil de çok iyi sihirbaz olan bir hükümdar gözüyle bakarlarmış.

Bundan dolayıdır ki, İsrailoğulları özellikle devletlerini kaybettikten sonra, diğer milletler arasında gizli yollarla bu çeşit yayınları teşvik ve terviç etmekten ve hüner şeklinde sihirbazlıkla meşgul olmaktan geri kalmıyorlardı.  Tevrat’ı da büsbütün arkalarına atarak sihir ve iftira yoluna saptılar, sihirbaz bir hükümdardı, fakat yaptığı sihirleri mucize gibi gösterirdi.” diye ona iftiralar ettiler. Buna göre Hz. Süleyman’ın -haşâ- kâfir olması lazım geliyordu. Çünkü sihrin bu derecesinin küfür olduğunda şüphe yoktur. Halbuki Süleyman kâfir değildi, fakat önce ve sonra ona sihirbaz diyen o şeytanlar kâfir oldular, ki insanlara sihir öğretiyor, sihir tâlim ederek yoldan çıkarıyorlardı.

Kaynaklar:
1) Elmalı Tefsiri

Sihir Şeytan Melek

Şeytanlar sırf kendi uydurmaları olan sihri ve bir de Babil’deki Harut ve Marut adında iki meleğe indirileni, insanlara ve o zamanki İsrailoğulları’na  öğretiyorlardı. İşte böyle yapmakla kâfir olmuşlardı. O iki meleğe indirilen aslında bir sihir değil, fakat fesat ehlinin elinde küfre vesile olabilecek bir şey iken, bu şeytanlar bunu yalnızca sihir için öğretmişlerdir. Halbuki Harut ile Marut bunu öğretecekleri zaman “Biz bir fitneyiz, yani bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da küfürdür. Şu halde sakın sen bunu belleyip de küfre girme!” demedikçe ve bu yolda nasihat etmedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Gelişigüzel herkese belletmezler, sû-i istimalden, küfürden, sihirden yasaklarlardı. Bu şeytanlar ise öyle yapmadılar, tam aksine bunlarla herkese sihir öğretiyorlar.

Bu iki melek ve bunların öğrettikleri hakkında birçok sözler söylenmiş, çeşitli görüşler ve bahisler ortaya konmuştur.  Bilindiği gibi, meleklerin insanlara öğretileri ya vahiy veya ilham demektir. 

Harut ile Marut’un Cibrîl gibi vahiy meleklerinden olduklarına dair herhangi bir delil yoktur. Onlar bilgi getiren melekler değil, bilgi gönderilen meleklerdi.  Öğretileri de peygamberlere gelen vahiy derecesinde olmayıp ilham cinsindendir. İlham ise herkese olabilir.
Eski bir medeniyet merkezi olan Bâbil şehri ahalisinden birtakım kimseler, iki şekilde, böyle iki ilahî kuvvet ile ilhama mazhar olmuşlar, bu sayede hilkatteki gizli sırlardan bazı harika ve acaip şeyler öğrenmişler ve öğrenirken bunların şerre de müsait olduğunu, şu halde kötüye kullanılmasının küfür olacağını da öğrenmişlerdir. O halde bu iki meleğe indirilen ve Bâbil halkından bir çoğuna ilham yoluyla öğretilen bu şeyler hadd-i zatında sihir değil idi. Fakat sihir olarak da kullanılabilir ve böyle kullanılınca da katıksız küfür olurdu.  Aslında her bilgi böyledir.

Hakikatin kendisi olan hak dini ve doğru yolu isbat ve destek için Allah tarafından lutfedilen mucizeler ve kerametler, diğer ilimler, hikmetler ve fenler bahane edilerek âlemde ne kadar küfürler, ilhad ve melanetler yayılmıştır. Aslında bunların hepsi küfür ve haram olan sihir cinsine dahil edilebilir. Bu ise ilmin, bizzat kendisindeki ilmî niteliğinden dolayı değil, ortaya çıkardığı pratik sonuçları dolayısıyladır.

İlimler iyiye kullanılırsa zehirlerden ilaç yapılır, kötüye kullanıldığı takdirde de ilaçlardan zehir elde edilir. Hatta bundan dolayı, birçok din âlimleri,  genel olarak ilim hakkındaki  âyetlerden şu sonucu çıkarmışlardır: Özünde haram olan hiçbir ilim yoktur. Hatta şerrinden korunmak için sihir bile öğrenmek haram değildir. Ancak yapmak haramdır ve hatta küfürdür. Bunun öğretimi de bu şarta bağlı bulunmak gerekir.

Sihir tatbikî bir ilimdir, bir şer ve tezvir sanatıdır. Bu sanat pratikte ve tatbikatta bazı hakiki bilgilere dayalı olabilir ve o bilgilerin kötüye kullanılması ile sihir yapılır. Mesela; bugün elektrik konusu önemli bir bilim dalı, çok önemli bir tekniktir. Bunun kötüye kullanılmasından ve şerre alet edilmesinden dolayı tatbikatta bundan birçok sihirler yapılabilir. Lakin bunun böyle olmasından dolayı, elektrik ilminin hadd-i zatında bir sihir olması lazım gelmez.
İşte Babil’de Harut ile Marut’a ilham ile öğretilen şeyler de buna benzer şeyler olduğu anlaşılıyor. Bunlar esasında meleklere mahsus kıymetli şeyler olarak gösterilmiş fakat öğretim ve öğrenim şekliyle ve uygulamasında fitneye de müsait bulunmasından dolayı şeytanî olan sihre dahil edilmiştir. 

Demek ki, sihir sırf şeytanî bir şeydir ve bu başlıca iki kısımdır: Birisi şeytanların sırf kendilerinden uydurdukları pisliklerdir. Diğeri ise Bâbil’deki gibi, esasında meleklere mahsus olan bazı yüce bilgilerle acaip tekniklerin şeytanca kötüye kullanılmasıdır.

Kaynaklar:
1) Elmalı Tefsiri

Sihirin Tesiri

Sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir; fikirleri bozar, kalbleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirirler. Şu halde sihrin aslı yoktur diye aldanmamalıdır. Ve böyle sihirbazlardan sakınmalıdır. Bununla beraber bunları yapanlar, Allah’ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler. Çünkü gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatte, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne melektedir. Hakiki müessir ancak ve ancak Allah’dır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O’nun izni ile meydana gelir. O halde her şeyden önce Allah’dan korkmalı ve Allah’a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah’ın kitabına sarılmalıdır. Allah’ın kitabını arkalarına atan bu sihirbazlar çok iyi bilirler ki, Allah’ın kitabını verip de sihri satın alan bir kimsenin, elbette ahirette hiçbir nasibi yoktur. Bunun sonu açıkça hüsrandır. Celâlim hakkı için bunların, uğruna kendilerini sattıkları şey ne kötü şeydir, amma keşke bunu biliyor olsalardı. Gerçi bunlar sihrin sonunu ve onu yapan sihirbazın ahiretten nasibi olmadığını ve sihre aldananın sonunun sadece hüsran olduğunu bilirler. Fakat yine de bu bilgilerine uygun hareket etmedikleri için davranış biçimleri cahilanedir. Diğer taraftan ahiret nasipsizliğinin ne kadar korkunç bir şey olduğunu bilmezler. Aslında sihrin asıl zararı başkalarından çok yapanlaradır. Ömürlerini nasıl çirkin şeylerle geçirdiklerini bilmezler.Kaynaklar:
1) Elmalı Tefsiri

Çağdaş Dünyada Büyü

19. yüzyılda sanayi devrimi, bilgiye daha kolay şekilde erişebnilmesi, maddeciliğin ön plana çıkması büyücülüğü batıl inançların rafına iyice yerleştiriyor. Metafizik bir gündem varsa -ki vardır- o gündem, daha aydın, daha kültürel ve felsefi yaklaşımlarla daha çok içeriklikte, Estoizm’de odaklanıyor. İki Dünya savaşı geçiren 20.yüzyıl, oldukça şaşırtıcı -ama anlaşabilen- bir şekilde büyücülüğü yeniden gündeme getiriyor. Tahminlere göre bugün İngiltere’de beş ile on bin faal (ve yasal) büyücü vardır. ABD’de bu sayı en azından ikiye katlanıyor.Her ne kadar Batı, büyücülüğü 16. ve  15. yüzyıllarda  arıyorsa da gerçek ve yakın kökenlerini, Prof. Margaret Murray’ın The Witch Cult in Western Europe adlı kitabında ve İngiliz Gerald Gardner‘in çalışmalarında bulabilirz.

Murray’ın kuramları bugün bir hayli tartışılıyor, Gardner ise halen çağdaş büyücülüğün bir dönüm noktası sayılıyor. Her iki çizgide ise ağırlık kazanan Ak büyü ve cadıcılığın, eskilerden kalma, bir çeşit karşıt inanç, alternatif inanç ve öncü feminist hareketi olduğu düşüncesidir.

Ruhçuluk, antropoloji ve folklor ile ilgilenen emekli gümrük memuru Gardner, 70 yaşında iken yayınladığı Withcraft Today, 1954 kitabında hem Murray’ın tezine bağlanıyor hem de büyücülüğün halen mevcut olduğunu, kendinin de bir örgütün üyesi olduğunu açıklıyor. 50′li yıllarda Gardner‘in yazdıkları bir çeşit zincirleme  tepki yaratıyorlar, konu ile ilgilenenler git gide artıyorlar. Ak büyüye yönelik örgütler ve bireysel çalışmalar artıyor, ayinler sürekli  düzenleniyor ve “Eski Din” 20.yüzyıla yerleşiyor.

20.yüzyılın teşkilatlandırılmış büyücülüğü Ak Büyüye odaklanıyorsa da, tercihen, kara ve kızıl tonlamalar hiç eksik değildir. Özellikle 70′li ve 80′li yıllarda Avrupa’nın birçok büyük kentinde, Londra’da, Paris’te, Milano’da mezarlıklar basılıyor, mezarlar açılıyor, tabutlar kırılıyor, cesetler, kemikler ortaya dökülüyor. İbadete kapalı, eski, kısmen yıkık kiliselerde siyah mumların ışığında ayinler düzenleniyor, kara kediler, kara horozlar kesiliyor, kanlar akıtılıyor.

Dünya’da  büyücü örgütlerinin sayısı kabarıyor, dergilerde, gazetelerde büyücüler, falcılar, medyumlar sahife dolusu ilanlar veriyorlar ve televizyon ekranlarında “resmi” cadılar program yapıyorlar, kitaplarını tanıtıyorlar. Ak, kara veya kırmızı her türlü   büyücülük gündemde yerini koruyor, medyatik oluyor, şu veya bu şekilleri ile pagan gelenekleri çağdaşlaşıyor. En çok göze batan, dikkati çeken bugünün cadılarıdır: genç, güzel, alımlı ve çoğunlukta çıplak.

Ne yazık ki, toplumların birçok katmanlarında insanın en eski  devirlerinden kalma bir alışkanlık, dinlerin yasaklarına ve bilimin uyarılarına rağmen, Çağdaş Dünya da sürmektedir.

Kaynak :
Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Büyü, Giovanni Scognamillo & Arif  Arslan, Karizma Yayınları,  2000

« Previous entries · Next entries »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com