Evrensel hak din yalnız İslam�dır

12/25/2006

Evrensel hak din yalnız İslam�dır
Bir ateist, İslamiyet�in evrensel olmadığını, sadece Arapların dini olduğunu söyleyerek bazı sorular sordu. İlk sorusu şöyledir

Sual: Kur�an evrensel midir?
CEVAP
Elbette evrenseldir. Başka bir din de gelmeyecektir. Muhammed aleyhisselam son Peygamberdir. Kur�an-ı kerimde mealen bildiriliyor ki:
(Muhammed, Allah�ın resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]

(De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.)
[Araf 158]

(Biz seni bütün âlemlere rahmet olarak gönderdik.)
[Enbiya 107]

(Hak din yalnız İslam�dır.)
[Al-i İmran 19]

(İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez.)
[Al-i İmran 85]

(Her dinden üstün kılmak üzere, resulünü, doğruluk rehberi Kur�an ve hak din İslam ile gönderen Allah�tır.)
[Feth 28]

Ateist diyor ki:
Sual: Oruç ve namaz olayını ele alırsak, tüm ibadet zamanlarını ay ve güneşin hareketlerine göre belirleyen İslamiyet, sadece Arabistan yarımadasına hitap eder. Bu da İslamiyet�in evrensel olmadığını göstermez mi?
CEVAP
Ay ve Güneş sadece Arabistan�da mı doğuyor? Avrupa, Asya, Amerika, Afrika�da ve Avustralya�ya güneş doğup batmıyor mu? Kur�an, yalnız Araplara mı hitap ediyor. Ey akıl sahipleri, Ey insanlar, Ey iman edenler, Ey kâfirler, Ey kitap ehli diye birçok âyet vardır. Akıl sahipleri sadece Arabistan�da mı? İnsanlar, iman edenler ve kâfirler yalnız Arabistan�da mı yaşıyor? Bu ne bozuk mantık!

Ateist diyor ki:
Sual: Aynı ibadetler, kutuplarda veya oraya yakın yerlerde yapılmaya kalkılsa bir oruç günü 6 ay sürebilecek ve insanlar 6 ay boyunca nasıl aç kalabileceklerdir?
CEVAP
Bu, dini bilmemekten ileri gelen bir düşüncedir. Kur�an-ı kerimde her şey açıkça yazılmamıştır. Bunun açıklamasını Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine havale etmiştir:
(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

Hadis-i şerifler de dinimizde delildir. Ayrıca iki delil daha vardır. Birinin adı icma öteki de kıyas-ı fukaha�dır. Siz bunları bilseydiniz ve inansaydınız o soruları gündeme getiremezdiniz. Namaz, oruç ve diğer ibadetler bu delillerle anlaşılır. Birkaç saat fark aynı ülkede de olabilir. Hatta aynı şehirde bile kışın geceler uzun yazın kısadır. Yazın gündüzler birkaç saat daha fazla uzun diye oruç tutulmaz mı? Allahü teâlâ şöyle ayarlamıştır ki, kameri aylar, her yıl on gün önce gelir ve yılın her mevsimine isabet eder. Mesela Ramazan ayı, kışın kısa günlere geldiği gibi, çok uzun olan yaz günlerine de gelmektedir. 36 senede bir aynı güne gelir.

Kur�anda, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyetlerde bildirildiği halde, Beş vakit namaz tabiri geçmez. Sebeplerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir. Zengin, İslam�ın beş şartını da yapmakla yükümlü iken, fakire zekat vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu halde, İslam�ın şartlarını eda etmek zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen İslam�ın beş şartını yapmaya mecbursun) denilemediği gibi, kutuplardaki Müslümana da, beş vakit namaz kılma mecburiyeti olmaz. Kılınırsa iyi olur. (Nimet-i İslam)

Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer)

Ateistin deveye benzeyen mantığı
Ateist diyor ki:
Sual: Kuran�da adı geçen deve, hurma türü şeyler ancak Arabistan yarımadasında yetişen canlı türleridir. Sadece çöl bitkileri ve çöl hayvanlarını içeren Kur�an nasıl evrensel olabilir?
CEVAP
Ne kadar bozuk bir mantık bu! Hangi öğretmen öğrencisine, bilmediği görmediği şeylerden örnekler verir ki? Elbette herkesin bildiği bir örnek verilir. Kur�anın Arapça olarak gönderilmesi de böyledir. Yani Arap olan insana Türkçe veya İngilizce bir dil ile gönderilse idi ne anlayacaklardı? Bununla beraber, Kur�anda, incir, zeytin, nar, üzüm, kiraz, muz gibi meyvelerden, hıyar, sarmısak, soğan, mercimek gibi sebzelerden ve buğday arpa gibi ekinlerden de bahsedilir. Birkaç âyet meali özetle şöyledir::
(Ekinleri, zeytin ve narları yaratan Allah�tır.)
[Enam141]
(Allah, ekin, zeytin, hurma, üzüm ve diğer meyveleri bitirir.) [Nahl 11]

(Bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.)
[Abese 25]
(İncir ve zeytine and olsun.) [Tin 1]

(Musa�nın kavmi, çeşitli sebze, hıyar, sarmısak, mercimek ve soğan istedi.)
[Bekara 61]
(Allah gökten su indirip çeşit çeşit meyveler yarattı.) [Saffat 41]

(Hurma, üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik.)
[Enam 99]

(Amel defterleri sağdan verilen mutlu kimseler için Cennette sedir ağaçları kiraz, muz ve bol meyveler vardır.)
[Vakıa 27- 44]

Kur�anda Cennet şöyle tasvir edilir:
(Cennetin içinde su, süt, şarap ve bal ırmakları ile meyvelerin her çeşidi vardır.) [Muhammed suresi 15]

Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Cennette, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hayal bile edilemeyen nimetler vardır.)
[Buhari]

Kur�an-ı kerimde, at, eşek, katır, koyun, keçi, inek, köpek, domuz, kurt, maymun, zebra, aslan, balık birçok hayvan ismi geçer. Bunların arasında deveyi görmek art niyetin işaretidir. Bekara suresi bir hayvan adıdır. Sığır demektir. Enam suresi var, [kurbanlık] hayvanlar demektir. Fil suresi var. Daha başka hayvan ismi olan sureler de vardır. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Rabbin bal arısına, her çeşit üründen, çiçekten yemesini öğretti. Karınlarından şifalı bal çıkardı. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.) [Nahl 68,69]

(Yunus�u bir balık yuttu.)
[Kalem 142]
(Allah, erkekli dişili sığır da yarattı.) [Enam 144]

(Yahudilere tırnaklı hayvanlar ile sığır ve koyunun iç yağını haram kıldık.)
[Enam 146]
(Kâfirler hayvan [davar] gibidir, hatta daha aşağıdır.) [Furkan 44]

(Allah sekiz çift hayvan yaratmıştır: Koyundan iki ve keçiden iki…)
[Enam 143]
(Sizin için at, katır ve eşekler yaratılmıştır.) [Nahl 8]

(Mağara ehlinin köpekleri de vardı.)
[Kehf 18]
(Onlar, aslandan ürküp kaçan yaban eşeği [zebra] gibidir.) [Müddessir 50.51]

(Onlara, aşağılık maymun olun dedik.)
[Araf 166]
(Rabbin fil sahiplerinin üstüne ebabil kuşlarını gönderdi.) [Fil 1- 4]

(Evlerin en dayanıksızı örümcek yuvasıdır.)
[Ankebut 41]
(Musa�nın asası bir yılan olmuştu.) [Araf 107]

(Onlara; tufan, çekirge, haşarat, kurbağa ve kan gönderdik.)
[Araf 133]
(Domuz eti ve canavarların öldürdüğü hayvan haramdır.) [Maide 3]

(Yusuf�u kurt yedi dediler.)
[Yusuf 17]
(Süleyman’ın, cin, insan ve kuşlardan müteşekkil orduları vardı.) [Neml 17]
(En çirkin ses eşek sesidir.) [Lokman 19]

Genç ateistin hezeyanları
Genç ateist, bir kelimenin iki veya daha fazla anlamı olacağını bilmediği için veli kelimesine takılmış. Soruyor:
Sual: Hiç Allah�ın velisi olur mu?
CEVAP
Bilindiği gibi yüz kelimesinin birkaç anlamı vardır. Baba kelimesi de öyle. Mafya babası, Bektaşi babası, Fakir babası, Para babası, Baba adam gibi farklı anlamlarda kullanılır. Harç kelimesinin de kullanıldığı yerlere göre çeşitli anlamları vardır. Mesela Maliye�de harç demek, vergi demektir. İnşaatta yenice su, kum karıştırılmış çimento demektir. Ziraatta gübre karıştırılmış toprak demektir. Mutfakta da harç vardır, köfte harcı, dolma harcı gibi.

Genç bunları bilmediği için, diyor ki:
Sual: Veli ne demek, koruyan, gözeten demek. Okula başlayan her öğrencinin velisi olur. Öğrenci velisinden sorulur. Allah’ın velisi deyince de Allah’ı koruyan biri anlaşılır. Demek ki sizin Allah�ınızı koruyup gözeten veliler var öyle mi?
CEVAP
Ne kadar cahillik bu. Bir kelimenin birkaç anlamı olur diye yukarıda açıkladık. Veli, ermiş kimse demektir. Veli kelimesinin çoğulu evliyadır. Öğrenci velileri toplandı denilince bu, evliyalar anlaşılmaz. Senin bu yanlışlığın, 1970 lerdeki bir olayı hatırlattı. Belki o zamanlar sen doğmamıştın. Fikir babanız Prof. İlhan Arsel, (Biz üniversitede kapıcılık bile yapamayız) diyerek istifa ettiği zaman, Meydan dergisinde bir yazar, sizin yanlışlığınıza benzer bir yanlışlığını hatırlatmıştı. İlhan Arsel, Ebussuud efendinin bir fetvasını okumuş, sizin gibi yanlış anlamış. Genç bir kızın pire verilip verilmemesi ile ilgili fetvasındaki pire vermek sözünü anlayamamış. (Görüyorsunuz, Müslümanların şeyh-ül-islamı, bir kızı pire ile evlendiriyor) demişti. Halbuki, o kelime pire değil pir idi. Pir ise ihtiyar demektir. Bu ateistler hep böyle mi diye hatırıma geldi.

Genç ateist soruyor:
Sual: Hepimiz Âdem�den geldi isek niçin dil, din, renk ve kültürümüz bir değil?
CEVAP
Taberani�deki bir hadis-i şerifte: (Allahü teâlâ, Hz. Âdem�e her şeyin sanatını, ilmini öğretti) buyuruluyor. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, dünyada mevcut bütün dilleri öğretti. Hz. Âdem de, Arapça, Süryanice, İbranice ve diğer bütün dillerde kitaplar yazıp her dil ile konuşmuştur. Bu husustaki delillerden biri Bekara suresinin, (Allahü teâlâ, Âdem’e bütün isimleri [bunların sanatını ilmini, ne işe yaradığını, nasıl kullanılacağını] öğretti) mealindeki 31. âyet-i kerimesidir. Hz. Âdem, bunları öğrendiği için, varlıkların adlarını, bütün dil ve lügatleri biliyordu. Çocukları bütün dilleri konuşuyordu. Hz. Âdem vefat edince, çocukları kafileler halinde çeşitli ülkelere göç ettiler. Her kafile, ayrı bir dil ile konuşuyordu. Böylece torunlar, dedelerinin konuştuğu diğer dilleri unutmuşlardı. O anda konuştukları dil ile kaldılar. (Mirat-ı Kâinat)

Biyolojide modifikasyon denilen dış değişikliği yanında, mutasyon denilen genlerde değişiklik olayı vardır. Beyaz insandan siyah, esmer veya sarı insanlar türeyebilir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı dünyanın her tarafından alınan topraktan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı da halis ve temiz oldu.) [Ebu Davud]

Dil ve rengin farklı oluşunu açıkladık. Dinlerde inanç farklı değildi. Her semavi dinde, Allah�a, meleklere, peygamberlere, kitaplara, Cennete, Cehenneme iman esastı. İnsanlar tarafından bozulunca farklı gibi zannediliyor. Diğer dinleri insanların bozduğu, Kur�an-ı kerimde bildiriliyor. Kültür ise, her toplumun yaşadığı iklime, coğrafi bölgeye göre farklı olur.

İslamiyet kolaylık dinidir
Ateist genç diyor ki:
Sual: İslam kolaylık dini imiş, kime yutturuyorsunuz bunu? Nasıl kolaylık dini bu? Oruç tut, namaz kıl, hacca git ve zekat ver. Bunları yapmanın neresi kolay? Bir kısmında beden yoruluyor, bir ay aç duruluyor, bir kısmında ise para gidiyor.
CEVAP
Müslümana bunların hiçbirisi güç gelmez. Mesela sen sabahları uykuda iken biz sabah namazına kalkıyoruz. Elbette bunlar, sana ve senin gibilere zor gelir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, kullarına yapabilecekleri şeyleri emretmiştir. Güç yetirilemeyen işleri emretmemiştir. İnsanları zayıf yarattığı için, kolaylık göstermiştir. Bir âyet meali şöyledir:
(Allah, size hafif, kolay emretmek istedi, çünkü insan, zayıf yaratılmıştır.) [Nisa 28]

Namaz, oruç kolaydır. Zekat için de malın tamamının değil, kırkta birinin verilmesini emretmiştir. Dinin diğer emirlerine dikkatle ve insafla bakılırsa, bu kolaylıklar görülür. Bununla beraber ibadet etmenin güç geldiği kimseler yok değildir. İbadetlerin zor gelmesi, Allah�ın düşmanı olan nefstendir. Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak, ancak müminlere kolay gelir. Kalbi kararmışlara, kâfirlere zor gelir. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bu din [inanıp ibadet etmek] müşriklere [imansızlara] güç gelir.) [Şura 13]

(
[Her çeşit günahtan çekinmek, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yapmak için] Sabrederek ve namaz kılarak Allah�tan yardım isteyiniz. Sabır ve namaz, yalnız Allah�tan korkan müminlerden başkalarına zor gelir.) [Bekara 45]

Bedeni hasta olana bazı işleri yapmak güç geldiği gibi, kalbi ve ruhu hasta olana, kâfir olana da ibadetler güç gelir. (1/191,289)

Ateist genç diyor ki:
Sual: Siz dinin yolundan değil de aklın yolundan gitmelisiniz. Biz akılcıyız, siz dincisiniz. Dinci olan akılcı olabilir mi? Tanrı simgesel bir anlatımdır. Tanrı diye bir şey yoktur. Varsa göstermeniz gerekir.
CEVAP
Bir bilgisayar, bir uçak kendiliğinden meydana geldi diyene inanan mı akıllıdır, yoksa bunların elbette bir yapanı var diyen mi? Bu kâinattaki canlı ve cansız yaratıklar kendiliğinden meydana geldi diyen mi akıllı, yoksa elbette bunun bir yaratıcısı vardır diyen mi? O halde tesadüfen oldu diyen nasıl akıllı olabilir ki? Başına gelecek işlerden dolayı bir tedbir almayan, istikbalini düşünmeyen kimseye akıllı denir mi? Hz. Ali, dirilmeye inanmayan bir ateiste, �Biz inanıyoruz. Diyelim ki senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı, inanıp ibadet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Bizim inancımız doğru ise, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın� diyor. Ateist ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslamiyet�e göre ise, o Cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan da, sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden elbette, ikincisini seçer. Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Halbuki, ahiret hayatı, bir ihtimal değil, apaçık bir gerçektir. O halde aklı, ilmi olanın, Allah�a ve ahirete inanması gerekir. İnanmamak, ahmaklık olur.

Hz. Ali�nin buyurduğu gibi, ihtiyatlı, tedbirli olmak mı akıl kârıdır, yoksa sonsuz tehlikeyi göze almak mı? İslamiyet akla çok önem veren bir dindir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aklı olmayanın dini yoktur.) [Ebuşşeyh]
(Akıllı kimse kurtuluşa ermiştir.) [Buhari]
(Aklı olan kimse iman eder.) [Beyheki]

Tevekkül, kader ve kısmet
Ateist genç diyor ki:
Sual: Din sağlıklı düşünmeye engeldir. İnsanı tevekkülcü, kaderci, kısmetçi yapar.
CEVAP
İslamiyet�i bilmediğiniz için böyle rastgele konuşuyorsunuz. Tevekkül, kader, kısmet gibi şeyleri de bilmiyorsunuz. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Sebeplerin tesir etmesinin Allahü teâlâdan olduğunu bilen, tesiri Allahü teâlâdan bekleyen ve tecrübe edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız Ona güvenmiş olur. Tesir etmeyen, hayali sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz. Tesiri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir. Ateş yakar, fakat, ateşe yakma kuvvetini veren, Allahü teâlâdır. Aç olan, bir şey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren Odur. Gerektiği zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allah�a asi olur. Tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak gerekir. Allahü teâlâ, istişareyi, yani bilenlere danışmayı emretti. Danışmak, sebebe yapışmaktır. Tevekkül sebeplere yapıştıktan sonra sonucu sabırla beklemektir. Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül gerekir. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için de tevekkül gerekir.

Al-i İmran suresinin (Azmedip de bir işe başlayınca, Allah�a tevekkül et, Ona güven! Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez. Size yardım etmezse, kimse yardım edemez. O halde, müminler Allah�a tevekkül etsinler) mealindeki 159 ve160 âyetleri, tevekkül ile beraber çalışmayı ve çalışmada azmin de gerektiğini bildiriyor. Demek ki her Müslüman çalışacak, azmedecek ve sonra da güvenecektir. Tevekkül bir zaaf, bir acizlik değil, tam aksine bir kuvvettir. Tevekkül edenin kaybedecek bir şeyi de yoktur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Deveni sıkı bağla ve sonra Allah�a tevekkül et!) [İbni Asakir]

Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir. Bir Müslüman ancak herhangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son derece de çalıştığı halde, bir başarıya ulaşamazsa, üzülmemeli ve bu sonucun, Allahü teâlânın kendisi için uygun gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek kaderine razı olmalıdır. Yoksa hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip yatarak beklemek, İslamiyet�te yoktur. Böyle yapmak büyük günahtır. Ateistler tevekkülü böyle bir şey zannediyorlar. Bir âyet meali şöyledir:
(İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39]

İnsanlar, bazen her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları halde, istediklerine kavuşamazlar. İşte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve başarıları üzerinde etkili olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler. İşte kader kısmet budur. Bu aynı zamanda büyük bir teselli kaynağıdır. (Ben görevimi yaptım, ama ne yapayım ki kısmetim bu imiş) diyen bir Müslüman, bir işte başarısız olsa bile, ümitsizliğe kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine teşebbüs et ve hacetini yalnız Rabbinden iste!) [İnşirah 5-8]
Yani başarısızlıktan ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmelidir. Dinimiz çalışmayı emrederken, Müslümanlara tevekkülcü ve kaderci diye saldırmak, İslamiyet�i bilmemekten ileri gelen fanatik bir durumdur.

Tesettürü Kur�an emrediyor
Ateist genç diyor ki:
Sual: Başını ve vücudunu açmak Kur�anda yoktur. Hele kol ve bacakları açmak asla Kur�anda yoktur. Buna rağmen kapanmak nasıl Allah�ın emri olur?
CEVAP
Resulullah efendimiz, kapanma hükmü Kur�an-ı kerimde olmadığı halde mi emretti? Asırlardır Müslümanlar Kur�ana, sünnete uymuyorlar mı? Ne kadar basit bir görüş bu. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır. Kur’an-ı kerimde genel olarak hükümler, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Çünkü Kur�an-ı kerimde mealen, (İndirdiğim Kur�anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)

Bir kimse, İsra suresinin (Ana babana öf deme) mealindeki 23. âyete bakarak, ana babasına öf demeden, sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur’anın emrine uydum) dese, doğru olur mu? Bunun anlamı, (Ana babanızı üzmeyin, hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)

Bunun için tesettür âyetlerinden göğüs kısmını kapatıp başka yerleri açmak anlamı çıkmaz. Bu bakımdan Kur’an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur’andan hüküm çıkarabilseydi, Peygamber gönderilmesi lüzumsuz olurdu. Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur’an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur’an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur’an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur’an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç öldürebilir; ama yanlış hüküm, imanı kaybettirip, sonsuz azaba düşürebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
[Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsü ile sadece yakasını örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme, boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]

Bu tercümeye bakıp “Kadın, tanınıp eza edilmemesi için elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir” diyenler çıkmıştır. Önemli olan Resulullahın açıklamasıdır. O buyuruyor ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Resulullaha tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!
Resulullah efendimiz, baldızını, ince elbise ile görünce, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)

Hz. Âişe buyurdu ki:
(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)

Hak din hangisi?
Sual:
Almanya�da oturuyoruz. Küçük kızım, okuldan gelince, �Anne, ya Hıristiyan dini hak ise, onun hak din olmadığını nereden biliyoruz?� dedi. Küçük çocuğuma nasıl bir cevap vermeliyim?
CEVAP
Çocuk her şeyi sorabilir. Ona şimdilik şu kadarını söyleseniz yeter:
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamdan beri, insanları doğru yola iletmek üzere bir çok peygamber göndermiştir. Bazılarına da kitap vermiştir. Kitap verdiği peygamberler, bir din ile gelmiştir. O din bozulunca Allah başka bir din göndermiştir. Mesela İbrahim aleyhisselamın dini bozulup insanlar, doğru yoldan ayrılınca, Allah onlara Musa aleyhisselamı göndermiştir. Onun dinine Musevilik deniyordu. Şimdi Yahudilik deniyor. Yahudilik dini bozulunca da, Allah İsa aleyhisselamı gönderdi. Dinine İsevilik deniyordu. Şimdi Hıristiyanlık deniyor. Hıristiyanlık da bozulunca, Allah, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Onun dininin adı İslamiyet�tir. Allah, artık bu din bozulmayacak, kıyamete kadar kalacak dedi. Ben İslamiyet�ten razıyım dedi. Şimdi Hak din ancak İslamiyet�tir dedi. İslamiyet�ten başka din arayanları, başka dini hak bilenleri Cehenneme atarım dedi. Bütün Peygamberler de müslüman idi. Onları ve getirdikleri kitapları inkâr etmeyiz. Onlar da hak idi, ancak İslamiyet ile Allahü teâlâ onları yürürlükten kaldırdı, böyle olduğuna inanmayanların kâfir olduğunu bildirdi.

Din ne demektir?
Sual:
Din ne demektir? İslamiyet�e sırat-ı müstakim yani doğru yol denir mi?
CEVAP
Elbette İslamiyet sırat-ı müstakimdir.
Din, insanları sonsuz saadete götürmek için Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu yollara din denmez. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede, bir Peygamber vasıtası ile, insanlara bir din göndermiştir. Bütün Peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmeyi istemişlerdir. Yani bütün Peygamberler Müslüman idi. Fakat, kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri başka başka olduğundan, Müslümanlıkları da ayrıdır. Mesela namaz vakitleri kiminde az kiminde çok idi. Bazı şeyler kiminde haram, kiminde helal idi.

Her din, kendisinden önce gelen dini nesh etmiş, yani değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştiren ve dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hiç değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de, bu ahkam ile kurulmuş olan İslam dinidir. Sırat-ı müstakim, sadece İslamiyet�tir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah indinde hak din ancak İslam�dır.) [Al-i İmran 19]
(Sizin için din olarak İslam�ı beğendim.)
[Maide 3]
(İslam�dan başka din arayanın bulacağı din asla kabul edilmez.)
[Al-i İmran 85]

İslamiyet sırat-ı müstakimdir. Kur�an-ı kerimde otuzdan fazla yerde, İslamiyet için sırat-ı müstakim ifadesi geçer. Bunlardan bazılarının mealleri şöyledir:
(Doğu da Allah�ın, batı da. O, dilediğini doğru yola [İslamiyet�e] iletir.) [Bekara 142]
(Allah’ın Kitabına sarılan elbette doğru yola [İslamiyet�e] kavuşur.) [Al-i İmran 101]

(Allah, kendisine inanan ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturur, onları kendisine götüren doğru yola
[İslamiyet�e] ulaştırır.) [Nisa 175]

(Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, doğru yola
[İslamiyet�e] iletir.) [Maide 16]

(İşte Rabbinin doğru yolu
[İslamiyet] budur. Biz, âyetlerimizi, düşünen bir topluluk için beyan ettik.) [Enam 126]

(İşte benim doğru yolum
[İslamiyet] budur; ona uyun. Sizi bu yoldan ayıracak başka yollara uymayın. Kötülüklerden sakınmanız için Allah size bunları emretti.) [Enam 153]

(İblis dedi ki: Sen beni azgınlığa mahkûm ettin, ben de yemin ederim ki, insanları saptırmak için, senin doğru yoluna
[İslamiyet�e] pusu kuracağım [onlara vesvese verip saptırmaya çalışacağım.]) [Araf 16]

(Allah, iman edenleri, doğru bir yola
[İslamiyet�e] iletir.) [Hac 54]
(Resulüm, elbette sen, onları doğru yola, [İslamiyet�e] çağırıyorsun.) [Müminun 73]

(Kur�an-ı Hakim’e and olsun ki, sen doğru yol
[İslamiyet] üzere gönderilmiş Peygamberlerdensin.) [Yasin 2-4]

(Ey Resulüm, elbette sen, doğru bir yola
[İslamiyet�e] çağırıyorsun.) [Şura 52]

İslamiyet evrenseldir
Sual:
Bir ateist, (Kur�anda Peygambere Mekke halkını Müslümanlığa davet et deniyor. Ben Mekkeli olmadığıma göre, Müslümanlık beni bağlamaz) diyor. İslamiyet evrensel bir din değil mi? Sadece Mekke halkına mı geldi?
CEVAP
Mealden İslamiyet öğrenilmez. Görüyorsunuz kâfir bile anlamayıp veya yanlış anlayıp kâfirliğini katmerleştiriyor, ben böyle dine inanmam diyor.

İslamiyet evrensel olup kıyamete kadar geçerli tek dindir. Bu konuda bir çok âyet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Bu konudaki iki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Her Peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

(Benden önce hiçbir Peygambere verilmeyen beş şey bana verildi. Bunlardan birisi, her Peygamber sadece kendi kavmine gönderilirken ben bütün dünyadaki insanlara gönderildim.)
[Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi]

Birkaç âyet-i kerime meali:
(De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]

(Biz seni ancak bütün insanlara
[Müminlere Cenneti] müjdeleyici ve [kâfirlere azabı haber verici] uyarıcı [bir resul] olarak gönderdik; ama insanların çoğu [bu gerçeği] bilmez.) [Sebe 23]

(Âlemlere
[Bütün insanlara ve cinlere ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur�anı] kuluna [Resulüne] indiren [Allah�ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]

(Biz seni âlemlere
[insan, cin ve diğer bütün mahlukata] rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

(İslam�dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.)
[Al-i İmran 85]

Ateistin konu edindiği iki âyet-i kerime şu mealdedir:
(Bu Kur’an, kendinden önce [gönderilen ilahi] kitapları tasdik eden, şehirlerin anası (merkezi olan Mekke) halkını ve çevresindeki [dünyadaki] bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitaba da inanıp namazlarını devamlı kılarlar.) [Enam 92] (Mekke şehri, İslam dünyasının merkezidir. Onun çevresi bütün dünyadır. Dünyadaki Müslümanlar her yıl bir sefer Mekke�de bulunan Kâbe�de toplanırlar.)

(Şehirlerin anası
[olan Mekke] halkını ve çevresindeki [bütün dünyadaki] insanları uyarman ve varlığında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutman için sana Arapça bir Kur’an indirdik. İnsanların bir kısmı [müminler] Cennete, bir kısmı da [kâfirler] Cehenneme gidecektir.) [Şura 7]

Demek sadece Mekkelilerin değil, insanların bir kısmı, inanmadıkları için Cehenneme, bir kısmı da inandıkları için Cennete gidecektir. Mekke, Âdem aleyhisselamdan beri bütün müminlerin yani bütün semavi dinlerin merkezidir. Bütün Peygamberler müslüman idi. Kâbe-i muazzamayı ilk defa Âdem aleyhisselam, sonra da İbrahim aleyhisselam yaptı. Resulullah efendimiz zamanında da tamir edildi.

Dinimizde temizliğin önemi

12/24/2006

Dinimizde temizliğin önemi
Sual: Bir misyonerin, (İslam Peygamberinin, “Yemeğin içine düşen sineğin tek kanadı ıslansa, sineğin öbür kanadının da yemeğe batırıldıktan sonra yemeye devam edilmesi” şeklinde tavsiyesi vardır. Ayrıca İslam ülkelerine gidin, her yer pisliktir. Bunlar Müslümanlığın temizlikten uzak, pislik dini olduğunu göstermektedir) şeklindeki sözlerine ne dersiniz?
CEVAP
Misyonerin dediği yanlıştır. Gayri müslimlerin çoğu pistir. Bugün Amerika�da, Avrupa�da hâlâ küvetteki aynı su ile yıkananlar, lavabodaki aynı su ile elini yüzünü yıkayanlar görülmektedir. Tuvaletlerdeki temizlik ve su durumlarını herkes bilir.

L’Eau Potable =
İçme Suyu adlı Fransızca eserde diyor ki:
(Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Orta çağda, Paris’te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir tuvalet olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Seine = Sen nehrine götürür, o nehirden önce içmek için su alır, sonra pisliğini nehre dökerdi.)

Hakiki Müslüman, hem temiz olur, hem de, sağlığına çok dikkat eder. Tarihte Müslümanlar temizliğe dikkat ettikleri halde, günümüzdeki Müslümanlar maalesef temizliğe gerektiği gibi riayet etmiyorlar. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a gelen bir Alman rahibi, 1560�de yazdığı bir eserde şöyle demektedir: (İstanbul’daki temizliğe hayran oldum. Burada herkes günde beş defa yıkanır. Bütün dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca ismine (hamam) dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar. Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.)

Bugün, İslam ülkesi denilen yerlerde, iman bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riayet edilmemektedir. Fakat burada suç, dinimizde değil, dinimizin esasının temizlik olduğunu unutan kimselerdedir. (Bir insan körse, güneşin bunda suçu ne) sözü meşhurdur. Her Müslüman, dinini iyi öğrense ve buna riayet etmiş olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zaman, başka milletler, Müslüman ülkeleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı orta çağda olduğu gibi, Müslümanların temizliğine hayran kalırlar.

Hıristiyanlığın en revaçta olduğu orta çağda, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs�e tıp tahsil etmeye gelirlerdi. Çiçek hastalığına karşı aşıyı bulanlar, Müslüman Türklerdir. Türklerden bunu öğrenen Jenner, ancak 1796�da bu aşıyı Avrupa�ya götürdü ve haksız olarak (Çiçek aşısını bulan kimse) unvanını aldı. Halbuki, tam bir zulmet diyarı olan o zamanki Avrupa�da insanlar, hastalıktan kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis 1774�de çiçekten öldü. Avrupa uzun zaman veba ve kolera salgınlarına uğradı.

Napolyon 1798�de Akka kalesini çevirdiği zaman, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı: (Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, nur yüzlü kimselerdi. Önce dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden hıyarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün olduğu kadar onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. Bizden hiç bir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.)

İslamiyet temizlik dinidir
Bugün tıp iki kısma ayrılıyor: 1- Hijyen, sağlığı korumak, 2- Therapeutique = terapötik, hastaları iyi etmektir. Bunlardan birincisi önce gelmektedir. İnsanları hastalıklardan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kere, arızalı, çürük kalır. İşte İslamiyet, tıbbın birinci vazifesini, hijyeni garanti etmiştir.

Peygamber efendimiz, Rum imparatoru Heraklius ile mektuplaşırdı. Birbirlerine elçi gönderirlerdi. Bir defa, Heraklius birçok hediye göndermişti. Bu hediyelerden biri de, bir doktor idi. Doktor gelince, (Efendim! İmparator hazretleri beni, size hizmet için gönderdi. Hastalarınıza bedava bakacağım!) dedi. Resulullah efendimiz kabul buyurdu. Emir eyledi, bir ev verdiler. Her gün nefis yiyecek, içecek götürdüler. Günler, aylar geçti. Hiç bir Müslüman, doktora gelmedi. Doktor, utanıp gelerek, (Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim. Bugüne kadar, bir hasta gelmedi. Boş oturdum, yiyip içtim, rahat ettim. Artık gideyim) diye izin isteyince, Peygamber efendimiz, (Sen bilirsin. Eğer daha kalırsan, misafire hizmet etmek, ona ikram etmek, Müslümanların vazifesidir. Gidersen de uğurlar olsun. Yalnız şunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez. Çünkü, Eshabım hasta olmaz! İslam dini, hasta olmamak yolunu göstermiştir. Eshabım temizliğe çok dikkat eder. Acıkmadıkça bir şey yemez ve sofradan, doymadan önce kalkar) buyurdu.

Bunu söylemekle Müslüman hiç hasta olmaz demek istemiyoruz. Fakat sıhhatine ve temizliğe itina eden bir Müslüman, sağlam kalır, kolay kolay hasta olmaz.

Zamanımızdaki bazı Müslümanların temizliğe riayet etmediklerini gösteren batılılar, bu suçu dinimize yüklüyorlar. Halbuki İslamiyet�te temizliğin önemi büyüktür. (Temizlik imandandır) buyurulmuştur. Eshab-ı kiramdan sonra gelen ve tabiin adını alan Müslümanlardan bazıları Eshab-ı kirama, (Allahü teâlâ Kur�an-ı kerimde sizi çok sevdiğini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?) dediklerinde, (Biz temizliğe de çok dikkat ederdik) diye cevap verdiler. Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili döşemeler tozsuz, temiz olur. Her Müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri hep temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Allahü teâlâ, Kur�an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever) buyuruyor. (Bekara 222)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olan girer.) [Deylemi]

(Mümin pis olmaz.) [Buhari]

(Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.) [Taberani]

(Temizlik imanın yarısıdır.)
[Müslim]
(Namazın anahtarı temizliktir.) [Tirmizi]

(Ağzınızı temizleyin, ağzınız Kur�an-ı kerim yoludur.)
[Ebu Nuaym]
(Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.)
[Buhari]

(Yemekten önce ve sonra el yıkamak, zenginliğe yol açar, fakirliği giderir.) [Ebuşşeyh]

(Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın!)
[İbni Ebi Şeybe]

(Ağzınızı temizleyin! Kiramen katibin melekleri için, ağızdaki yemek artıklarının kokusundan daha kötü bir şey yoktur.)
[Deylemi]

(Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.)
[Taberani]

(Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvakla temizlesin! Çünkü bir melek namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.)
[Deylemi]

(Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvakla temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) [İbni Asakir]

(Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!)
[Taberani]

(Kap kacak yıkamak, evi temiz tutmak, zenginliğe sebep olur.)
[Hatib]

Peygamber efendimiz, yanına gelen birisine, (Tırnakların kuş tırnağı gibi uzamış, içi pislik doludur) buyurarak, temiz olmasını emretmiştir. (Taberani)

Dinimizde temizlikle ilgili bu kadar hadis-i şerif varken sinekle ilgili hadis-i şerifi öne sürmek, art niyeti, hainliği göstermektedir. (Sinek bir kaba konarsa, onu tamamen kabın içine batırsın ve sonra çıkarıp atsın) hadis-i şerifi, sineğin mikrop taşıyıcı olduğuna dikkat çekmekte ve sineğin bir kanadında şifa, diğer kanadında ise hastalık olduğunu bildirmektedir. Bu da Peygamber efendimizin bir mucizesidir. O zamanda sinekte böyle bir özelliğin bulunduğunu kim biliyordu ki?

Sineğin bir yanında mikrop, diğer yanında ise, o mikrobu sterilize edecek, panzehir görevini yapan bir ilaç taşıdığı günümüz tıp araştırmalarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Bu meseleyi inceleyen fen adamları, �Sineğin sırtına bastığımız zaman mikroskopla gördük ki, bir kısım mikro varlıklar sağa sola koşuyorlar. Bunların sterilize edici elemanlar olduklarını anladık� diyorlar.

Tarihi Gerçekler
1500′lerde İngiltere’de insanların çoğu Haziran’da evlenirlerdi. Çünkü yıllık banyolarını Mayıs ayında yaparlar, Haziran’da daha çok kötü kokmazlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler pis kokuyu bastırmak için ellerinde bir buket çiçek taşırdı.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanırdı. Bu esnada su o kadar kirli hâle gelirdi ki içinde bir şeyler kaybetmek mümkündü. İngilizce’deki Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın = Don’t throw the baby out with the bath water deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılır, kamışların altında tahta bulunmazdı. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar fareler, böcekler çatıda yaşardı. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşır ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşerdi. İngilizce’deki Kedi-köpek yağıyor = it’s raining cats and dogs deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı idi. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar bunu için yapılırdı.

Zeminler topraktı. Sadece zenginlerin zemini toprak değildi. Toprak kadar fakir = dirt poor tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin zeminleri genelde ahşaptandı. Bunlar kışın ıslanınca kayganlaşırdı. Bunu önlemek için, kış boyu yere saman = thresh serilirdi. Bir zaman gelirdi ki kapı açılınca saman dışarıya taşardı. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konurdu ki bunun adı thresh hold = Saman tutan = eşik idi.

Yemek her zaman ateşin üzerine asılı duran büyük bir kazanın içinde pişirilirdi. Her gün ateş yakılır, kazana bir şeyler ilave edilirdi. Çoğu zaman sebze yenir, et pek bulunmazdı. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılır, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenirdi. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalırdı. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük = peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old tekerlemesi buradan gelir.

Bazen domuz eti bulunca çok sevinirdi. Eve gelen ziyaretçiler domuz etlerini asarak gösteriş yaparlardı. Evde domuz eti bulunması zenginlik alametiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirlerle paylaşılırdı. Buna yağ çiğnemek = chew the fat adı verilirdi.

Parası olanlar kalaylı kurşun tabaklar alabilirdi. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep olur, böylece gıda zehirlenmesine ve ölüme yol açardı. Domatesler buna sebep olduğu için bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu sanılırdı.

Çok kimse ise tahta tabak kullanılırdı. Bayat ekmekten tabaklar da vardı. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabilirdi. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşurdu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyenlerin ağızlarında tabak ağzı = trench mouth denen hastalık ortaya çıkardı.

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılırdı. Bu bileşim bazen birkaç gün baygın vaziyette tutabilirdi. Bazıları bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yaparlardı. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılır, orada yemek yenir, bunların uyanıp uyanmayacağına bakılırdı. Buna uyanma nöbeti denirdi.

İngiltere�de ölüleri gömecek yer bulmak zordu. Bunun için mezarları kazıp, kemikler bir kemik evi�ne götürülür ve mezar yeniden kullanılırdı. Mezarlar açıldığında her 25 ölünün birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görülmüştü. Böylece bazı insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıkmıştı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi mezardan dışarıya taşıyarak bir çana bağlamışlardı. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti = graveyard shift denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur saved by the bell, bazıları da ölü zilci = dead ringer olurdu.


Batılı Seyyahlara göre Osmanlı temizliği ve kanaatkârlığı

“Türkler çok yaşarlar ve az hasta olurlar .Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiç birini bilmezler. Öyle zannediyorum ki, Türklerin bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden bin de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir. Çünkü az yemek yerler, Hıristiyanlar gibi karma karışık şeyler yemezler, umumiyet itibariyle içki âlemleri yapmazlar ve daima idman yaparlar.” (M. de Thevenot-Relation d’un voyage fait an Levant-1665, Paris.) Sayfa 148

”Yemeklerden önce ve yemekten sonra ellerini yıkamak Türkler arasında o kadar umumi bir âdet hükmünü almıştır ki, insanların el yıkamalarına vesile olmak üzere Allah�ın gıdaları yaratmış olduğundan adeta bir darb-ı mesel şeklinde bahsederIer.” (Ricaut-Histofre de I’etat present de l’Empire ottoman (6701 Paris.)

�Mutfakları çok temizdir, mutfak takımları da güzellik ve parlaklık itibariyle eşsizdir; gerek sofra takımları, gerek yemekleri azami nispette tertemizdir.”

”Türkiye’de sofradan kalkılır kalkılmaz mutlaka ellerle ağızlar yıkanır. Önünüze sıcak suyla sabun getirilir, büyüklerin konaklarında ya güI suyu veyahut güzel kokulu başka bir su da ikram edilir. Bunlarla da mendilinizin bir ucunu ıslatırsınız.” (J.B Tavernier-Nouvelle relation de I’interiur du serrail du Grand-Seigneur-1678. Amsterdam)

“Türkler, Avrupa’da ekseriyetle tesadüf edildiği gibi insanların yemek yedikleri veyahut yıkanıp temizlendikten sonra tekrar yiyecekleri kaplarda köpeklerin de yemek yemesine müsaade etmezler. Frenklerin bu hali sık sık tecviz etmelerinden dolayı onlardan (Köpekler!) diye bahsederler. Çünkü Avrupa’da çok defa sofraya köpeklerin de kullanmış oldukları kaplarla yemek getirilir.”

�Ev iaşesine gelince, senede bir ölçek pirinçle bir kaç çömlek erimiş yağ ve bir kaç türlü kuru yemiş kalabalıkça bir ailenin belli başlı erzakıdır. Bütün Şarklıların gürbüz ve kuvvetli insanlar olmasının bence yegane sebebi işte bu kanaatkârlıklarıdır .”

”Türkler umumiyet itibariyle boylu boslu, güzel yapılı adamlardır. Hıristiyan Avrupa’nın tek bir şehrinde bile bütün Osmanlı imparatorluğundan daha çok sakat ve biçimsiz adama tesadüf edilir. Fazla olarak Türkler güçlü-kuvvetli oldukları için pek çok yaşarlar. Herhalde bunun en tabii sebebi gayet sıhhi ve iyi gıdalar kullanmalarında ve mideyi bozmak suretiyle ciğerlere, kalbe ve dimağa ekseriya zarar veren lezzetli yemeklere önem vermemelerinde aranmalıdır. İşte bundan dolayı Türkler nadiren hasta olurlar. Bizlerin daima tutulduğumuz taş, kum, damla vesaire gibi hastalıklar onlarda hemen hiç görülmez. Bu sıhhi vaziyetlerini bir taraftan yiyip içmedeki kanaatkârlıklarına, bir taraftan da israfa kaçmamak şartıyla hamamda yıkanıp temizlenme âdetlerine borçludurlar. Kadınları da ayni vaziyettedir. Boylarıyla yürüyüşlerinin ihtişamı erkeklerinkinden aşağı değildir. Uzun fistanlarının da bu ihtişamda büyük bir tesiri vardır.” (Comielle Le Bruyn -Voyages de Cornielle Le Bruyn par Ia Moscovie, en Perse et aux indes orientales., 1332, La Haye.)

“Eski Türk yemeğindeki temizlikle kanaatkârlık şöyle anlatılır:
“Şimdi Türk milletinden umumi surette bahsedelim. Bu millet yemek hususunda çok kanaatkârdır, yiyeceklerinin sıhhi ve mugaddi olmasıyla iktifa eder, az yemek yer, her şeyden yediği hiçbir gün yoktur. Macaristan’da Türklerin imparatora iade etmek mecburiyetinde kaldıkları bir çok kalelerin uzun zaman aç kaldıktan sonra teslim olmaları fıtri kanaatkârlıklarının bir delilidir. Miktarı az olan günlük yiyeceklerini bir kaç öğünde yedikleri için, hiç bir zaman mideleri çok dolu olmadığı gibi büsbütün boş da kalmaz. Hazım fiilinin bu suretle muntazam bir faaliyet takip ettiğinden emin olduğum için, ben bu usulün bir hayli sıhhi olduğuna kaniim. İstanbul Türkleri yemek saatlerini o kadar geniş bir şehirde o kadar büyük bir sarayda geçirilen faal hayata uygun ve akılane bir şekilde tanzim etmişlerdir. Türkler sabah namazını şafak sökerken kılmakla mükellef oldukları için, erken kalkmak mecburiyetindedirler. Bu namazı kıldıktan sonra pek hafif bir kahvaltı ederler. Öğleyin bir kaç yemiş yerler. İtalyan saatiyle 21 de (Yani ikindi vakti) hafif bir yemekle iktifa ederler ve gecenin bir buçuğundan (yani saat sekiz buçuktan) evvel de rahat rahat akşam yemeklerini yerler. Yemek saatlerini işte böyle tanzim etmişlerdir. Çünkü diğer saatlerini ibadete ve ticaret sahasıyla Babı-ı Ali’de ve diğer dairelerdeki meslek işlerine hasrederler.” (Comte de Marsigli-L’etat militaire de l’Empire ottoman, ses progres et sa decadence, ,1732, La Haye.)

”…Bu harem dairesinin içi kadar temiz bir yer tasavvur edilemez, döşeme tahtalarıyla dehlizler sık ve sağlam hasırlarla kaplıdır. Bunların örülmüş olduğu samanların yahut sazların rengi soluk bir sarıdır. Odalarda çepe çevre dizilmiş minderlerden başka mefruşat yoktur, perdeler gibi bu minderler de beyaz pamuk bezinden yapılmıştır. Ne erkeklerin, ne kadınların dışarıda giydikleri pabuçlarıyla hiç bir zaman ev içlerine girmemeleri Türkler arasında âdet olduğu için, döşeme tahtalarında hiçbir zaman kir görülemez.” (Ledy Craven -Voyage de Milady Craven a Constaninople, par ia Crimee en 1786 -1789, Paris.)

“… Yüzler, eller, ayaklar, tertemiz, yamalı kıyafet pek az ve hele kirlisi hemen hiç yok, bütün ictimai sınıflar arasında umumi ve mütekabil bir hürmet ve riayet manzarası göze çarpıyor.” (Edmondo de Amicis -Constantinople -1883, Paris.)

Not: İsmail Hami Danişmend’in, “Garb Menbalarına göre ESKİ TÜRK SECİYYE ve AHLAKI” isimli kitabından alınmıştır.

Dinimizde kadının yeri

Dinimizde kadının yeri
Sual: Günümüzde (Hayat müşterektir) denilerek, kadına zulmediliyor. En ağır, en adi işlerde bile çalıştırılıyor. İslamiyet�te kadın ev içinde ve dışında çalışmak, para kazanmak zorunda mıdır? Dinimizde kadın hakları hususunda bilgi verir misiniz?
CEVAP
İslamiyet�ten önce kadının hiç değeri yoktu. Araplar, kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Kâbe etrafında bile kadınlar çıplak dolaşırlardı. Müslümanlık gelince bu kötü âdetler son bulmuştur.

Bugün de dünyanın birçok yerinde kadınlar horlanmaktadır. Rusya�da da kadına zulmedildi. Zorla Kolhozlara sokuldu. Erkek gibi, en ağır işlerde, erkek şeflerin baskısı altında, insafsızca boğaz tokluğuna, hayvanlar gibi, en ağır işlerde zorla çalıştırıldı. Fakat zulüm payidar olmadı. Bilinen akıbete uğradı.

Hür dünya dedikleri Hıristiyan ülkelerde ve İslam ülkeleri denilen Arap ülkelerinde, (Hayat müşterektir) denilerek, kadınlar da, fabrikalarda, tarlalarda, ticarette, erkekler gibi çalışıyorlar. Çoğunun evlendiklerine pişman oldukları, mahkemelerin boşanma davaları ile dolu olduğu, günlük gazetelerde sık sık görülmektedir.

Bir kadın yazar da diyor ki:
(Ne zaman bir fuara gitsem, bacaklarını açıp son model arabaların üstüne oturmuş mini etekli mankenleri görsem içim kalkıyor, midem bulanıyor. Ve şaşıyorum: İyi kötü birer kişilikleri olan bu kadınlar, orada öylece durup o arabaların birer aksesuarı gibi pazarlanmayı nasıl içlerine sindiriyorlar? Hem, kadın cinsini bu kadar aşağılatan o kadınlara karşı, hem de onları oraya oturtup müşteriyi kandırarak mal satmaya çalışanlara karşı öfke doluyor içim.)

Kadınlar, İslam dininin kendilerine verdiği kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve boşanma hakkına malik olduklarını bilmiş olsalar, bütün dünya kadınları, hemen Müslüman olurlardı.

Müslümanlıkta kadın sultandır. Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mesuliyet yüklemiştir. İslamiyet�te kadın ev içinde ve dışında çalışmak, para kazanmak zorunda değildir. Evli ise erkeği, evli değilse babası, babası da yoksa, en yakın akrabası çalışıp onun her ihtiyacını karşılamaya mecburdur. Kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmayan kadına, devletin yardım sandığı bakar.

İslamiyet�te geçim yükü erkek ve kadın arasında paylaştırılmamıştır. Bir erkek, hanımını tarlada, fabrikada veya herhangi bir yerde çalışmaya zorlayamaz. Eğer kadın isterse ve erkek de razı olursa, kadın kendine uygun bir işte çalışabilir. Fakat, kadının kazancı kendisinindir.

Müslüman kadının ev işi yapması bir ihsandır, çok sevaptır. Yapmazsa, günaha girmez. Zorla yaptırılamaz. Resulullah efendimizin zamanından bugüne kadar, Müslüman kadınlar bu ihsanı yapmıştır.

Her kadın, bir erkeğin ya kızıdır, ya kardeşidir, yahut hanımı veya annesidir. Kadınlara kötü şeyler reva görülmemeli, onlara layık olduğu değer verilmelidir. (R. Nasıhin)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!)
[Müslim]

(Bir mümin, kötü huylu diye hanımına kızmasın! İyi huyu da olur.)
[Müslim]

(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]

(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hz. Asiye gibi sevaba kavuşur.)
[İ.Gazali]

(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]

(En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.)
[Tirmizi]

(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]

(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

(Hanımını döven, Allah�a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin]

(Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir]

Sual: Kız çocuğunun dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Peygamber efendimiz, (Kız çocuklarını hor görmeyin) buyurdu. Hor görmek dini bilmemekten ileri gelir. Dinimizde, kadının ve kız çocuklarının fazileti büyüktür.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim]

(Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.)
[Taberani]

(İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.)
[İbni Mace]

(İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.)
[Tirmizi]

(Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.)
[Harâiti]

(Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır.)
[İbni Adiy]

(Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.)
[Ebu Davud]

(Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.)

Eshab-ı kiramdan biri, (İki tane olursa da aynı mıdır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aynıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aynıdır.) [Hakim, Harâiti]

Görüldüğü gibi, kız ve kadınlara değer vermeyenler, Müslümanlığı bilmeyen kimselerdir. Müslüman, dinini iyi öğrenip kadına layık olduğu değeri vermelidir!

Sual: İslamiyet kadına değer vermiyor deniyor. İslam�da kadının yeri nedir?
CEVAP
Dinimizi bilmeyen bir kimsenin İslamiyet�in kadına verdiği değerden bahsetmesi, körlerin fili tarif etmesine benzer. Körün biri, filin bacağına dokunur. Fil direk gibi der. Biri karnına dokunur, Fil duvar gibi der. Diğeri de hortumuna dokunur. Fil yılan gibi der. Görenle görmeyen bir olmadığı gibi, bilenle bilmeyen de bir olmaz.

Erkek hep kendini kusurlu görmeli
Kur�an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. Fudayl bin İyad hazretleri, (Hanımım huysuzluk yapınca, dine aykırı bir iş yaptığımı anlardım. Hemen o işime tevbe edince, hanımın huysuzluğu da giderdi. Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım) buyurdu. O halde, Müslüman erkek, hanımı ile iyi geçinir. Çünkü kadınların da, erkekler üzerinde hakları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!)
[Müslim]

Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalı. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendinin neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir.

Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmelidir. Hanımının iyiliğini, iffetini Allahü teâlânın büyük nimeti bilmelidir. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir kadın büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değildir. Onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir. Yani bir erkek, ben iyi bir kocayım diyorsa, hanımından gelen sıkıntılara katlanması lazımdır. Hadis-i şerifte, (Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur) buyuruldu. İyi Müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek şarttır. Kur�an-ı kerimde de mealen, (Onlarla iyi, güzel geçinin!) buyuruluyor. (Al-i imran19)

Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir. Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde; eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Allahü teâlânın rızasını da kazanır!

Kadınların yaratılışı
Sual:
Kadınlar zayıf yaratıldığı için erkeklere emanet edildiği, erkeğin evde aile reisi olması gerektiği, erkeklerin kadından mesul olduğu, fakat kadının erkekten mesul olmadığı söyleniyor. Böyle bir âyet ve hadis var mıdır?
CEVAP
Evet vardır. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu öyle bir ateşten koruyun ki, onun tutuşturucusu insanlarla taşlardır.) [Tahrim 6]

(Erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptir.)
[Bekara 228]

(Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir. Çünkü Allahü teâlâ, bazı kullarını bazısından üstün yaratmıştır.)
[Nisa 34]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız ve onlara yaklaşmanız Allah�ın emri ile helal kılındı. Sizin onların üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Yatağınızı kimseye çiğnetmemeleri ve maruf olan hususlarda size baş kaldırmamaları, onlar üzerindeki haklarınızdandır. Onlar, bu haklarınıza riayet ederlerse, maruf üzere rızıklandırılıp giydirilmeleri onların hakkıdır.) [İbni Cerir]

(Kadın, kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hiç bir şekilde doğru olamaz. Onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın. Kadının kırılması boşanması demektir.)
[Buhari]

(Kadın zayıf yaratılmış ve avrettir. Kadınların avretlerini evde tutarak örtün!) [İbni Lâl]

Sual: Kadın mı üstün yoksa erkek mi?
CEVAP
Bu soru yanlış. Bu mühendis mi üstün, avukat mı demek gibi bir şeydir. Avukattan üstün mühendis, mühendisten üstün avukat olur. Erkekten üstün kadın çoktur. Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Mesela elma armuttan veya armut elmadan iyidir denmez. Çünkü cinsleri farklıdır. Onun için elma ile armut toplanmaz denir.

Yüz kiloluk pehlivan ile elli kiloluk pehlivanı birbiriyle güreştirmiyorlar. Her pehlivan, kilosundaki pehlivanlarla güreşiyor. Ağır sıkletteki bir pehlivan, rakiplerine yenilse, fakat elli kilodaki bütün pehlivanları yense madalya alamaz. Aynı cinsler arasında bile bazı vasıflar aranıyor. Çalışan kadınların maaşını öğrenmek üzere, Amerika�dan iki kişi gelse, birisi, bakanlık yapan bir kadının maaşını öğrense, öteki de yeni işe giren ilkokul mezunu bir kadının maaşını öğrense, verecekleri rapor elbette birbirinden çok farklı olur. İşçi kadın ile bakan olan kadının maaşı mukayese edilmez.

Kadınla erkek mukayese edilerek, Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz denemez. Allahü teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemeyen iki şey, birbiri ile kıyaslanamaz.

Bir erkek kalkıp da, Madem kadın-erkek eşitliği var, niye kadınlar da bizim gibi yer altında, kömür ve maden ocaklarında çalışmıyor dememeli. Çünkü kadının bünyesi buna müsait değildir. Bazı ülkelerde, kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, zulümdür. Herkese, bünyesine uygun iş verilmelidir!

Cenab-ı Hak, kadını da, erkeği de her işe elverişli olarak yaratmamıştır. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez. Limonun ekşi olması limon için bir eksiklik değildir. Çünkü limon ekşiliği için alınır. Allahü teâlâ da kadını ağır işlere elverişli olarak yaratmamıştır.

Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Ancak vasıfları eşit olan iki şey arasında kıyas yapılır. Vasıfları farklı olan şeyler arasında kıyas olmaz. Mesela vapur, uçak ve otobüs binek vasıtası olduğu halde, birinin diğerine üstünlüğü söylenemez. Uçak, denizde yüzemediği için vapurdan aşağı sayılmaz. Vapur, karada gitmediği için bisikletten aşağı olduğu söylenemez. Vapur başka bir vapurla, uçak başka bir uçakla mukayese edilebilir. İkisi de kara vasıtası olduğu halde, bir tankla bir taksi mukayese edilemez. Tank taksi kadar hızlı gitmediği için aşağı kabul edilemez. Her birinin görevi ayrıdır.

Boksta iki kadın, ancak bir erkek kadar dövüşebilir dense, bu, kadına hakaret olmaz. Cenab-ı Hak, kadını akıl ve beden yönünden erkeğe göre farklı yaratmıştır. Akıllı kadın yarattığı gibi, deli erkek de yaratmıştır. Kadınların da, erkeklerin de akılları aynı değildir. Biri kalkıp da, Ya Rabbi insanların aklını niçin eşit yaratmadın diyemez. Yaratıcı sorguya çekilemez.

Birçok bakımdan kadınla erkek, mukayese edilemez, ikisi de her yönden eşit olmalı denemez. İki erkek de her yönden eşit değildir. İki kadın da böyledir. Üstünlük, Allah indindeki kıymete göredir. Müslüman fakir bir zenci, gayri müslim kraldan mukayese edilemeyecek kadar üstündür.

Dinimizin, zenginlerin ve kadınların çoğunun Cehenneme gideceğini bildirmesi, zengine ve kadına hakaret değildir. Zenginlerin ekserisi, parasını faydalı işlerde kullanmadığı, zararlı işlerde kullandığı, israf ettiği için, onları ikâz etmek maksadı ile, (şunları yapmazsanız, Cehenneme gidersiniz) buyurulmuştur.

Keza kadınlar da, erkeklere nispetle daha fazla tesir altında kalarak daha fazla günah işlediği için, (günah işlemeyin, Cehenneme gidersiniz) diye ikâz ediliyor. İyi kadınları ve servetini iyi yolda harcayanları da Cenab-ı Hak övüyor. Malı hayırlı şey olarak bildiriyor, saliha kadınları da övüyor. Kâfir erkeklerin Cehenneme gideceğini bildirirken, Müslüman kadınların Cennete gideceğini haber veriyor.

Şu halde, İslamiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din düşmanlığından başka şey değildir.

Allah�a isyan eden kadın veya erkeğin Cehenneme gitmesi normal değil midir? Devleti yıkmaya çalışan anarşist kadınlar hapse atıldığı için, devlete, kadın düşmanı denebilir mi?

Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok sorumluluk yüklemiştir. Kadın, evde ve dışarıda çalışmak zorunda değildir. Evli ise kocası, evli değilse babası, kadına gerekli şeyleri getirmeye mecburdur. (Hidâye, R. Nasıhin)

Kadınların şehid olması
Sual:
Kadınlar cihad edemeyip şehid olamadıklarına göre, Cennete girmeleri zor değil midir?
CEVAP
Müslüman kadının Cennete girmesi, şehid olması kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihad sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban]

(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.)
[Taberani]
(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani]

(Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen Müslüman kadın şehiddir.)
[Taberani]

(Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehid sevabı verilir.) [Taberani]

(Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, �haydi bir daha� der.)
[Ebuşşeyh]
Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir.

(Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allahü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca Allah rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selame, bunları söylemekteki maksadımı biliyor musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat eden ve kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha hanımları kastediyorum.)
[Taberani]

Kadına niye hitap yok?
Sual:
Ben ateist ve feminist bir bayan değilim. Hikmetini bilmesem de İslamiyet�in emirlerine inanırım. Ancak hem feministlere cevap verebilmek için, hem de merakımın gitmesi için bazı sorularım var. Niçin Kur�anda, hadiste ve İslam âlimlerinin yazılarında genelde hitap erkeğedir, kadına hitap yok. Kadın insan değil midir? Bir de âyet ve hadislerde erkeğe kadından önce hitap ediliyor. Mesela şu âyetlerde hitap hep erkeğedir:
(Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hâkimdir [evin reisidir.] Ey iman edenler, hicret ederek gelen mümin kadınları imtihan edin. Eğer imanlı iseler, kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü mümin kadının kâfirle evlenmesi helâl değildir.) [Mümtehine 10]

(İman etmedikçe, müşrik
[ateist] kadınlarla evlenmeyin. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin!) [Bekara 221]

(Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.)
[Bekara187]
(Kitap ehli [Yahudi ve Hıristiyan] kadınlarla evlenmeniz helaldir.) [Maide 5]

(Naşize kadınlara öğüt verin, yataklarına girmeyin.)
[Nisa 34] Kadın naşize olur da erkek naşiz olmaz mı? Ne diye, Allah, erkeğin kadına öğüt verip onu terbiye etmesini emrediyor?
[Naşiz: Eşine zulmeden erkek. Naşize: Kocasının yatağına gelmeyen ve ondan izinsiz evi terk edip giden kadın.]
CEVAP
Âyet ve hadisten din öğrenilmez. Din öğreniyorum derken, yanlış anlayıp dinden çıkılabilir. İlk yazdığınız âyetin başında bildirildiği gibi, Allah, erkeği âmir olarak yaratmıştır. Köpek ve yılan olarak da yaratabilirdi. Allah�ın emrine razı olmak gerekir. Bir fabrikada, çeşitli kısımların müdürleri veya âmirleri olur. Patron, her işçiye teker teker şunu yapacaksınız demez. İdarecilere söyler. İşlerden idarecileri sorumlu tutar. İşte Allahü teâlâ da, evin reisine emrediyor, onu sorumlu tutuyor. Erkeklerin işledikleri günahlardan kadını sorumlu tutmuyor, fakat kadınların işledikleri günahlardan erkekleri sorumlu tutuyor. Her nimet bir külfet karşılığıdır. Sorumlunun, idarecilik görevini yapması da normaldir.

Maide suresinin 38. âyetinde, (Hırsızlık eden erkek ve kadın) ifadesi geçiyor. Önce erkeğin bildirilmesi onun Allah katında yüksek olduğunu göstermez. Belki de hırsızlık daha çok erkekler tarafından yapıldığı için önce söylendi. Nur suresinin 2. âyetinde, (Zina eden kadın ve erkek) ifadesi geçiyor. Burada belki kadının rolü daha çok olduğu için, kadın erkekten önce bildirdi. Önce hitap edilmesi onun üstün veya aşağı olduğunu göstermez. Bir âyet meali de şöyle:
(Erkek veya kadın, mümin olarak iyi işler yapan, cennete girer.) [Nisa 124]
Bu âyet de, erkeğin kadından üstün olduğunu bildirmiyor. Üstünlük mümin olarak iyi iş yapmaktır.

Erkek olsun, kadın olsun, kâfirin iyi iş yapmasının kıymeti yoktur. Allahü teâlâ kadını erkeğe emanet edip, emanete riayet etmesini de emretti. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Eşinizi üzmeyin. O, Allahü teâlânın size emanetidir.) [Müslim]
(En üstün mümin, eşine, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi]

(Eşinin haklarını ifa etmeyen erkeğin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

(Eşini döven, Allah�a ve Resulüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin]

Dinimiz ve kölelik

12/22/2006

Dinimiz ve kölelik
Sual: Kur’an meali okuyorum. Köle ve cariye geçiyor. Cariye nedir, niye insanlar köle yapılıyordu?
CEVAP
Mealden tefsirden din öğrenmeye kalkmak yanlış olur.
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mal gibi idi. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köle idi. Köle azat edilince hür insan statüsüne tâbi oluyordu.

Köle kadınların hukuki durumu hür kadınlardan farklı idi. Hür kadının her yeri kapalı olurdu. Cariyenin ise kol ve başları, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Şarkı söylemeleri de caiz idi.

Durumu iyi bilmeyen veya art niyetli bazı kimseler, bak Müslümanlıkta kadınlara şarkı söyletmek caiz idi diyerek müziğe helal diyorlar. Hür kadınlara değil cariyelere şarkı söylemek caiz idi. Açık saçık giyinmek de onlara serbest idi. Hür kadın ile cariye karıştırılmamalıdır.

Kölelik sistemini sanki İslamiyet kurmuş gibi, bazıları dinimizi kötülüyorlar. İslamiyet, Yunan ve Roma�da görülen köleliğin kaldırılması için bir çok tedbir bildirmektedir. Hem de kölelere iyi muamele edilmesini emretmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kölelere iyilik edin.) [Nisa 36]
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]

(Yemin kefareti, on fakiri yedirmek, giydirmek veya bir köle azat etmektir.)
[Maide 89]

(Bir mal karşılığı kölelikten kurtulmak isteyenlere yardım edin.)
[Nur 33]
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın.) [Muhammed 4]

Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, mal ile veya esirleri mübadele etmek suretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidye ile de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (isterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyor. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızası ile köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi, savaşlar gibi köleliğin şekli de değişti. Ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler yok mu? Bugün dünyada ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?

İslamiyet, normal insanı köle etmiyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşmanı, esir alınca, o da razı olursa köle kabul ediyordu. Bununla beraber, dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın; bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Böyle sebeplerle köle azat edilince, kölelik kendiliğinden kalkmış olur. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayri müslimler kendi halkına tanıyor mu?

Zenci cariye olan Ümmi Eymen�in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında iken, bir birliğin komutanı idi. Babası Zeyd bin Harise de, köle idi. Rum ordusu ile savaşırken İslam ordusunun komutanı idi.

Peygamber efendimiz, Zeyd bin Harise�yi azat etti. Ana babası bunu almaya geldiler. Onlarla gitmeye razı olmadı. Ben yine Resulullaha hizmet edeceğim dedi.

Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu Cehennemden azat olur.) [Buhari]

(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.)
[Ebu Davud]

(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.)
[Tirmizi]
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]

(Cennete ilk girecek olanlar; şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.)
[Tirmizi]

Bir kimse, suçundan dolayı kölesini döver. Kölesi, Allah aşkına beni bırak demesine rağmen dövmeye devam eder. Peygamber efendimiz, bunu duyunca (Allah aşkına beni bırak dediği halde onu niçin bırakmadın?) buyurur. O kişi, Ya Resulallah, suçumun cezası olarak bu köleyi azat ettim der. (Eğer azat etmeseydin, Cehennem ateşi yüzünü yakıp karartırdı) buyurdu. (İbni Mübarek)

Bütün bu misaller; dinimizdeki köleliğin, eski Mısır, Yunan ve Roma�daki gibi bir esaret olmadığını açıkça göstermektedir.

Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:

[En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa�da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:
�Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.� (Yenişafak, 21.10.2002)]

« Previous entries Next Page » Next Page »

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : derya381975@gmail.com